Noesis Felsefe Atölyesi / 2016-17
Mantıksal Pozitivizm ve Analitik Gelenek

idea yayınevi site haritası 
 

  Ludwig Wittgenstein (1889-1951)


Genel Hatlar
  • Tractatus'ta dilin dünyayı temsil ettiğini ileri sürdü.
  • “Hakkında konuşulamayan üzerinde sessiz kalınmalıdır” sözlerinin bir totoloji olmasına karşın, pozitivistler bunu dinsel dilin anlamsız olduğu biçiminde yorumladılar.
  • Tractatus'u tüm felsefe sorularının çözümü olarak sunduktan sonra reddetti ve sözcüklerin çeşitli yaşam alanlarında nasıl kullanıldığını çözümlemeye döndü.
  • Sözcüklerin anlamı evrensel olarak saptanmış olmadığını, bir sözcüğün en önemli yanının nasıl kullanıldığı olduğunu ileri sürdü. (Örneğin "korkunç" sözcüğünü "güzel"i pekiştirmek için kullanırken olduğu gibi).
  • Felsefecinin işi dili çözümlememektir; sözcüğün anlamı kullanımıdır; dilin bu kullanımı dünyamızın bir tablosunu üretmeye katkıda bulunur.
  • Sözcükler bir satranç oyununda olduğu gibi bir dil oyunundaki hamlelerdir.
  • İnsanların belli ortamlarda belli kurallar ile sözcüklerin anlamları hakkında dil oyunlar oynadıklarını gördü; dinsel dilin bir dil oyunu olarak görülebileceğini düşündü.
  • "Tanrı vardır" dendiğinde bu Hıristiyanlar tarafından kabul edilecektir, çünkü onların dil oyununa uyar; ama ateistik dil oyununa uymaz.
  • Doğrulama ilkesinin dini çözümlemek için çok dar olduğunu belirtti.
  • Bilimi ve inancı karşılaştırılamayacakları zemininde ayırdetti.
  • Logischphilosophische Abhandlung (1921; Tractatus Logico-Philosophicus, 1922; Latince ad Moore tarafından önerildi.)
  • Philosophische Untersuchungen (ölümünden sonra 1953’te yayımlandı; Philosophical Investigations)
“Tüm felsefe ‘dil eleştirisi’dir.” (4.0031)
4.0031 Alle Philosophie ist »Sprachkritik«.
“Dünyanın mantığı totolojilerde gösterilir.” (6.22)
Wittgenstein’a göre önermeleri “saçma”dır (unsinnig; Tr. 6.54). Bu doğrudur. Ama bu Wittgenstein’ın bir yana atılmasını gerektirmez; tersine, saçmalık önermelerinin tüm değerini oluşturan yanıdır. Felsefesinde saçmalık ve tutku bileşiminin akademik kültür üzerinde ne kadar etkili olabildiğini gösterdi. Mistik bir pozitivist olarak, felsefe dünyasında benzersizdir. Ve deha olmaktan en uzak insanlara deha üzerine yargıda bulunma onurunu verdi.

Tüm gizemciliği ile, özellikle felsefe tarihinde ve bilim tarihinde ‘yalancı-bilimler’ olarak gördüğü ussal çabalara karşı amansız bir savaş verdi ve yaşamını anlamsız sözcükler, tümceler ve felsefe ile, metafizik ile çarpışmaya adamış görünür — kendileri saçma olan önermeleri yoluyla. Wittgenstein “saçma” karşısında kendini doğru yerinde duyumsayan engin bir okur kitlesi buldu — tıpkı Albert Camus tarafından “saçma” oldukları yüzlerine vurulduğunda bundan büyük mutluluk duyanlar gibi. Felsefenin “tüm tüm problemlerini özsel noktalarda çözdüğünü” ve bunların “saldırıdan bağışık ve kesin” olduğunu yazdı. Ve sonra çalışmasının değerinin “bu problemler çözüldüğünde ne kadar az şeyin başarıldığını” göstermesinde yattığını ekledi. Gönüllü olarak katıldığı I. Dünya Savaşının bitimine doğru tamamlanan bu İncelemesinde (Tractatus) sıradan bilincin gerçeklik ve varoluş karşısında onunla yürekten paylaştığı çaresizliği dile getirdi, bir ‘dehanın’ bile bu bilgisiz bilinçten hiç de daha iyi bir durumda olmadığnı belgeledi.

Wittgenstein problemleri çözdüğü için felsefeyi bıraktı ve bir ilk okulda öğretmenlik yaptı. Bu görevinde öğrencilerine karşı davranışları herhangi bir problemi çözmüş olduğunu göstermez (bkz. aşağıda Haidbauer olayı)..
   Wittgenstein Eleştiriye Değer Mi?
Wittgenstein fenomeni bir entellektüel dolandırıcılıktır. Bu skandalın önemi Batı akademik dünyasının entellektüel yetkinlikten, ciddiyetten ve dürüstlükten ne kadar uzak olduğunu göstermesinde yatar.

"Simgesel bir dil" başlığı altında Wittgenstein'dan ya da en sonunda Frege'den esinlenerek felsefeye, kavrama ve bilgiye ilgisiz bir dizi "mantıksal önerme" "felsefe" olarak, ve dahası felsefeyi ortadan kaldıran iyi "felsefe" olarak sunuldu.

Analitik ve pozitivist geleneklerin felsefe niteliğini taşıyan hiçbir öğretileri yoktur. Aslında genel olarak öğreti denebilecek bir bakış açıları yoktur. "Bilimsel Dünya Görüşü — Viyana Çevresi" adı verilen bildirge "bilimsel" değildir ve kendisi "sofizm" temeline dayandığını ileri sürerek açılır.

  • Ne mantıksal ne de matematiksel olan bir simgeciliğe gömülmüş bir geleneğin bir öğreti oluşturması olanaksızdır.
  • Ve kuramın kendisini metafiziksel olarak gören mantıksal pozitivizmin bir olgu olmayan herhangi bir kuramı oluşturması paradoksal olurdu.

En iyisinden kültürel bir karakter taşıyan grup felsefi olarak bütünüyle yeteneksiz ve etik olarak dürüstlükten bütünüyle yoksun yarı-ideologlardan ve tarihsel materyalistlerden oluşur.

Gene de bu hile kurumsal ve kitlesel bir karakter kazandı, çünkü çağımızda estetik, etik ve entellektüel her tür yamukluk ve sapıklık için her zaman engin bir kitle tabanı vardır, ve akademi insanların etik ve entellektüel hamlığından kendi payına düşeni alır. Bilgi doğallıkla entellektüel dürüstlük ister. Bu özgürlük, bu moral nitelik ancak ussallık içinde gelişebilir. Pozitivizm entellektüeller arasında en aptallar tarafından üretildi ve Wittgenstein fenomeni Batıda düzgün düşünemeyen geniş bir entellektüel kitleninin varlığını doğruladı.

Wittgenstein’ın programını ‘felsefe tarihine bir tepki’ olarak oluşturduğu görüşü geçersiz görünür, çünkü yazılarında felsefe tarihi ile tanışık olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur. Yaptığı şeyin baştan sona metafizik olduğunu da ayrımsamış görünmez ve doğallıkla başlıca kaynakları Russell ve Frege idi. Kavramdan, mantıktan, diyalektikten bütünüyle habersiz, sözcüklerin ilgisiz bağıntıları düzleminde yalnızca çağrışımları üzerine dayandı. Bu plastik dünyanın sentez ve analiz anarşisi içinde, herşey birbirine bağlanabilir ve eşit ölçüde keyfi olarak birbirinden ayrılabilir. Wittgenstein yalnızca dil ile oyun oynadı ve buna ‘dil oyunları’ kuramı adını verdi.

Wittgenstein öyle bir bönlük kültü yarattı ki, en sonunda onda dişine göre bir yazar bulduğunu gören herkes ‘tefsir’e girişti — tıpkı Albert Einstein’ın görelilik kültü durumunda olduğu gibi. Hiçbir entellektüel değerleri ve dürüstlükleri olmayan kafalar tüm a priori aptal okuyuculara kendi daha yüksek aptallıkları ile Tractatus’u, Felsefi Soruşturmalar’ı açıklamaya başladılar.

Wittgenstein yorumcularından daha iyi değildi. Kavrayışsızlığının verdiği bilinçsiz bir rahatsızlık içindeki bir bilge pozunda, felsefeye yabancı okuyucusunu rahatlatıyor, okuyucusunun banalitesine güveniyor, felsefeden korkmaması gerektiğini öğütlüyordu:

“Felsefe yalnızca herşeyi önümüze koyar, ve ne herhangi birşeyi açıklar ne de çıkarsar. Herşey açıkta yattığına göre, açıklayacak hiçbirşey yoktur. Çünkü gizli olan bizi ilgilendirmez. ‘Felsefe’ adı tüm yeni keşif ve icatlardan önce olanaklı olan herşeye de verilebilir.” (Philosophische Untersuchungen, § 126)

126. Die Philosophie stellt eben alles bloß hin, und erklärt und folgert nichts.— Da alles offen daliegt, ist auch nichts zu erklären. Denn, was etwa verborgen ist, interessiert uns nicht. “Philosophie” könnte man auch das nennen, was vor allen neuen Entdeckungen und Erfindungen möglich ist.

“Philosophy just puts everything before us, and neither explains nor deduces anything. Since everything lies open to view, there is nothing to explain. For whatever may be hidden is of no interest to us. The name 'philosophy' might also be given to what is possible before all new discoveries and inventions." (PI § 126)

Özellikle felsefe tarihinde bir benzeri daha olmayan bir ciddiyet ile ‘iskemleler,’ ‘masalar,‘ ‘taşlar’ vb. üzerinde yoğunlaşarak dil oyunları oynayan Philosophische Untersuchungen sıradan dil felsefesinde derinleşmesi ile felsefeyi sıradan dili olan sayısız okura ulaştırdı.

Örneğin bir yorumcu şöyle yazar: "According to Wittgenstein, language and life are internally related. Life provides the foundation to language. Language reflects all the aspects of life – mental, moral, ethical and religious"

  • Gizemli olan şey dünyanın nasıl olduğu değil ama olmasıdır. (6.44)
    • Nicht wie die Welt ist, ist das Mystische, sondern dass sie ist.
  • Dünya olguların toplamıdır. (1.1)
    • Die Welt ist die Gesamtheit der Tatsachen.

ve

  • Ben kendi dünyamım. (Mikrokozmoz.) (5.63)
    • Ich bin meine Welt. (Der Mikrokosmos.)
1.1 bir fetva gibi başlar. Bir çıkarsama, tanıtlama, aklama söz konusu değildir.

Önerme Thales'in "Dünya suların toplamıdır" önermesini andırır. Ama Ön-Sokratikler ussal, özgür düşüncenin öncüleri idiler ve bilimin ve felsefenin işinin henüz başında duruyorlardı. Bir arkheye gereksinim duymaları, bunun için fiziksel cisimleri kullanmaları ve henüz diyalektiğe yabancı monizmleri bütünüyle anlaşılabilir şeylerdir, çünkü henüz işin başında idiler. Ve tüm değerleri bir başlangıç, bir arkhe olmalarında yatar, çünkü başlangıç bütün bir yol için yalnızca küçük bir ilk adım olsa da, eğer gerçek ilk ise, bütünü ve ereği kendi içinde kapsar. Düşünce ilk kez onlarla kendini mistik, mitolojik vb. yeteneklerinden kurtardı ve kendine özgü bağımsız ve benzersiz yönünü kazandı.

 
Mantıksal Pozitivizm ve Analitik Gelenek, tüm "bilimselci" pozlarına karşın, bilim dışıdırlar. Felsefi öncülleri olan görgücülük gereği, bilginin yerine bilgi olmayan herşeyi geçirirler.

Mantıksal pozitivizm ve analitik gelenek her ikisi de David Hume’u izleyerek matematiği ve fiziği insan bilgisinin biricik olanaklı biçimleri olarak aldılar ve yine ustalarını izleyerek metafizik dedikleri şeyi kendi bilinçlerini de kapsamak üzere ateşe attılar. Görgücü temelde bilginin ve bilimin olanaksızlığını kabul ederek ve kuşkuculuğu doğrulayarak, ‘dil’in mantıksız düzlemine çekildiler ve felsefi yanlışlıkları dil yanlışlıkları olarak gördüler.

Her iki düşünme yolunda da “bilgi” sözcüğü yalnızca bir eğretileme değerini taşır. Dilin düşünceden bağımsız, aslında düşüncenin temeli olduğunu düşünerek, yine düşünme yoluyla dili analiz etmeye giriştiler. Analizi kendisi analiz edilemeyecek birşey sayarak, analizin senteden ayrı olmadığı olgusunu anlayamadılar.

Felsefe Tarihinin çöpe atılmasına ek olarak, tarih, etik, estetik, ve giderek toplumbilim ve ruhbilim de pozitivist ve analitik geleneklerin oyun alanından dışlanır. Bunlar ya olgular ile ilgisiz ya da mekanik ve matematik ile ilişkilendirilemedikleri için, bilişsel değildirler ("bilgi" sözcüğünün analitik anlamında).

Anlamaya çalışacağımız şey dünya değil ama yalnızca tümcelerdir.

Wittgenstein ‘totoloji’ kavramının felsefenin ‘en önemli’ kavramı yaptı.

   “Totoloji” olarak Mantık

Mantıksal pozitivistler Wittgenstein'ın mantığı totolojik ya da analitik olarak nitelemesini birincil felsefi katkısı olarak aldılar. Ve matematiği de mantığın bir dalı olarak gördükleri için, dünyaya onun da totolojik olduğunu duyurdular. Ama Wittgenstein matematiğin totolojilerden değil, denklemlerden oluştuğunu ve denklemlerin yalancı-önermeler olduğunu ileri sürüyordu (Die Sätze der Mathematik sind Gleichungen, also Scheinsätze, 6.2.).

Pozitivistlerin ne sonsuz, ne nicelik, ne de sayı kavramını anlamaları olanaklıdır, çünkü kavramlar çelişki içerir ve analitik ve pozivist geleneklerin özellikle kaçındıkları şey paradoks dedikleri çelişkidir.

Çelişki analizin olanaksızlığıdır, çünkü analitik düşünceye göre hiçbirşey karşıtını kapsayamaz. Analitik düşünce bu nedenle özdeşliğe döner. Ama özdeşliğin kendisinin karşıtını kapsadığını, kendinde bir ayrım olduğunu anlamaz. Aslında, özdeşliği de analiz ederek karşıtından ayırır, "Özdeşlik = Özdeşlik" der.

   Wittgenstein için “mantık” totolojiktir.
4.461 Der Satz zeigt was er sagt, die Tautologie und die Kontradiktion, dass sie nichts sagen.

Die Tautologie hat keine Wahrheitsbedingungen, denn sie ist bedingungslos wahr; und die Kontradiktion ist unter keiner Bedingung wahr.

Tautologie und Kontradiktion sind sinnlos.

(Wie der Punkt, von dem zwei Pfeile in entgegengesetzter Richtung auseinandergehen.)

(Ich weiß z.B. nichts über das Wetter, wenn ich weiß, dass es regnet oder nicht regnet.)

4.461 Önerme söylediğini gösterir, totoloji ve çelişki ise hiçbirşey söylemediklerini.

Totolojinin hiçbir doğruluk-koşulu yoktur, çünkü koşulsuz olarak doğrudur; ve çelişki hiçbir koşul altında doğru değildir.

Totoloji ve çelişki anlamsızdır.

(Ondan iki okun karşıt yönde birbirinden uzaklaştığı nokta gibi.)

(Örneğin havanın yağışlı olduğunu ya da olmadığını bildiğim zaman hava hakkında hiçbirşey bilmiyorumdur.)

4.4611 Tautologie und Kontradiktion sind aber nicht unsinnig; sie gehören zum Symbolismus, und zwar ähnlich wie die »0« zum Symbolismus der Arithmetik. 4.4611 Ama totoloji ve çelişki anlamsız değildir; simgeciliğe aittirler, ve dahası “0”ın aritmetiğin simgeciliğine ait olması gibi.
4.462 Tautologie und Kontradiktion
sind nicht Bilder der Wirklichkeit. Sie stellen keine mögliche Sachlage dar. Denn jene lässt jede mögliche Sachlage zu, diese keine.

In der Tautologie heben die Bedingungen der Übereinstimmung mit der Welt — die darstellenden Beziehungen — einander auf, so dass sie in keiner darstellenden Beziehung zur Wirklichkeit steht.

4.462 Totoloji ve çelişki edimselliğin resimleri değildir. İşlerin hiçbir olanaklı durumunu temsil etmezler. Çünkü birincisi işlerin her olanaklı durumuna izin verirken, ikincisi hiç birine vermez.

Totolojide dünya ile bağdaşmanın koşulları — temsil eden bağıntılar — birbirini ortadan kaldırır, öyle ki totoloji edimsellik ile hiçbir temsil eden bağıntı içinde durmaz.

4.463 Die Wahrheitsbedingungen
bestimmen den Spielraum, der den Tatsachen durch den Satz gelassen wird.

(Der Satz, das Bild, das Modell, sind im negativen Sinne wie ein fester Körper, der die Bewegungsfreiheit der anderen beschränkt; im positiven Sinne, wie der von fester Substanz begrenzte Raum, worin ein Körper Platz hat.)

Die Tautologie lässt der Wirklichkeit den ganzen — unendlichen — logischen Raum; die Kontradiktion erfüllt den ganzen logischen Raum und lässt der Wirklichkeit keinen Punkt. Keine von beiden kann daher die Wirklichkeit irgendwie bestimmen.

4.463 Doğruluk-koşulları önerme tarafından olgulara bırakılan oyun alanını belirler.

(Önerme, resim, model olumsuz bir anlamda bir başkasının devim özgürlüğünü kısıtlayan katı bir cisim gibidir; olumlu anlamda, katı töz tarafından sınırlanan ve içinde bir cisme yerini veren uzay gibi.)

Totoloji edimselliğe bütün — sonsuz — mantıksal uzayı bırakır; çelişki bütün mantıksal uzayı doldurur ve edimselliğe hiçbir nokta bırakmaz. Buna göre ikisinden hiç biri edimselliği herhangi bir yolda belirleyemez.

4.464 Die Wahrheit der Tautoloğie
ist gewiss, des Satzes möglich, der Kontradiktion unmöglich.

(Gewiss, möglich, unmöglich: Hier haben wir das Anzeichen jener Gradation, die wir in der Wahrscheinlichkeitslehre brauchen.)

4.464 Totolojinin doğruluğu pekin, önermenin olanaklı, çelişkinin olanaksızdır.

(Pekin, olanaklı, olanaksız: Burada olasılık kuramında gereksindiğimiz o derecelendirmenin bir belirtisi vardır.)

4.465 Das logische Produkt einer Tautologie und eines Satzes sagt dasselbe, wie der Satz. Also ist jenes Produkt identisch mit dem Satz. Denn man kann das Wesentliche des Symbols nicht ändern, ohne seinen Sinn zu ändern.

4.465 Bir totolojinin ve bir önermenin mantıksal çarpımı önerme ile aynı şeyi söyler. Öyleyse o çarpım önerme ile özdeştir. Çünkü simgeye özsel olan şey simgenin anlamı değişmeksizin değiştirilemez.

(W.) Wittgenstein wrote the notes for the Tractatus while he was a soldier during World War I and completed it when a prisoner of war at Como and later Cassino in August 1918.
Jaakko Hintikka

"Wittgenstein Street & Smith dedektif magazinlerini Mind’a yeğlediği zaman, yargısı toplumsal ya da estetik ya da ahlaksal değildi. Entellektüel idi. Çağdaş felsefi yazılarda amaç ve ciddilik yoksunluğuna ve ayrıca bu yazılarda gereğinden çok örneklenen karışık düşünme ve uslamlamaya da karşı çıkıyordu. Wittgenstein’ın önemli bulduğu felsefi problemlerin güçlüğü konusunda keskin bir duyarlığı vardı." (PRESTON; s. 270; Hintikka, Kim analitik felsefeyi öldürmek üzeredir?)

(W.) Bertrand Russell’s article “The Philosophy of Logical Atomism” is presented as a working out of ideas that he had learned from Wittgenstein.
   Dil ve Realite ilişkisi

Wittgenstein'ın Tractatus'ta başlıca amacı birincil problem olarak dil ve realite arasındaki ilişkiyi geliştirmektir.

Bunun için ilk olarak realiteye ilişkin biircik gerçek önermelerin olumsal ("görgül") önesürümler olduklarını ileri sürer. Bunlar realiteye karşılık düşmediklerine göre "doğru" ya da "yanlış" olabilirler (4.022, 4.25, 4.062, 2.222). Görgül olmayan tüm önermeler gerçekte önermeler değil, yalancı-önermelerdir. Yalancı olmayan gerçek önermelerin realite ile ilişkileri gönderme ilişkisidir ve bu ilişkide iki yan arasında, önerme ve realite arasında karşılık düşme varsa, önerme doğrudur, yoksa yanlış.

Matematiksel önermeler "reel" değildir, realiteye gönderme yapmazlar ve salt "sintaktik" doğadadırlar. Bu "sintaktik" önermeler belitlerden türetilse de, "belitlerin" doğası a priori olamaz; olursa, matematik yalancı-bilim olacaktır. Yalancı olmamak için, hem realiteye ilgisiz olmalı, hem de "sintaktik" olarak dilin karakterini göstermelidir. Wittgenstein bu görüşünü 1951'de ölümüne dek sürdürdü. (bkz. STANFORD)

Tüm bunlar felsefe tarihinde dahaçok kuşkucu düşünürlere ait olan görüşlerden yapılan alıntılardan türetilmiştir. Bu görüşler ile ilk kez Wittgenstein'da karşılaşan biri onlara Wittgenstein'a yükler, üstelik kendisinin açıkça "tüm düşüncelerimi başkalarından ödünç aldım" demesine karşın.

“Düşüncelerimi her zaman başkalarınan ödünç aldım.”

Ama şu düşünce ödünç görünmez: “Ethics, if it is anything, is supernatural and our words will only express facts.”


Fiction I: A Lecture on Ethics - Ludwig Wittgenstein(The Philosophical Review, Vol. 74, No. 1 (Jan., 1965), pp. 3-12)
   Ödünç Düşünceler

I don’t believe I have ever invented a line of thinking, I have always taken one over from someone else. (Wittgenstein 1980, Culture and Value) (Link)

Mantığın "totoloji" olduğu görüşünü kimden aldı? Gerçekte, Wittgenstein'ın yanlışlarından da kendisi değil ama başkaları sorumlu görünür. Bu yanlışlar endemik olmuştur.

"When I was in Norway during the year 1913-1914 I had some thoughts of my own, or so at least it seems to me now. I mean I have the impression that at the time I brought to life new movements in thinking (but perhaps I am mistaken). Whereas now I seem just to apply old ones. (Wittgenstein, 1980, Culture and Value) (Link)

    “Tüm problemleri çözdüm”

"Dagegen scheint mir die Wahrheit der hier mitgeteilten Gedanken unantastbar und definitiv. Ich bin also der Meinung, die Probleme im Wesentlichen endgültig gelost zu haben. Und wenn ich mich hierin nicht irre, so besteht nun der Wert dieser Arbeit zweitens darin, dass sie zeigt, wie wenig damit getan ist, dass diese Probleme gelost sind.

Das Buch behandelt die philosophischen Probleme und zeigt — wie ich glaube — dass die Fragestellung dieser Probleme auf dem Missverständnis der Logik unserer Sprache beruht. Man konnte den ganzen Sinn des Buches etwa in die Worte fassen: Was sich überhaupt sagen lässt, lässt sich klar sagen; und wovon man nicht reden kann, darüber muss man schweigen."

"Öte yandan bana burada iletilen düşüncelerin doğruluğu dokunulamaz ve kesin görünüyor. Bu nedenle problemlerin özsel yanlarda son çözümlerini bulmuş olduğum görüşündeyim. Ve eğer bunda yanılmıyorsam, o zaman bu çalışmanın değeri ikinci olarak bu problemlerin çözümü ile ne kadar az şeyin başarıldığını göstermesinden oluşur."

Kitap felsefi problemleri ele almakta ve — inanıyorum ki — bu problemlerin sorulmasının nedeninin dilimizin mantığının yanlış anlaşılması üzerine dayandığını göstermektedir. Kitabın bütün anlamı şu sözlerde toparlanabilir: Ne olursa olsun söylenebilen açıkça söylenebilir; ve hakkında konuşulamayan üzerinde sessiz kalınmalıdır."

Tractatus’a Önsöz'den

“Wittgenstein’s masterpiece [Tractatus]” ... “the most important contribution to philosophy since Kant’s Critique of Pure Reason.”
— Wittgenstein’s Place in Twentieth-century Analytic Philosophy. P. M. S. Hacker.
    Felsefi Katkılar

Wittgenstein akademik felsefenin ciddiyeti için bir turnusol kağıdıdır ve bütün bir akademik dünyada aşağı yukarı hiçbir ciddiyetin olmadığını tanıtlamıştır.

 

2.10131. Der räumliche Gegenstand muss im unendlichen Raume liegen. (Der Raumpunkt ist eine Argumentstelle.)

Der Fleck im Gesichtsfeld muss zwar nicht rot sein, aber eine Farbe muss er haben: er hat sozusagen den Farbenraum um sich. Der Ton muss eine Höhe haben, der Gegenstand des Tastsinnes eine Härte, usw

2.1031 Uzaysal nesne sonsuz uzayda yatıyor olmalıdır. (Uzay noktası bir bağımsız-değişken yeridir.)

Görüş alanındaki benek kırmızı olmak zorunda değildir, ama bir rengi olmalıdır: Deyim yerindeyse çevresinde bir renk uzayı taşır. Ses bir yükseklik taşımalıdır, dokunma duyusunun nesnesi bir sertlik, vb.

“Düşüncelerimin uyarılmasında Frege’nin büyük çalışmalarına ve dostum Bertrand Russell’ın yazılarına çok şey borçluyum.”
   Felsefe Tarihi: İğrenç yanlışlıklar

"He [David Pinsent] wrote in May 1912 that Wittgenstein had just begun to study the history of philosophy: "He expresses the most naive surprise that all the philosophers he once worshipped in ignorance are after all stupid and dishonest and make disgusting mistakes!" (LINK) .... Wittgenstein left to live in Norway.

    “Gizem” (Tractatus)

Etik, estetik, yaşamın anlamı ya da Tanrı hakkında taşınabilecek tüm düşünceler Wittgenstein’ın “gizemli” dediği alana düşer ve sözcüklerde anlatılamazlar.

6.44 Nicht wie die Welt ist, ist das Mystische, sondern dass sie ist.

6.45 Die Anschauung der Welt sub specie aeterni ist ihre Anschauung als — begrenztes — Ganzes.
Das Gefühl der Welt als begrenztes Ganzes ist das mystische.

6.5 Zu einer Antwort, die man nicht aussprechen kann, kann man auch die Frage nicht aussprechen.

6.522 Es gibt allerdings Unaussprechliches. Dies zeigt sich, es ist das Mystische.

6.44 Gizemsel olan şey dünyanın nasıl olduğu değil, ama olmasıdır.

6.45 Dünyanın sub specie aeterni sezgisi onun — sınırsız — bütün olarak sezgisidir.
Dünyanın sınırsız bütün olarak duygusu gizemsel olandır.

6.5 Dile getirilemeyecek bir yanıt için soru da dile getirilemez.

6.522 Hiç kuşkusuz dile getirilemez şeyler vardır. Bu kendini gösterir, gizemsel olan odur.

   Felsefenin Doğru Yöntemi (Tractatus)

Felsefe doğa biliminin önermelerinden oluşacaktır.

6.53 Die richtige Methode der Philosophie wäre eigentlich die: Nichts zu sagen, als was sich sagen lässt, also Sätze der Naturwissenschaft — also etwas, was mit Philosophie nichts zu tun hat —, und dann immer, wenn ein anderer etwas Metaphysisches sagen wollte, ihm nachzuweisen, dass er gewissen Zeichen in seinen Sätzen keine Bedeutung gegeben hat. Diese Methode wäre für den anderen unbefriedigend — er hätte nicht das Gefühl, dass wir ihn Philosophie lehrten — aber sie wäre die einzig streng richtige. 6.53 Felsefenin doğru yöntemi gerçekte söylenmesine izin verenden, öyleyse doğa biliminin önermelerinden — öyleyse felsefe ile hiçbir ilgisi olmayan birşeyden — başka hiçbirşey söylememek, ve sonra her zaman, eğer başka biri metafiziksel birşey söylemek isterse, ona önermelerinde belli imlere hiçbir anlam vermediğini göstermek olacaktır. Bu yöntem başkası için doyum verici olmayacak — ona felsefe öğrettiğimiz duygusunu taşımayacak —, ama tam olarak doğru biricik yöntem olacaktır.
   Sessiz Kalmak

Ama önermelerim saçmadır. (Tractatus)

6.54 Meine Sätze erläutern dadurch, dass sie der, welcher mich versteht, am Ende als unsinnig erkennt, wenn er durch sie — auf ihnen — über sie hinausgestiegen ist. (Er muss sozusagen die Leiter wegwerfen, nachdem er auf ihr hinaufgestiegen ist.)

Er muss diese Sätze überwinden, dann sieht er die Welt richtig.

7 Wovon man nicht sprechen
kann, darüber muss man schweigen.

6.54 Önermelerim şu yolda durulaştırıcıdır: Beni anlayan biri sonunda onları saçma olarak kabul eder—onlar yoluyla onların üzerine, onların ötesine tırmandıktan sonra. (Deyim yerindeyse, merdivenin üzerinde tırmandıktan sonra ona bir tekme atmalıdır.)

Bu önermelerin üstesinden gelmelidir, o zaman dünyayı doğru görür.

7 Hakkında konuşulamayan üzerinde sessiz kalınmalıdır.

   Düşünceye Sınır (Tractatus)

Metafizik sözel olarak doğanın ötesi demektir. Doğanın ötesi ise tindir. Sözcüğün kullanımında kavramı ve anlamı arasında hiçbir uygunluk gözetilmediği için, neyi anlatması gerektiği belirsizdir. Genellikle doğal olduğu gibi tinsel de olmayanı, mantıksal olanı anlatır ve Wittgenstein'ın hakkında konuşulamayacak olduğunu söylediği ve dolayısıyla pozitivist saldırının hedefi yapılması gereken şey Logosun, Usun kendisidir. Logos dinsel bilincin Tanrı ile anlaması gereken şeye karşılık düşer. Dinsel bilinç tasarımlar ve imgeler düzleminde düşünür ve gerçekliği yüreğin duygusunun konusu olarak, bir inanç sorunu olarak kabul eder. Pozitivizm ateizme karşılık düşer, çünkü Logos—Doğa—Tin üçlüsünde Logosun yeri boştur. Yalnızca Doğa bilinebilirdir (ama bilginin "kuşkulu bilme" olması koşulu ile). Tinsellik alanı (bütün bir ansal yetiler, hak-ahlak-etik, ve estetik-inanç-bilim alanları) pozitivizm için bilişsel değildir (kuşkulu bilgisi bile olanaklı değildir) ve dolayısıyla "bilimsel" olarak ele alınmaz ve doğruluk ve yanlışlık konusu olamaz.

   Düşünceye Sınır (Tractatus)

Das Buch will also dem Denken eine Grenze ziehen, oder vielmehr — nicht dem Denken, sondern dem Ausdruck der Gedanken: Denn um dem Denken eine Grenze zu ziehen, müssten wir beide Seiten dieser Grenze denken können (wir müssten also denken können,was sich nicht denken lässt).

Die Grenze wird also nur in der Sprache gezogen werden können und was jenseits der Grenze liegt, wird einfach Unsinn sein.

ÖNSÖZDEN

"Kitap öyleyse düşünmeye bir sınır çekecektir, ya da daha doğrusu — düşünmeye değil, ama düşüncelerin anlatımına: Çünkü düşünmeye bir sınır çekebilmek için bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz (ve öyleyse düşünülemeyeni düşünmemiz) gerekecektir.

Sınır öyleyse yalnızca dilde çekilebilir ve sınırın ötesinde yatan yalnızca saçma olacaktır.

(W.) Wittgenstein regarded Moore, an internationally-known philosopher, as an example of how far someone could get in life with “absolutely no intelligence whatever.”
   Moore hakkında

(W) At Wittgenstein's insistence, Moore, who was now a Cambridge don, visited him in Norway in 1914, reluctantly because Wittgenstein exhausted him. David Edmonds and John Eidinow write that Wittgenstein regarded Moore, an internationally-known philosopher, as an example of how far someone could get in life with "absolutely no intelligence whatever."

In Norway it was clear that Moore was expected to act as Wittgenstein's secretary, taking down his notes, with Wittgenstein falling into a rage when Moore got something wrong.

When he returned to Cambridge, Moore asked the university to consider accepting Logik as sufficient for a bachelor's degree, but they refused, saying it wasn't formatted properly: no footnotes, no preface. Wittgenstein was furious, writing to Moore in May 1914: "If I am not worth your making an exception for me even in some STUPID details then I may as well go to Hell directly; and if I am worth it and you don't do it then—by God—you might go there."

Moore was apparently distraught; he wrote in his diary that he felt sick and could not get the letter out of his head.[105] The two did not speak again until 1929.

“Matematik bir yöntemdir!”
“Die Mathematik ist eine logische Methode.”
Aynı zamanda önermeleri yalancı-önermelerdir.
   Matematik: Yalancı önermelerden oluşan yalancı bir yöntem
  • Matematiğin bir bölümü olarak Aritmetik nicelik kavramının bilimi olarak arı mantıksaldır.
  • Geometri arı uzayın bilimi olarak Doğa alanının onu arı mantığa bağlayan ilk bilimidir.

Pozitivizmin arı niceliğin bilimi olarak Aritmetiği de yadsıması gerekir. Ama "matematik" adını kullanarak bu problemi kendi için çözümsüz bir duruma sokar.

 

Wittgenstein’ın önermelerinin unsinnig olması olgusuna bir örnek:

6.2 Die Mathematik ist eine logische Methode. Die Sätze der Mathematik sind Gleichungen, also Scheinsätze. 6.2 Matematik mantıksal bir yöntemdir. Matematiğin önermeleri denklemler, öyleyse yalancı-önermelerdir.
   Mantık üzerine
6.13 Die Logik ist keine Lehre, sondern ein Spiegelbild der Welt.
Die Logik ist transzendental.

6.2 Die Mathematik ist eine logische Methode. Die Sätze der Mathematik sind Gleichungen, also Scheinsätze.

6.21 Der Satz der Mathematik drückt keinen Gedanken aus.

6.211 Im Leben ist es ja nie der mathematische Satz, den wir brauchen, sondern wir benützen den mathematischen Satz nur, um aus Sätzen, welche nicht der Mathematik angehören, auf andere zu schließen, welche gleichfalls nicht der Mathematik angehören.
(In der Philosophie führt die Frage: »Wozu gebrauchen wir eigentlich jenes Wort, jenen Satz?« immer wieder zu wertvollen Einsichten.)

6.22 Die Logik der Welt, die die Sätze der Logik in den Tautologien zeigen, zeigt die Mathematik in den Gleichungen.

6.23 Wenn zwei Ausdrücke durch das Gleichheitszeichen verbunden werden, so heißt das, sie sind durch einander ersetzbar. Ob dies aber der Fall ist, muss sich an den beiden Ausdrücken selbst zeigen. Es charakterisiert die logische Form zweier Ausdrücke, dass sie durch einander ersetzbar sind.

6.13 Mantık bir öğreti değil, ama dünyanın bir yansımasıdır.
Mantık aşkınsaldır.

6.2 Matematik mantıksal bir yöntemdir. Matematiğin önermeleri denklemler, öyleyse yalancı-önermelerdir.

6.21 Matematiğin önermesi hiçbir düşünce anlatmaz.

6.211 Yaşamda gereksindiğimiz şey hiçbir zaman matematiksel önerme değildir, ama matematiksel önermeden yalnızca matematiğe ait olmayan önermelerden benzer olarak matematiğe ait olmayan başkalarını çıkarsayabilmek için yararlanırız.
(Felsefede “Aslında niçin o sözcüğü, o önermeyi kullanırız?” sorusu her zaman değerli içgörülere götürür.)

6.22 Dünyanın mantığın önermeleri tarafından totolojilerde gösterilen mantığını matematik denklemlerde gösterir.

6.23 İki anlatım eşitlik imi yoluyla bağlanınca, bu birbirleri ile yer değiştirebilir olmaları demektir. Ama durumun bu olup olmadığı kendini iki anlatımın kendilerinde göstermelidir. İki anlatımın birbiri ile yer değiştirebilir olması onların mantıksal biçimini karakterize eder.

   “Felsefe doğa bilimi değildir.”
4.111 Die Philosophie ist keine der
Naturwissenschaften.

(Das Wort »Philosophie« muss etwas bedeuten, was über oder unter, aber nicht neben den Naturwissenschaften steht.)

4.111 Felsefe doğa bilimlerinden biri değildir.

(“Felsefe” sözcüğü doğa bilimlerinin üstünde ya da altında duran ama yanında durmayan birşey demek olmalıdır.

Dili incelemekten doğal birşey yoktur. Ama analitik ve pozitivist felsefeciler dili incelemekten bütünüyle başka birşey yaptılar ve düşünceden bütünüyle ayırdıkları bir dilin her nasılsa felsefenin temeli olduğunu ileri sürdüler.

Wittgenstein felsefe yanlışlıkların "dil yanlışlıkları" olduğunu ve dilin düzeltilmesi ile onların da düzeleceğini ileri sürdü.

   Mantık: “Aşkınsal Yansıma”

Mantığın "dünyanın yansıması olması" ve aynı zamanda aşkınsal da olması bize aşkınsal bir yansıma fenomenini kazandırır. Bu düşünceler o kadar derindir ki, neredeyse mantıksız ile değme noktasına gelirler. Söz konusu aşkınsal "mantık" ya aynı zamanda "simgesel" mantık, ya da aşkınsal simgelerin bir mantığı olmalıdır.

   Matematik (Tractatus)
6.2323 Die Gleichung kennzeichnet nur den Standpunkt, von welchem ich die beiden Ausdrücke betrachte, nämlich vom Standpunkte ihrer Bedeutungsgleichheit. 6.2323 Denklem yalnızca iki anlatımı irdelediğim duruş noktasını, eş deyişle imlemlerinin eşitliğinin duruş noktasını belirtir.
6.233 Die Frage, ob man zur Lösung der mathematischen Probleme die Anschauung brauche, muss dahin beantwortet werden, dass eben die Sprache hier die nötige Anschauung liefert. 6.233 Matematiksel problemlerin çözümü için sezgiye gereksinim olup olmadığı sorusuna dilin burada zorunlu sezgiyi sağladığı yanıtı verilmelidir.
6.2331 Der Vorgang des Rechnens vermittelt eben diese Anschauung.
Die Rechnung ist kein Experiment.
6.2331 Hesaplama süreci tam olarak bu sezgiyi dolaylı kılar.
Hesaplama bir deney değildir.
6.234 Die Mathematik ist eine Methode der Logik. 6.234 Matematik bir mantık yöntemidir.
6.2341 Das Wesentliche der mathe-
matischen Methode ist es, mit Gleichungen zu arbeiten. Auf dieser Methode beruht es nämlich, dass jeder Satz der Mathematik sich von selbst verstehen muss.
6.2341 Matematiksel yöntemde özsel olan şey denklemler ile çalışmaktır. Matematiğin her önermesinin kendiliğinden anlaşılır olması gerektiği olgusu bu yöntem üzerine dayanır.
6.24 Die Methode der Mathematik,
zu ihren Gleichungen zu kommen, ist die Substitutionsmethode.
Denn die Gleichungen drücken die Ersetzbarkeit zweier Ausdrücke aus, und wir schreiten von einer Anzahl von Gleichungen zu neuen Gleichungen vor, indem wir, den Gleichungen entsprechend, Ausdrücke durch andere ersetzen.
6.24 Matematiğin denklemlerine ulaşma yöntemi yer-değiştirme yöntemidir.
Çünkü denklemler iki anlatımın yer-değiştirebilirliğini anlatır, ve denklemin bir sayısından yeni bir denkleme ilerlerken bunu denklemler ile uyum içinde anlatımları başkalarının yerine geçirerek yaparız.
6.241 So lautet der Beweis des Satzes 2 × 2 = 4:

(Ων)μ’x = Ων×μ’x Def.,
Ω2x2’x = (Ω2)2’x = (Ω2)1 + 1’x = Ω2’Ω2’x = Ω1 + 1’Ω1+1’x = (Ω’Ω)’(Ω’Ω)’x = Ω’Ω’Ω’Ω’x = Ω1 + 1 + 1 + 1’x = Ω4’x.

6.241 2 × 2 = 4 önermesinin tanıtlaması şöyle gider:

(Ων)μ’x = Ων×μ’x Tan.,
Ω2x2’x = (Ω2)2’x = (Ω2)1 + 1’x = Ω2’Ω2’x = Ω1+1’Ω1+1’x = (Ω’Ω)’(Ω’Ω)’x = Ω’Ω’Ω’Ω’x = Ω1 + 1 + 1 + 1’x = Ω4’x.

6.3 Die Erforschung der Logik bedeutet die Erforschung aller Gesetzmäßigkeit. Und außerhalb der Logik ist alles Zufall. 6.3 Mantık araştırması tüm yasallığın araştırmasını imler. Ve mantık dışında herşey olumsaldır.

6.31 Das sogenannte Gesetz der Induktion kann jedenfalls kein logisches Gesetz sein, denn es ist offenbar ein sinnvoller Satz. — Und darum kann es auch kein Gesetz a priori sein.

6.31 Sözde tümevarım yasası her durumda mantıksal bir yasa olamaz, çünkü açıkça anlamlı bir önermedir. — Ve bu nedenle bir a priori yasa da olamaz.

 
   Matematik ve Mantık
  • Wittgenstein says that “[m]athematics is a method of logic” (6.234).
  • Wittgenstein says that “[t]he logic of the world, which is shown in tautologies by the propositions of logic, is shown in equations by mathematics” (6.22).
  • According to Wittgenstein, we ascertain the truth of both mathematical and logical propositions by the symbol alone (i.e., by purely formal operations), without making any (‘external,’ non-symbolic) observations of states of affairs or facts in the world.
  • Wittgenstein's iterative (inductive) “interpretation of numerals as exponents of an operation variable” is a “reduction of arithmetic to operation theory,” where “operation” is construed as a “logical operation” (italics added) (Frascolla 1994, 37), which shows that ‘the label “no-classes logicism” tallies with the Tractatus view of arithmetic’ (Frascolla 1998, 133; 1997, 354). (LINK)
   “Bir”in Sorunları

Mantıksal biçimler sayısal değildir. (Tractatus)

Wittgenstein “bir”in sayı olduğu ve monizmin sayısal bir konu olduğu sanısı içindedir.

4.128 Die logischen Formen sind zahllos.

Darum gibt es in der Logik keine ausgezeichneten Zahlen und darum gibt es keinen philosophischen Monismus oder Dualismus, etc.

4.128 Mantıksal biçimler sayıdan yoksundur.

Bu nedenle mantıkta öne çıkan hiçbir sayı yoktur ve bu nedenle hiçbir felsefi monizm ya da düalizm vb. yoktur.

   Nesne
3.203 Der name bedeutet den Gegenstand. Der Gegenstand ist seine Bedeutung. (»A« ist dasselbe Zeichen wie »A«.) 3.203 Ad nesneyi imler. Nesne kendi anlamıdır. (“A” “A” ile aynı imdir.)

2.02 Der Gegenstand ist einfach.

2.0201 Jede Aussage über Komplexe lässt sich in eine Aussage über deren Bestandteile und in diejenigen Sätze zerlegen, welche die Komplexe vollständig beschreiben.

2.021 Die Gegenstände bilden die
Substanz der Welt. Darum können sie nicht zusammengesetzt sein.

2.0211 Hätte die Welt keine Substanz, so würde, ob ein Satz Sinn hat, davon abhängen, ob ein anderer Satz wahr ist.

2.0212 Es wäre dann unmöglich, ein Bild der Welt (wahr oder falsch) zu entwerfen.

2.022 Es ist offenbar, dass auch eine von der wirklichen noch so verschieden gedachte Welt Etwas — eine Form — mit der wirklichen gemein haben muss.

2.023 Diese feste Form besteht eben aus den Gegenständen.

2.0231 Die Substanz der Welt kann nur eine Form und keine materiellen Eigenschaften bestimmen. Denn diese werden erst durch die Sätze dargestellt — erst durch die Konfiguration der Gegenstände gebildet.

2.0232 Beiläufig gesprochen: Die Gegenstände sind farblos.

2.02 Nesne yalındır.

2.0201 Karmaşalar üzerine her bildirim onların bileşenleri üzerine bir bildirime ve karmaşaları tam olarak betimleyen tümcelere ayrışır.

2.021 Nesneler dünyanın tözünü oluşturur. Buna göre bileşik olamazlar.

2.0211 Dünyanın bir tözü olmasaydı, o zaman bir tümcenin anlamının olup olmadığı bir başka tümcenin doğru olup olmadığına bağımlı olurdu.

2.0212 O zaman dünyanın bir resmini (doğru ya da yanlış) tasarlamak olanaksız olurdu.

2.022 Açıktır ki, edimsel olandan öylesine ayrı bir düşünsel dünyanın edimsel olan ile ortak birşeyi — bir biçimi — olmalıdır.

2.023 Bu değişmez biçim tam olarak nesnelerden oluşur.

2.0231 Dünyanın tözü özdeksel özellikleri değil ama yalnızca bir biçimi belirleyebilir. Çünkü birinciler ilkin tümceler tarafından sunulur — ilkin nesnelerin betilenimi tarafından biçimlendirilir.

2.0232 Kabaca konuşursak, nesneler renksizdir.

 
   Başlıca Katkı

Ludwig Wittgenstein considered his chief contribution to philosophy to be in the philosophy of mathematics, a topic to which he devoted much of his work between 1929 and 1944.
(Wikipedia ilk tümce olarak Stanford'dan alıntılıyor.)

“The difference between a game and arithmetic is its role in life. Change the setting, and arithmetical ‘moves’ become a game.”
Aktaran: Peter Smith, Wittgenstein on mathematics and games. (LINK)
   Mantık?

Mantıksal biçim edimselliğin biçimidir (2.18)
Mantık dünyanın bir yansımasıdır. Mantık aşkınsaldır. (6.13)
Mantığın önermeleri totolojiktir. (6.1)
Mantığın önermeleri öyleyse hiçbirşey söylemez. (Analitik önermelerdir) (6.11)
Ama mantığın tüm önermeleri aynı şey söyler. Yani hiçbirşey. (5.43)
Mantığın önermeleri matematikte denklemler ile gösterilir (6.22).
Mantıksal önermelerin doğruluğu yalnızca simgeler (salt biçimsel işlemler) yoluyla saptanır. (6.113)
“Mantıksal nesneler” yoktur. (4.441)

MANTIK; BİLME

“ For example, I know nothing about the weather when I know that it is either raining or not raining. ”
“ [A]ll the propositions of logic say the same thing, to wit nothing ” (TLP, 4.461, 5.43).

 
   Totolojiler ve Çelişkiler

STANFORD
"Tautologies and contradictions, the propositions of logic, are the limits of language and thought, and thereby the limits of the world. Obviously, then, they do not picture anything and do not, therefore, have sense. They are, in Wittgenstein’s terms, senseless (sinnlos)."

“What can be shown cannot be said.”

 
   Mantıksal Önermeler

Wittgenstein’s own view was that the propositions of logic say nothing; they contain no information whatsoever; they are simply tautologies: “ For example, I know nothing about the weather when I know that it is either raining or not raining.” “[A]ll the propositions of logic say the same thing, to wit nothing” (TLP, 4.461, 5.43).

"The correct method in philosophy would really be the following: to say nothing except what can be said … and then, whenever someone else wanted to say something metaphysical, to demonstrate to him that he had failed to give a meaning to certain signs in his propositions … // My propositions serve as elucidations in the following way: anyone who understands me eventually recognizes them as nonsensical, when he has used them – as steps – to climb up beyond them. (He must, so to speak, throw away the ladder after he has climbed up it.)" (TLP, 6.53)

 
    Wittgenstein üzerine Russell

"The later Wittgenstein […] seems to have grown tired of serious thinking and to have invented a doctrine which would make such an activity unnecessary. I do not for one moment believe that the doctrine which has these lazy consequences is true. I realize, however, that I have an overpoweringly strong bias against it, for, if it is true, philosophy is, at best, a slight help to lexicographers, and at worst, an idle tea-table amusement." (Bertrand Russell, My Philosophical Development (Nottingham: Spokesman, 2007), 216.)

   İstenç ve Özgürlük
5.1362 Die Willensfreiheit besteht darin, dass zukünftige Handlungen jetzt nicht gewusst werden können. Nur dann könnten wir sie wissen, wenn die Kausalität eine innere Notwendigkeit wäre, wie die des logischen Schlusses. — Der Zusammenhang von Wissen und Gewusstem ist der der logischen Notwendigkeit.

6.373 Die Welt ist unabhängig von meinem Willen.

6.374 Auch wenn alles, was wir wünschen, geschähe, so wäre dies doch nur, sozusagen, eine Gnade des Schicksals, denn es ist kein logischer Zusammenhang zwischen Willen und Welt, der dies verbürgte, und den angenommenen physikalischen Zusammenhang könnten wir doch nicht selbst wieder wollen.

6.1362 İstenç özgürlüğü gelecekteki eylemlerin şimdi bilinemeyecek olmasından oluşur. Onları ancak eğer nedensellik bir iç zorunluk olsaydı bilebilirdik, örneğin mantıksal çıkarsamanın zorunluğu gibi. — Bilmenin ve bilinenin bağlantısı mantıksal zorunluk bağlantısıdır.

6.373 Dünya istencimden bağımsızdır.

6.374 Bilmeyi istediğimiz herşey olsa bile bu, gene de deyim yerindeyse kayranın bir iyiliği olacaktır, çünkü istenç ve dünya arasında bunun güvencesi olacak hiçbir mantıksal bağlantı yoktur, ve varsayılan fiziksel bağlantının kendisi yine isteyebileceğimiz birşey değildir.

 
   Din

A Companion to Philosophy of Religion (Wiley-Blackwell, 2010)

"These remarks, which he [Wittgenstein] wrote in July 1916, when the Austrian army in which he was serving was retreating across the Carpathian mountains and his life was in constant danger, identify God with “the meaning of life, i.e., the meaning of the world,” with fate and with the world itself (NB, p. 73f.). However, the impression they convey most forcibly is that faith consists in the ability to see that life has a meaning; that this in turn consists in living in such a way “ that life stops being problematic,” for “the solution to the problem of life is to be seen in the disappearance of this problem” ; and that living thus will enable one to achieve a sort of happiness – something perhaps akin to a Stoic calm – by detaching oneself from the uncontrollable contingencies of the world, and accepting it without fear (NB, p. 74; cf. TLP, 6.521). Wittgenstein incorporated some of these remarks into the Tractatus, and it seems that the rest continued to exert an infl uence on his thought, and remain, albeit with an altered emphasis, in the background of the Tractatus."


Analitik Felsefenin Öyküsü / Plan ve Kahramanlar
Yayıma hazırlayanlar: Anat Biletzki ve Anat Matar
Çeviren: Meriç Mete / İdea • İstanbul 2016
ANLAM KONUSUNDA WITTGENSTEIN ÜZERİNE
Modern Philosophy—An Introduction: A. R. Lacey. 1982, USA, s. 82- 3.
Ama bir adın anlamının onun taşıyıcısı — adı kendisi üzerine konuşmak için kullandığımız şey — olabileceği düşüncesine daha temel bir saldırı Felsefi Soruşturmalar başlıklı çalışmasının yaklaşık ilk kırk üç kesiminde Wittgenstein (1889 1951) tarafından yapıldı. İlkin karşıçıkışın pek usayatkın olmayan bir biçimine bakalım. Kimi zaman denir ki ‘bir bardak bira’ gibi bir deyimin anlamı onun üzerine konuşmak için kullanıldığı şey, yani bir bardak bira olamaz, çünkü o zaman ‘bir bardak bira’nın anlamını içiyorum dememiz gerekecektir, ki saçmadır. Ama nasıl saçmadır? Hiç kuşkusuz normal olarak bardağı öyle adlandırmam [ona kendi kendisinin anlamıdır demem], çünkü olağan toplumsal bağlamlarda semantikten söz etmem, ama olabilir ki, eğer anlam gerçekten de nesne ise, normal olarak birayı içerken sağlığımı içip bitiriyordum demem, ama gene de yalnızca onu diyor olabilirdim. Karşıçıkışın bu biçimi tartışma altındaki kurama karşı soruyu geçiştirir. But a more fundamental attack on the whole idea that the meaning of a name could be its bearer, the thing we use the name to talk about, was launched by Ludwig Wittgenstein (1889 1951) in the first forty three sections or so of his Philosophical Investigations. First let us look at a not very plausible form of the objection. It is sometimes said that the meaning of a phrase like ‘a glass of beer’ cannot be what it is used to talk about, namely a glass of beer, because then we should have to say that I could drink the meaning of ‘a glass of beer,’ which is absurd. But how absurd is it? Of course I would not normally call the glass that, because in ordinary social context I don’t talk semantics, but it might be that, if the meaning is indeed the object, I would not normally say that in drinking my beer I was drinking my health away, but I could be doing just that, all the same. This form of the objection just begs the question against the theory under discussion.
Wittgenstein’ın belirttiği önemli bir nokta eğer Aristoteles ‘Aristoteles’in anlamı ise, [ve] Aristoteles ölmüşse, bu anlamın bundan böyle varolmadığı, buna göre onu nasıl bilebileceğimizdir. Bu daha güçlü bir nokta gibi görünür. İlkin salt bir hile olarak görülebilir. Hiç kuşkusuz Aristoteles ile tanışık değilimdir. ... Benzer olarak, ‘Aristoteles’ Aristoteles demektir görüşünde, ‘Aristoteles’in anlamının ne olduğunu bilebilirim, ama anlam olan şeyi (Aristoteles) bilmeyebilirim. Böylece anlamın kendisini bilmeksizin anlama ilişkin olguları bilebilirim.
...
One point Wittgenstein makes is that if Aristotle is the meaning of ‘Aristotle’ then, since Aristotle is dead, that meaning no longer exists, so how can we know it? Yet we can use the name just as sensibly as when he was alive, so evidently we do know its meaning. This seems a stronger point. At first it might seem a mere trick. Of course I am not acquainted with Aristotle. ... Similarly, on the view that ‘Aristotle’ means Aristotle, I may know what the meaning of ‘Aristotle’ is, but not know that thing (Aristotle) which is the meaning. So I may know facts about the meaning, without knowing the meaning itself.
...
Wittgenstein anlamın nesne olmadığını tanıtlamamıştır. Ama söylediklerinde önemli bir gerçeklik vardır. Eğer anlamı bilmek nesneyi bilmekse, o zaman nesneyi bilmede sözcüğü anlamak ve kullanmak için tam olarak donatılmış olmam gerekir. .. Wittgenstein has not proved that the meaning is not the object. But there is an important truth in what he says. If to know the meaning is to know the object, then in knowing the object I ought to be fully equipped for understanding and using the word. ...
Bir sözcüğü kullanmak için, o zaman, bilmek zorunda olduğum şey bir nesne değil ama bir olgudur, bu ister anlamın nesne olduğu olgusu olsun, isterse başka bir olgu. Belki de anlam nesnenin kendisi değil ama sözcük ve nesne arasındaki bir ilişkidir. ... To use a word, then, what I must know is not an object but a fact, whether it is the fact that the meaning is the object, or some other fact. Perhaps the meaning is not the object itself, but a relation between the word and the object. ...
 

 

Haidbauer olayı
   
Wittgenstein (önde, sağdan beşinci) öğrencileri ile birlikte, 1923.
Haidbauer olayı (Der Vorfall Haidbauer) 1926 Nisanında Avusturya'da Otterthal’de yaşandı. Wittgenstein ders sırasında 11 yaşındaki Josef Haidbauer'ın kafasına iki ya da üç kez vurdu ve çocuk bilinçsiz olarak yere yığıldı. Çocuğun bayılması polise rapor edildi ve Wittgenstein 17 Mayıs 1926'oa Gloggnitz'de mahkemeye çıkarıldı. Yargıç Wittgenstein'ın ruhsal olarak dengesiz olduğunu düşünerek bir psikoloji raporu çıkarılmasını istedi. Uzun süren bir mahkeme sürecinden sonra Wittgenstein temize çıkarıldı ve daha sonra olay unutuldu. Mahkemenin kararı kamuya duyurulmamıştı ve Wittgenstein'ın yaşamöyküsünün yazarı Monk olayın örtülmesinde Witgenstein'ın ailesinin parmağının olduğunu ileri sürer. Haidbauer Wittgenstein tarafından dövülen tek öğrenci değildi. Haidbauer olayından önce bir kız öğrencinin kulağını kanatacak ve saçlarını koparacak kadar şiddetle çekmişti. Bir öğrencisi Wittgenstein'ın öğrencilerinin %80'ine Haidbauer'e davrandığı gibi davrandığını söyledi ve bir öğrenci velisine göre "Wittgenstein bir öğretmen değil, bir hayvan terbiyecisi" idi (hiç kuşkusuz hayvanları bile böyle terbiye etmenin insanlık dışı olduğunu düşünmüyordu). On yıl sonra Wittgenstein köye geri döndü ve çocukarın bir bölümünden kendisini bağışlamalarını istedi. (Monk, Ludwig Wittgenstein, pp. 370–372.) Haidbauer olayından sonra Wittgenstein'ın ortadan kayboldu. 28 Nisanda öğretmenlikten istifa etti ve başka bir yerde bir manastırda bahçıvan yardımcılığı yapmaya başladı. (LINK)

Wittgenstein was reportedly seen as a tyrant by the slower students, delivering cuffs on the ear (Ohrfeigen) as well as pulling hair (Haareziehen). He devoted the first two hours of each school day to mathematics, which some of the students recalled years later with horror, according to Monk.


Even the fundamental truths of arithmetic, Wittgenstein now supposed, are nothing more than relatively stable ways of playing a particular language-game. This account rejects both logicist and intuitionist views of mathematics in favor of a normative conception of its use. 2 + 3 = 5 is nothing other than a way we have collectively decided to speak and write, a handy, shared language-game. The point once more is merely to clarify the way we use ordinary language about numbers.
... that a proposition can express a fact by virtue of sharing with it a common structure or “logical form.” This logical form, however, precisely because it is what makes “picturing” possible, cannot itself be pictured. It follows both that logic is inexpressible and that there are—pace Frege and Russell—no logical facts or logical truths. Logical form has to be shown rather than stated, and, though some languages and methods of symbolism might reveal their structure more perspicuously than others, there is no symbolism capable of representing its own structure. Wittgenstein’s perfectionism prevented him from putting any of these ideas in a definitive written form, though he did dictate two series of notes, one to Russell and another to G.E. Moore, from which one can gather the broad lines of his thinking.
Ethics, aesthetics, and religion, in other words, were like logic: their “truths” were inexpressible; insight in these areas could be shown but not stated. “There are, indeed, things that cannot be put into words,” Wittgenstein wrote. “They make themselves manifest. They are what is mystical.” Of course, this meant that Wittgenstein’s central philosophical message, the insight that he was most concerned to convey in his work, was itself inexpressible. His hope was that precisely in not saying it, nor even in trying to say it, he could somehow make it manifest. “If only you do not try to utter what is unutterable,” he wrote to his friend Paul Engelmann, “then nothing gets lost. But the unutterable will be—unutterably—contained in what has been uttered.”

Ludwig Wittgenstein: Critical Assessments, Volume 1 By V. A. Shanker
İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2017 | aziz@ideayayinevi.com