Etik ve Küreselleşme
Aziz Yardımlı

idea yayınevi site haritası 
 


    

Küreselleşme ideal etiğin reelleşmesidir

İnsan haklarında, duyunç özgürlüğünde ve yasa egemenliğinde türlülük doğrudan doğruya haksızlığın, duyunçsuzluğun ve yasasızlığın türlülüğüdür. Küreselleşme ideal-türdeş etiğin oluş sürecidir. Doğallıkla evrenseldir çünkü etik bir tikel etikler türlülüğünü sevmez. Ancak ideal etik kültürel-çoğulculuğu uygarlığın türdeşliğine dönüştürebilir. Her bir kültür sonlu, sınırlı ya da geri bir etik yapıdır ve gerilik olgusunun kendisi dolaysızca ilerleme olanağını imler. Özgürlük tutuculuğu sevmez.

Etik istencin bir işlevi olduğuna göre, her bir tikel kültür için Aile, Toplum ve Devlet ideal yapılarına erişinceye dek küresel bir etik varoluş kazanamaz. Küreselleşme ne denli ileri olursa olsun henüz göreli olarak geri olan bir etik yapıya, örneğin İskandinav etiğine öykünme değildir.

İnsanın etik karakterinin birincil belirlenimleri hak, duyunç ve istençtir. Tümü de özgürlük kavramının tikelleşmeleridir.

  • Ancak özgür insanın hakkı olabilir.
  • Ancak özgür insan kendi özgür duyuncu ile gerçek moral karakter geliştirebilir.
  • Ve ancak özgür insan politik varoluşunu kendi istenci ile belirleyebilir.

Buna göre insanlığın büyük bölümünün —

  • Evrensel insan haklarının bilincinde eğitimi,
  • Ahlaksal eğitimi,
  • Ve politik eğitimi küreselleşmenin problemleridir..

Bunların çözüm süreci evrensel modern devrimdir ve tinin özgürlükten başka olanaklı biricik eğitmeni köleliktir. Ama boyun eğme etiği etik-dışıdır.

İdeal karakterin zemini olan özgürlük belirlenimi bütün bir dünya tarihinde ilk kez bir değişim ve gelişim bölgesi olan Batıda doğdu — Avrupa'da değil, çünkü Avrupa henüz yoktu. Helenik tin Mısır'dan Mezopotamya'ya, Anadoluya geniş bir alanı temsil eden Pers tininin bir çıkarsamasıdır. Muazzam bir kültürel birikimini kalıt alan özgür Helenik tin bu kültürü insan doğasına uygun olarak yeniden biçimlendirdi. Bütün bir gelecek için, aslında bütün bir Zaman için insanın estetik, etik ve entellektüel potansiyelinin ussal normlarını belirledi. Helenik tin insan yaşamının kendisini idealize etti. Platonizm Helenik tinin kendisinin vargısı idi.

Asya özgürlükten, dolayısıyla tüzel, ahlaksal ve törel karakterden bütünüyle yoksun kaldı. Dünya Tini Asya’da çıkmaz sokağa girdi ve Asyatik uygarlıkların, aşağı yukarı bütün kıtayı dolduran Çin ve Hint uygarlıklarının despotik sağlamlıkları ve yalıtılmışlıkları değişimlerini ve dönüşümlerini engelledi. Tarih ile karşılaşır karşılamaz ortadan kalkmaya ve başka şeyler olmaya başladılar.



    

‘Özgür birey,’ ‘modern yurttaş toplumu’ ve ‘demokrasi’ küreselleşmenin öncülüdür

Küreselleşme tüm modern devrimlerin ereğidir. Modern devrimler evrensel insan haklarının edimselleşme süreçleridir. Modern devrimler despotizmden demokrasiye doğru özgürlük eylemleridir. Ve modern devrimler sınıf eylemleri değil, yurttaş eylemleridir. Şiddet eylemleri değil, bilinç eylemleridir. Modern yurttaş toplumu evrensel insan haklarını anlatan başka bir terimdir.

Modern devrim bir hükümetin devrilmesinden, bir kralın giyotine gönderilmesinden, bir partinin darbesinden, bir köylü savaşının kazanılmasından bütünüyle başka birşeydir. ‘Devrim’ sözcüğü modernleşme sürecinde yalnızca ‘devirme’ yanını anlattığı ölçüde tek-yanlıdır ve tıpkı Latince revolutio/dönme gibi politik bir anlamdan yoksundur. Politika gerçekte ya da kavramında evrensel insan hakları uğruna eylemdir. Ve modern devrimler politikanın kendisinin oluş sürecidir.

Modern devrim bir süreçtir — bir toplumun bütününde özgürleşmesi ve kendi özgür istencini devlet yapması, yasada kendi istencini izlemesi. Modern devrimler tarihte ilk kez özgür bireyin, yurttaş toplumunun ve demokrasinin ortaya çıkış süreçleridir. Modern devrim yaşamın her alanında despotik-tutucu-geleneksel kültürün devrilmesi ve özgür ve değişime açık kültürün oluş sürecidir.

Modern devrimler küresel insanlığı Aile, Toplum ve Devlet boyutlarında gerçek etik yapılanmaya doğru yöneltir. Bütün bir modernleşme süreci bir devrim sürecidir.

Modern devrimler kültürel çoğulculuğa parçalanmış ve hem kendi içlerinde kendilerine karşı hem de dışarıda birbirlerine karşı gizil düşmanlar olan ön-modern toplumların gerçek insanlık ilkelerine doğru gelişim süreçleridir. Başlangıç kendinde erektir, bir erek uğruna ilk eylemdir.

Evrensel insan hakları olarak erek etik gelişimi küresel etik türdeşliğe doğru bütünsel bir dönüşüm sürecine çevirir.



    

Dünya Tarihi benzeri görülmemiş bir dönüşümün ortasındadır — dünya etik olarak yeniden yaratılmakta, birçok yerde ilk kez yaratılmaktadır

İnsanların yaşama, çalışma ve ilişki biçimleri aynı bireylerin yaşam süreleri içinde değişmekte, insanlar köhne, demode, arkaik kendilerini terk etmektedirler, çünkü bu tarihsel-kültürel kimlikler yalnızca terk etmeye değerdirler, çünkü insan doğasına uygun değildirler. Yerel-tikel kültürel biçimler küresel ölçekte yitmekte, yerleri küresel-evrensel kültürel biçimler tarafından alınmaktadır. Süreç hiç kuşkusuz derecelidir. Dünya etik olarak yeniden yaratılmakta, gerçekte pekçok yerde ilk kez yaratılmaktadır. Yirmi birinci yüzyılda Sümerlerin, Babil'in, Asur'un bile çok çok gerilerinde kalmış kültürler dolaysızca modern yaşama sıçramaktadır —Tarihin sarp ve sık sık sapa yollarından geçmeksizin.

Ve dünyanın kültürü henüz aşağı yukarı bütününde etik-dışıdır. Silahlanma ve sürmekte olan ve potansiyel çatışmalar ve savaşlar, dayanılmaz yoksulluk ve eşitsizlik, ölçüsüz bir yolsuzluk ve rüşvet ve hırsızlık kültürü, yeryüzünün kendisinin kirletilmesi ve daha başka sorunlar tümü de insanın etik gelişiminin geriliğinin göstergeleridir.



    

İlk kez modern değişim insanın gerçek etik karakterine doğru değişimidir

Bugün yer almakta olan bütünsel dönüşüm tekil bir kültürel etmenin, örneğin iletişimin ya da ulaşımın ya da teknolojinin vb. sonucu değildir. Bu tür etmenler kendi başlarına davranacak özerk güçler ya da fetişler değildir. İnsan özgürdür ve özgür olarak tüm değişimin öznesidir. Bu düzeye dek tüm ussal değişim için için saltık öngerek özgür bireyin, yurttaş toplumunun ve yasa egemenliğinin bilincidir. Ya da, yine bunlarla bağlı olarak, evrensel insan haklarının, evrensel duyunç özgürlüğünün ve küresel politik istencin ortaya çıkmasıdır. Modern dönem insanın tüm gizilliklerinin edimselleşmesi dönemidir.


“In too many countries, people are deprived of their most basic needs and go to bed hungry every night because of corruption, while the powerful and corrupt enjoy lavish lifestyles with impunity.”
– José Ugaz, Chair of Transparency International




    

Küreselleşme tüm dünya kültürlerini birer problem yapmaktadır

Ekonomide olduğu gibi politikada da etik ölçünler yükselmekte, insanlar özgürleştikçe aşamalı olarak hakkın, yasanın ve dürüstlüğün gücü artmaktadır. Süreç çok yanlı ve karmaşıktır ve çözmesi gereken problemler sayısızdır. Ve pekçok ulusun ve devletin sergilediği realite dayanılmayacak bir gerilik, yoksulluk, çirkinlik ve şiddet tablosudur. Dünyanın büyük çoğunluğu için işlerin gündelik durumu olan bu çok-kültürlülük cehennemi için, kronik bir açlık ve yoksunluk durumu için ‘kültür’ sözcüğünü kullanmak bile olanaksızdır.

Ve problem ve çözümü bir ve aynıdır: Özgürlük bilincinin yokluğu ve bu bilincin kazanılması.

Çözümlerin ideal olmaları onları evrensel kılmakta, ve kültürün kendisi yükselmesi ile orantılı olarak küresel karakter kazanmaktadır. Etik sınır tanımaz.




    

Gelenekten hiçbirşey doğmaz; tutuculuk bir etik tutulmasıdır

Ancak despotizm etik değişimin önüne geçebilir, çünkü despotizm etik gelişimin zemini olan özgürlüğü reddeder. Despotizm yalnızca despotun istenci değildir. Bütün bir kültüre yayılan istençsizliğinin anlatımıdır. Modern dünyanın problemi özgürlük ve kölelik, demokrasi ve despotizm, etik karakter ve despotik karaktersizlik, estetik duyarlık ve duyarsız çirkinlik arasındaki kavgadır.

Etik gelişimin ereği bütün bir yerkürede sınıfsal, etnik, dinsel ve ulusal çarpışmaların ortadan kaldırılmasıdır, çünkü gelişimin ereği ideal-evrensel etiktir, bir kültürel çoğluculuk değil. İnsan hakları, duyunç özgürlüğü, yasa egemenliği çoğulculuğa, türlülüğe, ayrımcılığa izin veremez.

İnsanların eylemde bulunmadıkları yerde, korkudan kıpırdayamadıkları kültürlerde suç ve kötülük de olamaz. İstenç yoksa suç da yoktur. Ama suçsuzluk durumu hayvanın durumudur.

Suçun ve kötülüğün yokluğu insanların dürüst, iyi ve erdemli olduklarının kanıtı değildir. Yasaklar kalktığı zaman, moral gerilik kendini ailenin, toplumun ve devletin her yanında sınırsızca sergiler. Tutuculuğun yarattığı etik-dışı karaktere karşı biricik çare özgürlüktür. Ancak özgür insan gerçekten dürüst olabilir, çünkü ancak özgür insan duyuncunu geliştirebilir, dışsal ahlaktan kurtulur ve iyinin ve kötünün, doğrunun ve eğrinin gerçek yargıcı kendisi olur.




    

Küreselleşme etiğin küreselleşmesidir

‘Küreselleşme’ sözcüğü çeşitli anlamlara çekiştirilir ve anlatması gereken kavrama uygun olmadığı için yanlış anlamalara uygundur.

Bir bakış açısından, küreselleşme ekonomik bir olgudur ve şirketlerin uluslararası etkilerini geliştirmesi ya da uluslararası bir ölçekte işlemeye başlamaları demektir. Ya da teknolojik bir fenomendir ve bir iletişim ve ulaşım sorunudur. Biraz daha radikal olarak, kâr ve ucuz emek uçlarının buluşması, sömürünün küreselleşmesi demektir.

Gerçekte küreselleşmenin ekonomik bir süreç olarak görülmesi bile ekonominin etik temelinin evrenselliğine dayanır. Modern ekonomi ancak modern etik ile birlikte gider. Ve modern etik özgürlüktür. Başta Çin olmak üzere, binlerce yıldır uyuşuk varoluşları içinde oldukları gibi kalan kültürler ancak Batı tarafından özgürlük bilinçlerinin uyandırılması ile yaşam belirtileri göstermeye başladılar, üstelik henüz bu özgürlükleri bölük pörçük olsa bile. Gelişme yalnızca ekonomik gelişme sınırlı değildir, çünkü etik olmadıkça bu gelişme yalnızca dışsaldır, yüzeyseldir, insan tininde değildir. Gelişme ancak etik büyüme ile bütünleniyorsa 'gelişme' adını hak eder. Ekonomi tarihte hiçbir zaman etik karakter üretmeyi başaramadı.

Etik karakterin idealliği bu ideale doğru gelişen insanlıktaki geçici kültürel ayrımların silinmesine götürür. Hak, ahlak ve etik alanlarında bütün bir yer küre için türdeş bir kültür gerçek, evrensel uygarlığın doğuşu anlamına gelir.




    

Evrensel insan hakları idealdir

Evrensel insan hakları bir idealdir. Ve ideal reel olmadıkça küreselleşmeden, barıştan, dinginlikten söz edemeyiz. Evrensel duyunç özgürlüğü bir idealdir. Ve ideal reel olmadıkça ahlaktan, dürüstlükten, insanlıktan söz edemeyiz. Evrensel yasa egemenliği bir idealdir. Ve ideal reel olmadıkça ne evrensel insan haklarından ne evrensel duyunç özgürlüğünden ne de evrensel yasa egemenliğinden söz edebiliriz.

Evrensel insan haklarının evrensel bilinci evrensel barıştır. Özgürlüğün dili barış iken, despotizmin dili şiddettir. Despotizm konuşmayı bilmez, çünkü konuşma düşünmeyi gerektirir. Despotizm soyut olana, düşünceye ve düşünmeye, evrensele yabancıdır. Evrensel insan haklarını anlayamamasının gizi bunda yatar.

Tunusluların ve Faslıların %90'ından çoğu kadının her zaman kocasına boyun eğmesi gerektiğini düşünmektedir. Iraklı müslümanların yalnızca %14'ü ve Ürdünlü müslümanların yalnızca %22'si bir kadının boşanma işlemlerine başlatmasına izin veilmesi gerektiğini düşünmektedir.

Gelenek öyle geldiği için gelenektir, iyi, doğru ve güzel olduğu için değil. Bu nedenle sorgulanmayı sevmez. Eğer bir davranış iyi, doğru ve güzel ise, iyi, doğru ve güzel olduğu için yapılır, salt öyle geldiği için değil. Gelenek saçma olduğu için gelenektir ve bilgisizlik, duyarsızlık, aptallık arkasına gizlenir. Sorgulanır sorgulanmaz saçma olduğunu, çirkin, kötü vb. olduğunu açığa serer.




 

Tarihin üzerinden atlamak

Dünya Tarihinde şimdiye dek olmamış olan şey ve yeni olan şey evrensel insan haklarının bilincinin küresel ölçekte yaygınlaşmaya başlamasıdır. Bütün tarihleri tarih-dışı kalmaktan oluşan kültürlerde insanlar ilk kez hak ile, ahlak ile, etik ile tanışmakta, ve kendilerine bunların en son biçimleri sunulmaktadır: Evrensel insan hakları, evrensel duyunç özgürlüğü ve evrensel yasa egemenliği.

Milyarlarca insan ilk kez özgür olduklarının, birer kişi olduklarının, haklarının olduğunu bilincini kazanmakta ve yeni etikleri ile geleneksel ve despotik aile, toplum ve devlet yapılarını bozmaktadırlar. Bütün bir Tarihin üzerinden atlamaktadırlar, çünkü Tarih onlar için daha şimdiden yapılmıştır.



 

Tarih değerlerin öncülüdür

Modern etik insanın mutluluğu değil, ama yalnızca mutluluğunun ön-koşuludur. İstencin bütün bir Tarihten başka birşey olmayan çabası duyu, duygu ve düşünce için özgürlüğün etherini üretmektir. Mutluluk etik ideal üzerine kurulu evrensel iyi yaşamdır — güzellik yaşamı, sevgi yaşamı ve bilgi yaşamı.

Modernleşme süreci bir tür kültür arınmasıdır. Tutucu-despotik kültürler yanlış tarihlere sapmış gereksiz kültürlerdir ve gerekli olan şey reformları değil ama silinmeleridir. Tinin saltık değerleri — estetik, etik ve entellüktel değerleri — geliştikçe, bu ideallerin gerisinde kalan herşey değersizleşir, önemsizleşir, anlamsızlaşır.

Dünya Tarihinin ereği bütün bir etik büyümenin ereğidir. Tarih istencin işidir ve istencin ondaki ereği kendisi ile gerçek biçimi içinde buluşmaktır. Tarih tinin onda üstlendiği tüm geçici biçimleri ile insanın üstünden atması gereken bir yüktür.




 

Küreselleşme bir komplo değil, Dünya-Tininin komplosudur

Realitede hiçbir komplo planı işlemez çünkü genel olarak insanın yaptığı hiçbir plan işlemez. Realitede ancak Usun planı işler ve bu planın ereği özgürlüktür. Küreselleşme bir ideolojinin programı, şu ya da bu kurumun ya da bireyin tasarladığı bir komplo değildir. Küreselleşmenin olanağı genel olarak kültürel değersizliğin yadsınması ve insan gizilliğinin özgürce edimselleşmesi üzerine dayanır.

İnsanın ussal bir varlık olduğu, hırs, bencillik vb. gibi dürtülerini yönetebildiği anlaşıldığında, insanın özgür olabildiği anlaşıldığında, özgürlük özsel olarak ussal doğanın açınımının koşulu olarak ve ereği olarak görünür. Aile, toplum ve devlet yapılarının tam ussallaşmaları tek bir biçim, ideal biçim kazanmaları demektir. Ve bu idealler tüm kültürlerin evrensel ereğidir. O zaman bütün bir Tarihin işi bu ereğe erişme çabası olarak görünür. Onda evrensel insanlık payına bir kazanım olmayan herşey, özgürlük uğruna yapılmayan her eylem tarihsel olarak hiçbir önemi olmayan bir gereksizlik olarak görünür.




 

Ekonominin birincilliği insanın ikincilliğidir

Ekonominin birincilliği kurgusu insan istencinin, yurttaş toplumunun, genel olarak özgürlüğün bilinçsizliği tarafından üretilir. O zaman kapitalizm ekonomi ile eşitlenir, toplum bir sömürü alanı ve devlet egemen sınıfın baskı aracı olur.

Hiç kuşkusuz biricik güdüleri hırsları olan insanlar, kapitalistler olarak yargılanabilecek insanlar vardır. Bunlar kapitalleri olan değil, kendileri kapitallerine eklenti olmuş insanlardır. Ve insanı hırstan daha çoğu olarak düşünemeyenler de vardır. Bunlar moronlardır. Birincilerin bir bölümü elitler arasına karışır. İkinciler karışamayanlardır. Ve elitizimin yolsuzluk ve rüşvetçilik kültürüne, despotizme, insan haklarının çiğnenmesine, yasasızlığa duyarsız olmasını açıklayan olgu moral eğitimlerinin yetersiz kalmış olmasıdır. Bu kapitalistler moral varlıklar olamamış, sorumluluk ve yükümlülük bilinci kazanacak denli büyümemiş olan insanlardır.



İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2017 | aziz@ideayayinevi.com