Genel Katmanlar / (États généraux)
Aziz Yardımlı

Genel Katmanların 5 Mayıs 1789’da Versailles’da Açılışı, Auguste Couder (1789–1873).
Birinci Katman cüppeleri, İkinci Katman şık giysileri ile gelirken, siyah robları ile Üçüncü Katman salona ayrı bir kapıdan girmek zorunda idi.


idea yayınevi site haritası 
 

Genel Katmanlar:
Dinadamları, Soylular, ve Fransa’nın Geri Kalanı

 

États généraux ilk kez 1302'de Kral IV. Philipp tarafından kuruldu ve 1626'ya dek aralıklı olarak toplandı. 1789'daki son toplantısına dek yaklaşık 150 yıl boyunca bir daha toplanmadı. Bir katmanlar hiyerarşisi olan États généraux (Estates General; Generalstände) en yukarıda dinadamları sınıfını, sonra sırasıyla soyluluğu ve halkı kapsıyordu. Oylamalarda her bir katmanın büyüklüğüne bakılmaksızın yalnızca bir oy hakkı vardı.

Katmanlar politik sınıflardır, ekonomik sınıflar değil. Katmanlar hakları ve yükümlülükleri açısından eşitsizdir — ayrıcalıklılar ve ayrıcalıksızlar olarak.

Modern demokratik devlet hak eşitliği üzerine kuruludur ve yurttaşlar hakları açısından ayrı sınıflara bölünmezler. “Saltık” tekerklikte Katmanların onlara tekerk tarafından verilenin dışında hiçbir hakkı ve gücü yoktur, çünkü tüm hak ve güç tekerke aittir. Bu nedenle politik varlıklarının da bir gereği yoktur. Ve devrime dek Fransa için durum realitede de böyle idi. Uzun süren bir saltık tekerklik yönetimi boyunca Genel Katmanlar danışmanlık gibi bir işlev için bile gerekli olmadılar ve toplanmadılar.

Dinadamları sınıfı, giderek Katolik Papa bile saltık tekerk karşısında güçsüzdür. Gene de realitede saltıklık belli bir düzeye dek görelidir. Tekerk bütün bir ülkeyi, eş deyişle Üçüncü Katmanı yönetebilmek için dinadamları ve soylular sınıfına bağımlıdır. Fransa'da soylular İngiltere'de olduğu gibi dikbaşlı Krallara sürekli bir parlamento kabul ettirmeyi başaramadılar. Ama İngiltere'de bile böyle ‘parlamentolarda’ halkın temsil edilmesi gibi birşey söz konusu değildi. Ve aşağı yukarı bütün Avrupa'da Genel Katmanlar ya da Parlamentolar kraliyetin gelir ve para kaynağı olarak iş gördü.

İnsanlar arasında politik eşitsizlik ön-modern despotik toplumlarda işlerin normal durumudur. Bunlarda her insanın istenci tanınmaz; nüfusun yalnızca bir bölümünün istenci geçerlidir. Politik istenci tanınmayan insanın politik gücü yoktur çünkü istenç güçtür. Dahası, politik istenç ancak olmadığı zaman tanınmaz. Ön-modern ya da feodal Avrupa halk istençsiz olduğu için ön-modern ya da feodal idi. Kraliyet, Katolik Kilise ve Soyluluk tarafından sürdürülen bir yoksulluk, açlık, pislik, aptallık, hastalık ve şiddet kültürü içinde insanlar hak, özgürlük, istenç, duyunç gibi kavramların bilincinden de yoksun idiler.


   

Fransa’da Eski Rejimde politik istenç yalnızca krala aitti. Dinadamlarının ve soyluların da halk gibi genel olarak yasamada herhangi bir güçleri yoktu. Kralın istenci saltık idi, herhangi bir ortağı yoktu, ve güç kraliyet istencinin bütün bir nüfus tarafından tanınması demekti. Hak yasa değil ama insanın buyruğu idi, ve Kralın gücü ülke halkının istençsizliği ve güçsüzlüğü zemininde olanaklı idi. Ya da, Kralın istenci ya da gücü ancak halkın kendi haklarının bilincinde olmaması, dolayısıyla istencinin bilincinde olmaması, kısaca özgürlüğün bilincinde olmaması koşuluna bağlı idi. Genel olarak tekerkliğin olanağı nüfusun moral geriliği ve istençsizliği üzerine dayanır ve Fransa’da Katolik Kilisenin Eski Rejim açısından başlıca önemi halkı duyunçsuz ve istençsiz tutma işlevine bağlı idi.

Devrimi hemen önceleyen dönemde Kral ve Genel Katmanlar arasındaki denge hiç olmazsa sarsılmaya, krallık istenci zayıflamaya başlamıştı. Ama henüz her üç Katman da monarşiyi tanımayı sürdürüyor, giderek Üçüncü Katman XVI. Louis’den kendinden yana reformları onaylamasını bile bekliyordu. Kral henüz tanrısal yetke ile donatılı bir tür ‘baba’ idi ve ‘krallık’ belirlenimi gereksiz olarak, aslında eşitlik kavramı karşısında bir saçmalık ve kötülük olarak görülmüyordu. Tam tersine, bütün bir ülkeye bir devlet ve birlik görünüşünü veren biricik etmen kraliyet idi.

Başlıca bir tarım ülkesi olan Fransa’da başlıca köylülükten oluşan halk eşitsizliği, özgürlüksüzlüğü, haksızlığı işlerin olağan durumu olarak görmeyi sürdürüyordu. Kral, kendisinin de ileri sürdüğü gibi, ‘devlet’ idi ve halkın boşinancında bir tür kutsallık bile taşıyordu. Onsuz Fransa Fransa olamaz, aslında varolamazdı. Okur-yazar olmayan ve tüm bilgisini kendileri bilgisiz Katolik rahiplerden kazanan büyük çoğunluğun bilinci aşağı yukarı bütünüyle boşinanç ile dolu idi. Ve bir boşinanç bilincinde duyunca ve istence yer yoktur. Feodal savaşlarda yaşamını veren, kraliyete, aristokrasiye ve dinadamlığına vergisini veren bu engin boşinanç bilinci Eski Rejimin başlıca dayanağı idi. Saltık tekerklik yalnızca kralın tekil bilincinde değildi; varlığını halkın özgürlüksüz, despotik, karanlık bilincinde buluyor ve sürdürüyordu.


Orta Çağlarda Avrupa’nın kuzeyinde yaşam hemen hemen yaşamaya değmez bir yüktü. Birkaç küçük kasaba dışında, dünya bir köylülük dünyası idi. Feodal köylülük lordların lüksleri ve kan davaları uğruna çalışıp çabalıyor, ölüyor ve öldürüyor, dinadamlarının onları aldatmasını sağlama ve sürdürme uğruna kan ter içinde kalıyordu. Julien Dupré (1851-1910) sanatlarını çoğunlukla Fransız köylüsünün çilesini betimlemeye adayan realist sanatçıların ikinci kuşağının önde gelen bir temsilcisi olarak görülür. Yapıtları bir "özgürlük, eşitlik ve kardeşlik" ülkesinde hüküm süren eşitsizliği, köleliği ve bu insanlar için yaşamın total sefilliğini sergiler. Sanatı duyusal-algının ötesine geçer ve realiteyi özgür bir ruhun bakışı ile sergiler. Ereksiz, bilgisiz ve anlamsız bir yaşama ancak bir boşinanç eşlik edebilirdi. Boşinanç yerini yüreğin içtenliğine bıraktığı zaman feodalite sürdürülemez oldu. 19'uncu yüzyıl Fransası birçok bakımdan Devrim öncesi Fransasına benziyordu. Ülke 20'nci yüzyılda da büyük ölçüde arkaik kalmayı sürdürdü ve klasik sanatlara ve klasik felsefeye karşı çarpışan duyarsızlığın ve düşüncesizliğin kalesi oldu. Kübizm, varoluşçuluk, pozitivizm, postmodernizm gibi birincil özgünlükleri insanlık ideallerine karşı olmalarında yatan akımlar bu nihilist topraklarda serpildi.




Fransa’da Eski Rejim altında Genel Katmanlar (États généraux) Fransız uyrukların üç sınıfının temsilcilerinden oluşan bir tür danışma meclisi idi. Her sınıfın yalnızca bir oy hakkı olduğu için, Fransa nüfusunun %96’sını temsil eden Üçüncü Katman her zaman azınlıkta idi. Meclis Kral tarafından toplantıya çağrılabilir ya dağıtılabilir olduğu için, kraliyet istenci üzerinde herhangi bir sınırlayıcı gücü ve yasama ya da vergi konularında herhangi bir yetkesi yoktu. Gerçekte, Genel Katmanlar 1614’teki son toplantısı ve Devrimde ortadan kaldırılışı arasında geçen 150 yıllık süre içinde yalnızca bir kez toplanmıştı. Fransa’da tekerkin saltık gücünü sınırlayan başka hiçbir güç yoktu (saltık tekerklik döneminin kralları XIII, XIV, XV ve XVI’ncı Louislerdir).

 



Tenis Kortunda toplantı (Jackques-Louis David).

Genel Katmanlar 5 Mayıs 1789'da toplandı. İlk tartışmanın konusu oylamaların Katmanlar olarak mı yoksa bireyler olarak mı yapılacağı sorusu idi. Birinci durumda Üçüncü Katman her zaman azınlıkta kalacak, ve ikinci durumda her zaman egemen olacaktı. Kendisi soylular sınıfına ait olan Lafayette oylamaların bireyler olarak yapılması görüşünden yana idi. Soylulardan bir destek bulamamasına karşın, din adamlarının bir bölümü halka katılmaya istekli idi. 17 Mayısta gücünün bilincine varmaya başlayan Üçüncü Katman gözüpek bir kararla kendisinin Ulusal Meclis olduğunu bildirdi. Ve Kraliyet yanlılarının yanıtı halkın temsilcilerini toplantıdan dışlamak olunca Ulusal Meclis yakındaki Tenis Kortunda toplandı ve bir Anayasa oluşturuluncaya dek ayrılmama kararı aldı. Meclis toplantısını sürdürdü. 11 Temmuz 1789'da Lafayette Amerikalı devrimci Thomas Jefferson'un yardımı ile yazılan "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi"nin bir taslağını sundu.

 

Kralın genel vergilendirme yetkisi yerel Lordların gücü tarafından sınırlandığı için, Genel Katmanlar kraliyet gücünü bir ölçüde kısıtlıyordu ve Fransa’da zaman zaman ‘feodalizm’ olarak sözü edilen şey bir ölçüde Soyluların Kralın istencine karşı ellerinde tuttukları göreli güce bağlıdır. Bu düzeye dek saltık tekerklik saltık değildir ve özeksel gücün zayıflaması yerel lordların gücünün artması ile aynı şeydir.

Fransa’da Devrime dek monarşi gücünü hiçbir biçimde resmi olarak paylaşmadı. Taşranın keyfi ve düzensiz vergilendirmesi ilerleyen yüzyıllar içinde az çok süreklilik kazanmış, tekerkin gücü göreli olarak artmış, ve Genel Katmanların onayı büyük ölçüde gereksizleşmişti. Yasama gücü yalnızca krala ait olduğu için, başlangıçta bile Genel Katmanların işi yakınmaların, dileklerin ve ricaların iletilmesi ile sınırlı idi. Daha sonra Krallar Genel Katmanları bu tür işler için bile gerekli görmediler.



1789 Genel Katmanlar toplantısında Birinci Katmanın 303 temsilcisi bulunuyordu. Dinadamları sınıfı ülke topraklarının %10 kadarını elinde tutuyor ve köylülerden onda-bir topluyordu. 282 temsilci ile İkinci Katman ülke topraklarının %25'inin sahibi olan 400 kadar erkek ve kadın soyluyu kapsıyordu ve onlar da köylülerinden çeşitli vergiler ve kiralar topluyorlardı. Nüfusun %96'sını oluşturan Üçüncü Katman ilk toplantıya 578 temsilci ile katıldı. Temsilcilerin yarısı tüzeci ya da yerel memurlar, ve tüm temsilcilerin yaklaşık üçte biri iş adamı ve 51'i büyük toprak sahibi idi. Seçmenler 25 yaşın üzerindeki erkeklerden oluşuyor ve vergi ödeyen mülkiyet sahibi uyruklar olmaları gerekiyordu. Kabaca, seçilen temsilcilerin sayısı 1.200 kadardı, bunların yarısı Üçüncü Katmana aitti ve Birinci ve İkinci Katmanların her birinin 300 temsilcisi vardı. Üçüncü Katmanın oylamalarda öteki katmanlar ile eşit payı olacağı için, 600 sayısı yalnızca göstermelik idi.

Versailles'da ve daha sonra Paris'te oturumlar işitilmek için en güçlü sesin bile iyice yükseltilmesini gerektiren 2.000 kişilik büyük bir salonda yapılıyordu. Meclisinin kendisi 1.200'ün üzerindeki üye sayısı ile bir güruhu andırıyordu. Zaman zaman yüz kadar üye dinleyicilerden gelen uğultular arasında aynı zamanda el kol hareketleri ile bağırarak konuşuyor ve tartışıyordu.

 

Devrim sırasında Birinci Katman Katolik Kilisenin 130.000 atanmış dinamından oluşuyor ve ülkedeki toprakların %5-10 kadarının vergiden bütünüyle bağışık mülkiyetini elinde tutuyordu. İkinci Katman, soyluluk (kadın ve çocukları da kapsamak üzere) 400.000 üyeden oluşuyordu. Önemli hükümet görevlerinde, yüksek kilise görevlerinde, ordu yönetiminde ve daha başka kamu konumlarında hemen hemen bir tekelleri vardı. Birinci Katman gibi vergiden bağışık idi. Üçüncü Katman 25 milyon insandan oluşuyordu: Kentliler (burjuvazi) ve köylüler ve ülkedeki başka herkes. Yalnızca bu katman vergi ödüyor, ve burada da en ağır yük vergiden kaçma yollarından yararlanamayan en yoksul kesimlerin, köylüler, emekçiler ve çiftçilerin üstüne düşüyordu.

Notre-Dame de Paris

Kilise vergiden bağışık olsa da, hükümetin baskısı üzerine devlet giderlerine bir don gratuit ya da ‘gönüllü armağan’ ile katılma kararını aldı. 1700’lerin başında Birinci Katman devlete üç ya da dört milyon livre arasında bir don gratuit ödüyordu. Miktarın büyük olmasına karşın, kilisenin toplam gelirinin yalnızca yüzde ikisini oluşturuyordu. Sonuçta don gratuit kilise tarafından vergiden bağışık konumunu sürdürmek için krala ödenen bir tür rüşvet idi.




Eğer yoksul bir aileye doğduysanız, önünüzde bekleyen yaşam bir yoksulluk yaşamı olacaktı, çünkü insanın ne kadar çalışırsa çalışsın içine doğduğu sınıfın yazgısının üzerine yükselmesi olanaksızdı. Varsıllar bir rahatlık, bolluk ve lüks yaşamı sürdürüyorlardı. Onlar Avrupa toplumlarının lüks ve hazları içinde yaşarken, nüfusun geri kalanı yalnızca sağ kalmaya çabalıyordu. Yüzyıllar boyunca Avrupa’nın yaklaşık %97’sini oluşturan yoksullar bu bir tür kast yapısı kadar güçlü olan katmanlaşmayı kıramadılar. Katolik Kilisenin karakteri bu bin yıllık eşitsizlik ve sefillik tablosunda sefil insanlığın değil, ama Kraliyetin ve Soyluluğun yanında durmasında sergilenir.

Kilisenin büyük serveti kurumdaki alt tabakalara yayılmaktan çok yukarıda yoğunlaşıyordu. Kardinaller, başpiskoposlar ve piskoposlar toprak kiralarından, arpalıklardan ve küçük yolsuzluklardan büyük kişisel servetler elde ettiler. Üst dinadamlarının büyük bir bölümü tıpkı İkinci Katmanın soyluları gibi bolluk ve aşırılık içinde yaşıyordu. Piskopos ve başpiskoposların yaklaşık üçte ikisinin kraldan armağan yoluyla kazanılan ya da para ile satın alınan soyluluk sanları vardı. Kilise ayrıca Paris’teki Val-de-Grace ve Notre Dame gibi büyük katedraller de yaptırdı. Bu yapılar kentleri ve kasabaları gölgede bırakıyor ve Kilisenin Fransız toplumu üzerindeki egemenliğini vurguluyordu.

Dinadamları yalnızca vergiden değil, askerlikten de bağışık idi. Ciddi suçlar ile suçlanan dinadamları sivil mahkemelerde değil, ama ancak kilise mahkemelerinde yargılanabiliyordu.

1789’daki seçimlerden sonra Genel Katmanlar kraliyet sarayına yakın Versailles kasabasında toplandı. Salona siyah kaftanlar içinde alınan ve arkaya oturtulan Üçüncü Katmana yönelik onur kırıcı davranışlar sürdü. Üçüncü Katman oylamanın her bir Katmana bir oy düşmek üzere Katmanlar olarak değil, ama her bir üyenin kendi oyunu kullanacağı bir yolda toplu olarak yapılmasını istedi. Ülkenin geldiği kritik noktanın bilincinde olmayan Kral Üçüncü Katmanı yalnızca içine düştüğü finansal güçlükten kurtulmak için kullanmak istiyordu. İşler kaçınılmaz olarak tam bir çıkmaza girecekti. Sonunda herhangi bir uzlaşma sağlanamayınca Üçüncü Katman kendini ‘Ulusal Meclis’ olarak, Katmanların değil ama ulusun meclisi olarak yeniden tanımladı. Kral durumu kabul etmedi ve Ulusal Meclisin toplandığı salonun kapatılmasını istedi. Bunun üzerine Meclis yakınlardaki Tenis Kortuna giderek orada toplandı ve Tenis Kortu Andını içerek Fransa’nın Anayasasını belirleyinceye dek ayrılmama kararı aldı.

Krallık ve Feodalizm



Kral kendini karşıtları yoluyla belirler ve kral boşlukta kral değil, ama dinadamları sınıfının, soyluluğun, kentliliğin ve köylülüğün kralıdır. Gücün şu ya da bu şekilde paylaşılması saltık tekerkliğin sonudur ve kralın istencine getirilen sınır onun karşıt istençleri tanımak zorunda olmasıdır. Feodalizm kraliyet yetkesinin tanınmamasıdır ve yalnızca devletin yokluğunu ya da göreli zayıflığını kanıtlar.

Fransa ve Protestanlık



Fransa’da Protestanlığın reddedilmesi ve Protestanların (Huguenotlar) yok edilmeleri ya da ülkeden sürülmeleri Katolik dinadamlığının özel bir politik güç olarak ortaya çıkmasını sağladı. Protestanlığın yok edilmesinin önemli sonuçlarından biri Fransa’nın etik olarak geri kalmanın yanısıra teknolojik olarak da geri kalması oldu.

Duyunç Özgürlüğü



Reformasyon önderlerinin amaç ve beklentilerinin ötesinde sonuçlar getirdi. Duyunç özgürlüğü bütün bir bireysel ve toplumsal karakterin yeniden yapılmasının koşulunu sağladı. Modern kültür ancak özgür duyuncun ve istencin yaratısı olabilirdi. Duyunç özgürlüğünün reddedilmesi Güney Avrupa’da Katolik kültürün moral geriliğinin sürdürülmesini sağlama bağlarken, buna karşı duyunç özgürlüğü Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’da bireysel ve toplumsal etiği durdurulması olanaksız bir gelişim sürecine soktu.

Eski Rejim
  • Birinci Katman
    • Yüksek rütbeli dinadamları; "Ayrıcalıklı Sınıf"; Genel Katmanlarda 130.000 oyu temsil ediyordu.
  • İkinci Katman
    • Soyluluk, kraliyet; "Ayrıcalıklı Sınıf"; Genel Katmanlarda 110.000 oyu temsil ediyordu.
  • Üçüncü Katman
    • Nüfusun geri kalanı
    • Köylüler, tecimciler, burjuvazi; "Ayrıcalıksız Sınıf; Genel Katmanlarda 26.000.000 kadar oyu temsil ediyordu.

 

   

Fransa Krallığı erken Rönesanstan (16 yüzyıl) Devrime (1789) dek Bourbon Hanedanı tarafından yönetilen bir monarşi idi. Bu aynı zamanda Ancien Régime ("Eski Rejim") olarak da bilinen dönemdir. Louis XIV (1643-1715) ortaçağ feodalizmini ortadan kaldırmayı ve ülke yönetimini bir saltık monarşi altında özekselleştirmeyi başardı.

Devrim öncesinde Fransa derin bir finansal ve kurumsal bunalım içindeydi ve Aydınlanma düşünceleri toplumun eğitimli sınıfları arasında yayılıyordu. Kraliyet ülke karşısında aşağı yukarı tam bir sorumsuzluk içindeydi ve gerçekte bir monarşi niteliğini yitirmişti.

 
İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2017 | aziz@ideayayinevi.com