Girondinler ve Jacobinler
Aziz Yardımlı

idea yayinevi site haritası 
 

Girondinler ve Jacobinler

Girondinler demokratik bir devrim yapması olanaksız bir kültürde devrime öncülük yapmaya çalıştılar. Jacobinlerden daha az devrimci olmasalar da, aynı zamanda ılımlı, normal, dengeli entellektüeller idiler. Karşıtları olan Jacobinler başka bir kültüre aittiler — kuşkucu, keskin, şiddete düşkün, ve bütünüyle duyunçsuz. Popüler tabanları ayaktakımına kadar iniyordu ve bu olgu kitle kıyımları ve Jacobinler arasındaki çok yakın bağlantıyı açıklar. Pragmatik, zaman zaman aptallık ve saçmalık düzeyinde kavrayışsız ve çoğunlukla acımasız eylem adamları olan Jacobinler bütün bir gelecek için kendi benzerlerine örnek olacak ölçüsüz bir şiddet kültürü yarattılar.

1791’den 1793’e dek Kurucu Yasama Meclisinde (1 Ekim 1791-20 Eylül 1792) ve daha sonra Ulusal Mecliste (10 Ağustos 1792’de kurulan ilk Cumhuriyet Meclisi ya da Konvansiyon) etkin olan Girondinler başlanıçta Jacobin grubunun bir bölümünü oluşturuyorlardı (adları güney Fransa’da geldikleri bölgeden — Girdone département — türetilmişti). Monarşiye karşı ve devrime bağlı olmalarına karşın, ılımlı politikaları nedeniyle Jacobinlere ait bir başka bölüngü olan radikal Montagnardlar (‘Dağlılar,’ çünkü meclisin yüksek bölümünde oturuyorlardı) tarafından monarşizmi savunmakla suçlandılar.

Jean Marie Roland, karısı Madame Roland, İngiliz doğumlu Amerikalı devrimci Thomas Paine Girondinler arasında idi ve Ulusal Konvansiyonda yaklaşık 200 üyesi olan gruba çoğunlukla Jacques-Pierre Brissot sözcülük ve öncülük yapıyordu. Grubun üyeleri arasında Marquis de Condorcet de bulunuyordu. Brissot Devrimi uluslararası alana yaymak için bir plan önerdi. Daha sonra Napoleon Bonaparte tarafından uygulanacak olan planın gerekçesi dış saldırıyı karşı önceden davranmak, kamu desteği kazanmak, devrimi militarize etmek ve Paris duvarlarının ötesine yaymak idi. Jacobinler karşı çıktılar, çünkü askeri diktatörlükten korkuyorlardı.

Girondinler başlangıçta Mecliste güçlü yan idiler. Görünürde Montagnardlar ile aralarında politik bir anlaşmazlık yoktu. Monarşiye karşı, demokrat ve cumhuriyetçi idiler; her iki grup da gerekli olduğunda zora baş vurmaya hazırdı. Ama iki grubun önderleri daha baştan birbirlerinden uzak durdular. Girondinler öğretiye ve kurama öncelik verirken, Montagnardlar heyecanlı eylem adamları idiler ve Girondinler ülkenin bütününde destek görürken, Jacobinler başlıca daha radikal olan Paris’te ve özellikle sans coulettes tarafından destekleniyorlardı. Paris’in Konvansiyondaki 24 temsilcisinden 21’i Jacobinlerden yana idi. Bir üçüncü grup olan La Plaine (‘Ova’) ya da La Marais (‘Bataklık’) çoğunlukla belirli görüşleri olmayan uyuşuk ve çekimser üyelerden oluşuyor ve Girondinler ve Monagnardlar arasında gidip geliyordu. Ama 1792’de Konvansiyonun 749 üyesinden 389’u bu grupa aitti ve bu salt çoğunluk nedeniyle onların onayı olmaksızın herhangi bir karar almak olanaksızdı. Bu grup kendisi karar veremeyecek kadar istençsiz olduğu için, onlara karar vermede yardım etmek için diluzluğu sanatını kullanmak, üzerlerinde karizma uygulamak ve düşünceleri ile oynamak gerekiyordu.

 



Versailles Sarayı

10 Ağustos 1793’te monarşi devrilirken ve Eylül Kitle Kıyımları yer alırken Girondinler resmi olarak hükümeti denetleyen yan idiler. Ama kendilerini Kitle Kıyımlarından ayırmaya çalıştılar. Bu tür noktalarda sonunda Jacobinler tarafından yok edilmelerini gerektirecek birşey yoktu. Ama çok geçmeden Jacobinlerin suçlamak ve mahkum etmek için hiçbir zaman geçerli bir nedene gereksinimleri olmadığı anlaşıldı. Sonuçta Girondinlerin daha ılımlı ve daha kültürlü olmaları ve ülkeyi kaosa düşmekten kurtaracak bir düzenin kurulmasına çalışmaları Eylül Kitle Kıyımlarını destekleyen Marat, Robespierre ve Danton önderliğindeki Jacobinlerden kopmalarına yol açtı.

Jacobinlerin keskinlikleri ve şiddete yandaş olmaları Meclis dışındaki grupların, özellikle sans couletteun duygudaşlığını ve desteğini kazanmalarını sağladı ve Paris Komünü, Devrimci Komiteler, Paris Ulusal Muhafızı ve Jacobin Klüpleri (Brissot’nun nüfuzu altında idiler) denetimlerine geçti.

Girondinler Konvansiyonun XVI. Louis’yi idama mahkum etmesine yargılamanın yalnızca Paris tarafından değil ama bütün ulus tarafından yapılmasını isteyerek karşı çıktılar. Bu an appel au peuple ya da halka başvuru istemi ‘kraliyetçi’ olarak görülmeleri için yeterli oldu. Marat grubun Fransa’yı yıkıma götürdüğüne inanıyordu. “Nous sommes trahis!” (“İhanete uğradık!”) çığlıkları Paris sokaklarında yankılanmaya başladı. Girondinlere karşı düşmanlık dereceli olarak şiddete başvurma noktasına yaklaştı. Konvansiyonda sayıca Girondinler (150 kadar) Montagnardlardan (120 kadar) üstün idiler; bakanlıkların çoğu onların ya da onlara yakın olanların elinde, ve devlet bürokrasisi ve taşra denetimlerinde idi.

Ama ekonomik durum kötüleşiyordu ve %50’ye yükselen enflasyon ve ekmek ederlerinin iki katına çıkması halkı bir kez daha açlık ile karşı karşıya getirdi. Savaşlardan gelen kötü haberler, 1793 Martında başlayan Vendée savaşları halkı Jacobinlere doğru itti. Girondinler yaklaşmakta olan Terör Dönemi için bir işaret olan Kamu Güvenliği Komitelerinin ve Devrimci Mahkemelerin kurulmasını kabul etmek zorunda kaldılar. Hükümete karşı kışkırtmaları nedeniyle Marat’yı ’i tutuklatmayı başardılarsa da, Marat Devrimci Mahkeme tarafından suçsuz bulundu ve serbest bırakıldı.

Bu olay Girondinlerin durumunu biraz daha kötüleştirdi ve halkın Girondinlere tepkisi kaynama noktasına geldi. Paris’te sans culotte, Jacobinler ve Montagnardların birlikte 27 ve 31 Mayıs günlerindeki ayaklanmalarından sonra 2 Haziran 1793’te yaklaşık Konvansiyonun yakınlarında toplanan 20.000 kişilik bir kalabalık Konvansiyondan Girondin üyelerini uzaklaştırmasını istedi. Konvansiyonda birçok üye dışarıdaki kalabalığı ‘halkın istenci’ olarak görürken, Marat Girondinlerin tutuklanmasını istedi. Girondinler direndiler. Ama saatlar süren tartışmalardan sonra Konvansiyon oylama sonucunda Girondinlerin çıkarılmasına karar verdi. 1791’in sonlarından başlayarak devrime öncülük eden Girondinlerin şimdi devrimin düşmanı oldukları bildirildi. 1793 Ekiminde Brissot ve 21 Girondin arkadaşı Devrimci Mahkeme tarafından yargılandılar ve giyotin ile idam edildiler.

 


   
Condorcet (1743-1794) Fransız Bilimler Akademisinin sürekli sekreteri idi, 1791’de Yasama Meclisine seçildi ve sonra Başkanlığına atandı. Daha sonra Jacobinler tarafından Konvansiyondan atıldı, ölüme mahkum edildi. Saklandığı sırada Esquisse d'un tableau historique des progrès de l'esprit humain’i (“İnsan Tininin İlerlemesinin Tarihsel Bir Tablosu”) yazdı. Yakalandıktan iki gün sonra kuşkulu koşullar altında öldü. Protestanlara ve kadınlara yurttaşlık haklarının verilmesini ve köleliğin kaldırılmasını istiyorud. Monarşinin kaldırılmasını ve Kralın tahttan indirilmesini savunmasına karşın, idama karşı çıktı.

1774'de, 31 yaşında, Condorcet dostu ekonomist Turgot tarafından Paris Darphanesinin genel müfettişliğine atandı. Bu noktadan sonra Condorcet matematetik çalışmalarına son vererek bütünüyle felsefeye ve politik sorunlara döndü. Sonraki yıllarda genel olarak insan haklarının savunusunu üstlendi. Kadınların ve zencilerin haklarını özellikle öne çıkardı. Köleliğin kaldırılması için etkin olarak çalıştı. Yeni kurulan Birleşik Devletler'in ideallerini destekledi ve Fransa'yı dönüştürecek politik, yönetsel ve ekonomik reform projeleri geliştirdi.

Condorcet yaşamının erken yıllarında erdem ve türe soruları üzerine düşünmeye başlamış ve "insan eksiksizleşebilirliği" düşüncesi özellikle önem verdiği sorun olmuştu. İnsanın ussal doğası kavramı düşünen her kafayı bu gizil doğanın edimselleşmesi, insan gelişmesi düşüncesine götürür. Condorcet herkesin birincil ödevinin insan gelişimine olanaklı olduğu kadar çok katkıda bulunmak olduğuna inanıyordu. Bu ödev aynı zamanda bireyin kendi yaşamının geliştirilmesi ile, kendi kişisel mutluluğu ile çakışıyordu. Fransız Devrimi patlak verdiği zaman bunu ilerleme davasında olağanüstü bir fırsat olarak gördü ve eksiksiz bir inançla ona katıldı.

Condorcet 1791'de Yasama Meclisine seçildi. Önce Meclisin birinci Sekreteri ve sonra 1792'de Başkanı oldu. Condorcet Meclise tüm soyluluk belgelerinin yakılmasını önerdi. Öneri oybirliği ile kabul edildi ve kendi begeleri de aralarında olmak üzere belgeler XIV. Louis'nin bir heykelinin önünde yakıldı.

Condorcet Fransa'nın bir cumhuriyet olduğunu bildiren ve bir Ulusal Konvansiyon kurulmasını isteyen belgenin başlıca yazarlarından biri idi. Konvansiyon XVI. Louis'yi yargılamak istediği zaman Condorcet anayasaya göre Konvansiyonun Kralı yargılama hakkının olmadığını ve halka başvurulması gerektiğini ileri sürdü.

     

1792'de Condorcet Fransa için yeni bir anayasa hazırlayacak olan Dokuzlar Komitesinde İngiliz Thomas Paine birlikte görev aldı. “The Rights of Man” başlıklı yazısı nedeniyle İngiltere'de ölüm cezasına çarptırılan Paine Fransa'ya kaçmış ve Fransız yurttaşı olmuştu. Paine ve Condorcet ılımlı (Girondist) bir anayasanın başlıca yazarları idiler. Jacobin önderi Robespierre Dokuzlar Komitesinden dışlanmasına çok içerlemişti. Konvansiyon daha sonra yeni anayasa hazırlama sorumluluğunu Kamu Güvenliği Komitesine verdi. Bu son Komitenin apar topar hazırladığı büyük kusurlar kapsayan anayasa Konvansiyonda aşağı yukarı tartışılmadan kabul edilince Condorcet bu kadarını kaldıramadı ve anayasanın kusurlarını gösteren anonim bir mektup yayımlayarak Fransızlardan Jacobin anayasasını reddetmelerini istedi.

Mektubu Condorce'nin yazdığı açığa çıkınca Jacobinler bunu bir ihanet edimi olarak gördüler. 8 Temmuz 1793'te Condorcet Konvansiyonda kınandı ve tutuklanması kararı çıkarıldı. Condorcet dostlarının yardımı ile Paris'te onunla birlikte ölüm cezası riskini göze alan Madame Vernet'nin evinde saklanmaya başladı. Jacobinlerin Condorcet'yi yakalayamamalarına karşın, yokluğunda giyotine mahkum edildi. Condorcet sonsuz insan eksiksizleşebilirliği düşüncesini açımlayan “Esquisse”i yazmaya döndü.

 

.

.

 


Le Dernier banquet des Girondins

Condorcet tarafından hazırlanan ve 15 ve 16 Temmuz 1793’te Fransız Ulusal Meclisine sunulan Girondin anayasa projesine göre, “yalnızca us ve türe ilkeleri üzerine kurulu olmakla, anayasa yurttaşlarının haklarından tam olarak yararlanmalarını sağlayacaktır.” Monarşiyi kaldıran ve cumhuriyetin birliğini ve bölünmezliğini savunan anayasaya göre, egemenlik yalnızca halka ait olacak ve bu bireysel istençlerin genel istence boyun eğmesi yoluyla sağlanacaktır. Yasalar tam olarak özgürlüğün anlatımları, güç olmayan güç olacaklar, çünkü bireyin ve toplumun kendi istencinin anlatımları olacaklardır.

 

Girondinler 10 Ağustos 1792'de yer alan ve monarşiyi deviren Tuileires sarayı saldırısına katılmadılar. Yürürlükteki anayasal monarşiye karşı tutumlarında kararsızlık gösterdiler. Devrim daha radikal bir yola girerken, bu yumuşaklıkları düşüşlerinin başlangıcı oldu. Devrim Konvansiyonun denetiminden çıkıyor ve sokağın denetimine giriyordu. Paris’i karakterize eden politik radikalizm daha çok sürekli olarak açlık ve yoksulluk çeken kitlelerin desteği ile besleniyordu. Girondinlerin taşra kent ve kasabalarında güçlü desteği vardı ve radikal Paris’i dengelemek için départementlara güveniyorlardı. Jacobinler bu tutumu yeni kurulan Cumhuriyetin birliğini yıkmayı amaçlayan federalizm olarak gördüler. Öte yandan Konvansiyonda Kralın idamına karşı çıkmaları da Jacobinler tarafından kraliyetçilik olarak görüldü..


Girondinler hapishaneden giyotine götürülüyor.

Yurttaş Toplumu sözcüğün anlattığından başka birşey değildir. Yurttaşlardan oluşur — politik ayrımları ya da ayrıcalıkları olan sınıflardan, katmanlardan, kastlardan değil. Yurttaş bir insanın politik olarak olabileceği en yüksek belirlenimdir. Güç söz konusu olduğunda, gerçek güç, en yüksek güç, saltık güç yurttaşın gücüdür, çünkü daha güçlüsü olmayan güç onun gücü, her birinin gücüdür. Kralın sözde ‘saltık’ gücü, ya da evrensel insan haklarına aykırı bir partinin, despotik bir önderin, bir diktatörün vb. gücü yalnızca ve yalnızca uyruklarının güçsüzlüğü ve istençsizliği üzerine dayanır. Yurttaşlar istençlerinde eşittirler, çünkü tümünün istenci evrensel insan haklarına uygun bir yasa istencinden daha çoğu ya da daha azı değildir.

Yurttaş kavramı hiçbir politik eşitsizlik tanıyamaz, çünkü onda her insan yalnızca insan olduğu için özgürdür — sınıfı, ait olduğu etnik topluluk, dini ya da eşeyi nedeniyle değil. Yurttaş hakları olan kişidir, yasa önünde başka herkes ile hak eşitliği içindedir.

İstenç biricik güç olduğuna göre, yurttaş toplumu istencini sözcüğün tam anlamıyla hiçbir güç kapsamayan, hiçbir yurttaş üzerinde güç uygulamayan kendi Devletinde anlatır. İnsan ancak böyle bir Devlette özgürdür, çünkü onda haklarını kendi istenci yoluyla güvence altına alır, ve onda boyun eğdiği güç kendi gücü, bir güç olmayan güçtür. İnsan ancak özgür demokratik devlette korkmaya son verir.

İnsan haklarının, özgürlüğün, eşitliğin evrensel olması bu ilkelerin ulusal, sınıfsal, etnik, dinsel ya da başka türden bir belirlenim olmadıkları anlamına gelir. Hiçbir ulusun daha az özgürlük, daha az hak, daha az eşitlik kabul etmeyeceği düzeye dek, ulusal devlet kavramı bile yalnızca evrenselin henüz tikeli ile tam olarak eşitlenmediğini anlatır.

Condorcet’nin projesinin Evrensel Anayasa olması gerekir. Ama o anayasa tarihsel koşullar gereği henüz ‘Fransız’ karakterini taşır. Condorcet’nin projesinde monarşinin kaldırılması, konfederasyon ya da federasyon ile karşıtlık içinde cumhuriyetin birliği ve bölünmezliği, yasamacıların yalnızca değiştiremeyecekleri anayasaya uygun yasalar yapmaları gereği, egemenliğin koşulsuz olarak halka ait olduğunu, yalnızca cumhuriyeti savunma amacıyla savaş yapılabileceği gibi noktaları ve daha başka ayrıntılar kapsanır.

Seçimler
Fransa’da ilk Yasama Meclisi seçimleri 1791 Eylülünde yapıldı. Yalnızca vergi ödeyen yurttaşların seçme hakkı vardı. Adayların çoğunluğunun bağımsız olmasına karşın, tümü de belirli programları olmayan üç politik bölüngü ile ilişkili idi: Marailer (Le Marais; Girondinler ve Jacobinler arasında; monarşist), Feuillantlar (anayasal monarşi) ve Jacobinler (ılımlı cumhuriyetçiler); ve bunlar da kendi içlerinde türdeş değildiler. Napoleon’dan sonra yapılan seçimler yalnızca toplumun sınırlı bir kesiminin kendi içindeki güç çarpışmalarını yansıtır. 1815’te restorasyondan sonraki ilk ‘seçimlerde’ seçmen sayısı 40.200, ve Temmuz Devrimini izleyen seçimlerde sayı 94.000’dir. (İstatistikler)

1791 Fransız Yasama Meclisi seçimleri



Parti Oylar % Koltuklar
  Anayasacılar
(Condorcet)
1,978,000 46.3% 345
  Feuillantlar
1,505,000 35.4% 264
  Jacobinler
(Brissot)
774,000 18.3% 136
Toplam 4,300,000 100% 745

1791 Fransız Yasama Meclisi seçimleri



Parti Oylar  % Koltuk
  Maraisardlar 1,747,200 51.9% 389
  Jacobinler 907,200 26.7% 200
  Girondinler 705,600 21.4% 160
Toplam 3,360,000 100% 749

1830 Fransız Yasama Meclisi seçimleri



Parti Önder Oylar  % Koltuk
  Ultra-royalistler Montbel Kontu 47,940 50.7% 282
  Dokrtrinerler Lafayette Markizi 46,060 49.3% 274
Toplam 94,000[1] 100% 556

Kavram ve Bilinç



Kavramların, özellikle etik kavramların insanlığın bilincinde tam edimselleşmesi zamansal bir oluş sürecini, aslında bütün bir Tarihin kendisini gerektirdiği için, niçin demokrasinin öyle bölük pörçük geliştiğini anlayabiliriz. Sorun özgürlük bilincinin milyonlar tarafından kazanılması sorunudur. Süreç daha önceden kültürel olarak belirlenmemiş bilinçlerde bir bakıma daha dirençsiz işler, çünkü eskinin olumsuzlanması gibi bir sorun yoktur.

Evrensel Seçme ve Seçilme Hakkı



Klasik Yunanlılar arasında kadınlar, köleler ve yabancı kökenlilerin seçme hakkı yoktu. Amerikan kolonileri hiçbir zaman kendi içlerinde doğrudan bir monarşi altında bulunmamış olsalar da, bağımsızlık kazanıldıktan sonra yurttaşlık haklarını ancak mülkiyet, eşey ve ırk ile sınırlı olarak kabul ettiler.

Düşünceler ve Realite



Fransız devriminden sonra da kadınların oy hakkı yoktu, ama Protestanlara, Yahudilere ve renkli insanlara da oy hakkı tanındı ve Fransa köleliği kaldıran ilk Batılı ülke oldu (1794). Gene de Fransız devriminin önderlerinin düşünceleri ve eylemleri arasında bir uçurum vardır. Robespierre’in başlangıçtaki ılımlı düşünceleri ve sonraki terör eylemleri arasındaki zıtlık, Napoleon’un demokratik devrimi savunması ve aynı zamanda imparator olması davranışlarının güdülerini kuşkulu kılar.

Marquis de Condorcet

“Esquisse d’un Tableau Historique des Progres de l’Esprit Humain”
"İnsan Tininin İlerlemesinin Tarihsel Bir Tablosu"

Bölüm 24

Condorcet’nin Varsayımları: Bir İnsan Özü, Bir İnsan Gizilliği Vardır • Gizillik Edimselleşeceği İçin Gizilliktir  •  Bir İdeal İnsan Doğası Vardır  •  İnsan Doğası Eksiksizleşebilirdir  •  Tarih Bir Gelişmedir, Süreçtir  •  Tarihin Bir Ereği Vardır

A. [Çalışmamın] sonucu, uslamlamalardan ve olgulardan, insan yetilerinin iyileşmesi için hiçbir sınırın saptanmamış olduğunu, insanın eksiksizleşebilirliğinin saltık olarak sınırsız olduğunu, bundan böyle onu engelleyecek her gücün denetiminin üzerinde olan bu eksiksizleşebilirliğin ilerlemesinin doğanın bizi üzerine yerleştirdiği kürenin süresinden başka hiçbir sınırının olmadığını göstermek olacaktır. Bu ilerlemenin gidişi hiç kuşkusuz az ya da çok hızlı olabilir, ama hiçbir zaman geriye dönük olamaz; hiç olmazsa yeryüzü evrenin dizgesindeki konumunu sürdürdükçe, ve bu dizgenin yasaları küre üzerinde genel bir yıkım yaratmadığı ve bundan böyle insan ırkının orada aynı yetileri korumasına ve uygulamasına ve aynı kaynakları bulmasına izin vermeyecek yolda değişimler getirmediği sürece. ...

Her şey bize insan ırkının büyük devrimlerinden birinin dönemine yaklaşmakta olduğumuzu söylemektedir. ...

     

B. Eğer insan yasalarını anladığı görüngüleri hemen hemen pekinlik ile tahmin edebiliyorsa; eğer yasaları bilmediği zaman bile geçmişin deneyimi ona dikkate değer bir olasılık düzeyinde gelecek görüngüleri önceden saptama yeteneğini veriyorsa; o zaman niçin belli bir gerçeklik düzeyi ile insanlığın gelecek yazgısının tablosunu onun tarihinin sonuçlarından saptamanın kuruntulu bir girişim olduğunu kabul etmemiz gereksin? Doğal bilimlere inancın biricik temeli evrenin fenomenlerini düzenleyen genel yasaların, bilinsinler ya da bilinmesinler, düzenli ve değişmez olduklarıdır; ve doğanın başka işlemlerine uygulanabilir olan bu ilke, insanın düşünsel ve ahlaksal yetilerinin gelişimine uygulandığında, niçin daha az doğru olsun? Kısaca, aynı nesneler sınıfına göreli deneyimden oluşan görüşler en sağlam anlaklı insanları davranışlarında yöneten biricik kural oldukları için, felsefecinin tahminlerini benzer bir temel üzerinde desteklemesi niçin yasaklanması gereksin — yeter ki onlara edimsel gözlemlerin doğrulayacağı sayıdan, tutarlıktan ve sağınlıktan daha büyük bir pekinlik yüklemiyor olsun?

İnsan türünün gelecek durumuna ilişkin umutlarımız üç noktaya indirgenebilir: Değişik uluslar arasındaki eşitsizliklerin yokedilmesi; bir ve aynı ulusta eşitliğin ilerlemesi; ve son olarak, insanın gerçek gelişimi.

Her ulus bir gün örneğin Fransızlar ve Anglo-Amerikanlar gibi en aydınlanmış, en özgür, önyargılardan en bağışık olan halklar tarafından erişilen uygarlık durumunu ulaşmayacak mıdır? Krallara boyun eğen ülkelerin köleliği, Afrika kabilelerinin barbarlığı, ve yabanılların bilgisizliği dereceli olarak yitmeyecek midir? Yerküre üzerinde tek bir toprak parçası var mıdır ki orada yaşayanlar doğa tarafından hiçbir zaman özgürlüğü yaşamamaya, hiçbir zaman uslarını kullanmamaya mahkum edilmiş olsunlar?

İnsanlar daha aydınlandıkça, ve kendileri için kanlarını ve hazinelerini saçıp dökme hakkını sürdürdükçe, dereceli olarak savaşı tüm yıkımların en ürkütücüsü olarak, tüm suçların en korkuncu olarak görmeyi öğreneceklerdir. Ortadan kaldırılacak ilk savaşlar egemenlik gaspçılarının şimdiye dek sözde kalıtsal haklarının sürdürülmesi için uyruklarını içine çektikleri savaşlar olacaktır.

Uluslar bileceklerdir ki, özgürlüklerini yitirmeksizin fatihler olamayacaklardır; sürekli konfederasyonlar bağımsızlıklarını sürdürmenin biricik araçlarıdır; hedefleri güç değil ama güvenlik olmalıdır. Dereceli olarak tecimsel önyargılar sönüp gidecektir; yalancı bir tecimsel çıkar yeryüzünü kana boğmanın ve ulusları onları varsıllaştırma düşüncesi altında yıkıma uğratmanın korkunç gücünü yitirecektir. Değişik ülkelerin halkları sonunda politikanın ve ahlakın ilkeleri yoluyla birbirlerine daha da yakınlaşırken, her biri ulustan ya da kendi işleyiminden türetebileceği kendi çıkarına yabancıların kendi yararları için eşit bir katılımları çağrısında bulunurken, ulusal düşmanlıkları üreten, kızıştıran ve sürdüren tüm nedenler tek tek yitecek, ve bundan böyle savaşçı deliliğe ne yakıt ne de gerekçe sağlayacaktır.

Kurumlar, belli felsefecilerin boş zamanlarını dolduran ve yüreklerini avutan sürekli barış tasarlarından daha iyi birleşmiş olarak, ulusların bu kardeşliğini ivmelendireceklerdir; ve savaşlar, tıpkı suikastler gibi, tarihleri onlarla kirlenen ülke ya da çağ üzerine silinemez bir onursuzluk lekesi bırakan küçük düşürücü ve doğaya tiksinti verici gözü kara zulümler arasında sayılacaklardır.

İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2017 | aziz@ideayayinevi.com