Japon İmparatoru
Aziz Yardımlı

idea yayınevi site haritası  
 


Japon İmparatoru



Japonlar bütün tarihleri boyunca bir imparator için özlem duydular. Daha çok shinto rahipliği ile ilgilenen ve politik olarak güçsüz olan ilk imparatorlar zamanla askeri diktatörler olan shogunlara boyun eğdiler. Japonya ancak bin yıl kadar sonra Meiji Döneminde ilk imparatoruna kavuştu. Ama bu modern ‘imparator’ bile gerçekte samurai gücünün altında duran bir kukla idi.

 

“The emperor has no power but is the source of all power.”

— Toshiro Mayuzumi, 1988



Japon kültürüne özgü anomalilerden biri ‘imparator’ belirleniminde kendini gösterir. Japon imparatoru bir tanrıdır. Bu imparatorlar durumunda sık görülen bir sanrılamadır. Tuhaf olan şey bu imparator tanrının feodal efendilerin egemenliği altında durması, imparator olmayan bir imparator olmasıdır.

 

 

Faşizme Gereksinmeyen Bir Faşizm

 

 

Geleneksel olarak Japonya İÖ 660 yılında İmparator Jimmu tarafından kuruldu. Jimmu Ningi'nin torununun torunu, ve Ningi ise güneş tanrıçası Amaterasu'nun torunu ve gökten inen ilk imparatorluk atası idi.

   
Mitolojik olarak, şimdiki imparatorluk ailesinin kökenleri İÖ altıncı yüzyıla gider. İmparatorlar başlıca shinto dininin rahipleri olarak kaldılar ve politik bir güçleri yoktu. Japon İmparatoru ancak modern dönemde göreli olarak önemli görünen bir rol oynamaya başladı. Ama, bir ‘devlet-adamı’ olarak, ülkesinin savaşa girmesinin sorumluluğunu bile üstlenmedi.

 

Japonya’nın bugün de bir ‘imparatoru’ vardır, ama bu bir imparatorluğu olmayan bir imparatordur. Ve Japon ‘imparatorluğu' imparatorluk olmayan bir imparatorluktur. Japonya bugün bir "demokrasi"dir, ama bu da bir yanılsamadır. Japon politikası realitesiz bir politika olarak, politika olmayan bir politika olarak görünür. Tüm bu saçmalıklar samurai tinine bütünüyle uygun görünür. Japonya'da samurai Budhizmin asıl bedenidir. Ve Budhizmin ilkesi bilincin düşünce içeriğinin saltık olarak boşaltılması, benliğin bir hiçliğe indirgenmesidir. Bu nihilistik tinin en yakınında duran kavramlar birlik ve arılık kavramlarıdır. Bu monistik kavramlar da belirlenimi, tikelliği, bireyselliği olumsuzlar. Japon bireyselli en alttaki köylüden en üstteki imparatorun kendisine dek Japon nihilizmine soğrulur.

 

 

İmparator tek-erktir. Tek istençtir. Devlettir, yasadır, haktır — henüz bu terimler idealden ne denli uzak olursa olsun. Ve imparatorlar bir süre için tarih yaparlar. Japon ‘imparatoru’ hiçbir zaman bir İmparator olmadı. Hiçbir zaman bir tek-erk olmadı çünkü bir erk olmadı. Japonya istençsiz ve güçsüz bir imparatora karşın özgürlük bilincini kazanamadı ve istenç — ama yalnızca dürtü içerikli bir istenç — her zaman samurainin ayrıcalığı oldu. Samurai gücü Batı kültüründe genellikle tiranlık olarak adlandırılan şeydi. Japonya kaçtığı dünya ile sonunda karşı karşıya geldiği zaman, Tarihe ancak korkunç bir tiranlık olarak girebilirdi.


Douglas MacArthur ve Hirohito

 



     

Douglas MacArthur yaşamöyküsünde Hirohito’nun yargılanması konusunda şunları yazdı:

 

“...I would need at least one million reinforcements should such an action be taken ... Military government would have to be instituted throughout all Japan, and guerrilla warfare would probably break out.”

 

İşgalin başlamasından dört ay sonra 1946’da Hirohito bir Tanrı olmadığını dünyaya duyurdu. Ve 1947’de kabul edilen yeni demokratik Anayasanın “halkın egemenliği” terimini kapsamasına karşın, Japon halkı buna da aldırmadı ve İmparatora saltık egemen olarak boyun eğme geleneğine bağlı kalmada diretti. Egemen olmak özgür olmaktır. Ama Japonların bugün bile istemeyi başaramadıkları şey özgür olmaktır.

 

İki bin yıllı tarihi boyunca feodal kalmış olan Japonya ona dayatılan tek bir belge ile feodalizmden “demokrasiye” geçti. Bu “demokrasi” gerçekte halkın istencinde bir değişimin yer alması sonucunda değil, ama bir süper-gücün istencine bağlı olarak işleyen bir demokrasidir. Amerikan işgali resmi olarak 1952’de sona erdi.

 

 

İkinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra İngilizler ve Ruslar Hirohito’nun bir savaş suçlusu olarak yargılanmasını ve asılmasını istiyorlardı, Douglas MacArthur Hirohito’yu bir tür Nüremberg mahkemesinde yargılamayı göze alamadı. Japonya’nın patlamasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.

 

1946 Japonya Anayasası; Bölüm I: İmparator (İNGİLİZCE)

1946 Japonya Anayasası; Bölüm I: İmparator

Chapter I: The Emperor

Article 1
The Emperor shall be the symbol of the State and of the unity of the People, deriving
his position from the will of the people with whom resides sovereign power.

Article 2
The Imperial Throne shall be dynastic and succeeded to in accordance with the
Imperial House Law passed by the Diet.

Article 3
The advice and approval of the Cabinet shall be required for all acts of the Emperor
in matters of state, and the Cabinet shall be responsible therefor.

Article 4
The Emperor shall perform only such acts in matters of state as are provided for in
this Constitution and he shall not have powers related to government.

The Emperor may delegate the performance of his acts in matters of state as may be
provided by law.

Article 5
When, in accordance with the Imperial House Law, a Regency is established, the
Regent shall perform his acts in matters of state in the Emperor's name. In this case,
paragraph one of the preceding article will be applicable.

Article 6
The Emperor shall appoint the Prime Minister as designated by the Diet. The
Emperor shall appoint the Chief Judge of the Supreme Court as designated by the
Cabinet.

Article 7
The Emperor, with the advice and approval of the Cabinet, shall perform the
following acts in matters of state on behalf of the people:

  • Promulgation of amendments of the constitution, laws, cabinet orders and
    treaties.
  • Convocation of the Diet.
  • Dissolution of the House of Representatives.
  • Dismissal of the legislature
  • Proclamation of general election of members of the Diet.
  • Attestation of the appointment and dismissal of Ministers of State and other officials as provided for by law, and of full powers and credentials of Ambassadors and Ministers.
  • Attestation of general and special amnesty, commutation of punishment,
    reprieve, and restoration of rights.
  • Awarding of honors.
  • Attestation of instruments of ratification and other diplomatic documents
    as provided for by law.
  • Receiving foreign ambassadors and ministers.
  • Performance of ceremonial functions.

Article 8
No property can be given to, or received by, the Imperial House, nor can any gifts be
made therefrom, without the authorization of the Diet.

 



 

Japan and Democracy; Douglas MacArthur; Hirohito (VİDEO)

Japan and Democracy; Douglas MacArthur; Hirohito

 



 

 

“Hirohito and the Making of Modern Japan,” by Herbert P. Bix / Review by. Lucian W. Pye (ALINTI)

“Hirohito and the Making of Modern Japan” / Review by Herbert P. Bix (LINK)

“Hirohito and the Making of Modern Japan” by Herbert P. Bix
Reviewed by Lucian W. Pye

This book is a rare achievement: a work that turns established knowledge upside down. Bix's detailed review of the life of Hirohito makes clear that the emperor was not a passive figurehead manipulated by war-minded militarists but an active strategic plotter of the Japanese wars of aggression -- and a certifiable war criminal. His postwar denial of personal responsibility for Japan's wartime actions helped legitimize the national amnesia about what had happened during the war. From early childhood on, Hirohito was imbued with martial spirit and visions of imperial grandeur in the tradition of his grandfather, Emperor Meiji, who had expanded the empire through wars with China and Russia. Central to Hirohito's schooling was the history of great imperial conquests and technical instruction in military strategy. Hence, he took seriously his responsibilities as commander-in-chief of Japan's armed forces. Starting with the Manchurian and the Marco Polo Bridge incidents that led to full-scale war with China in 1937, Hirohito had numerous opportunities to check the army and prevent war. But he chose instead to engage in grand strategic planning, including Pearl Harbor and the campaigns into Southeast Asia. After defeat, he blatantly lied about his wartime actions and assumed the figurehead role that the Allied occupation, fearing that his removal would make the country ungovernable, wanted him to play. Bix relies on an impressive number of memoirs and diaries of high-level Japanese officials, which together present the picture of a complex man trained to be an imperialist, not a rubber stamp for Japan's ambitious militarists. The occupier of the Chrysanthemum Throne for 63 years, Hirohito was the longest-reigning emperor in the world's longest-lasting dynasty -- which may soon come to an end if Crown Prince Naruhito fails to produce an heir.

 



Diary tells of Emperor Hirohito’s anguish in final years over blame for war ("The Japan Times") (ALINTI)

Diary tells of Emperor Hirohito’s anguish in final years over blame for war (LINK)

National / History
Kyodo

Emperor Hirohito, posthumously known as Emperor Showa, said during his final years that he did not wish to live much longer as he would only experience more anguish at sad personal events and being blamed for his role in wars Japan fought during his reign, according to the diary of a close aide newly seen by Kyodo News.

The diary kept by late Chamberlain Shinobu Kobayashi, details of which were made public Wednesday, reveals that the aging Emperor was haunted by talk of his wartime responsibility following the Sino-Japanese War and World War II.

“There is no point in living a longer life by reducing my workload. It would only increase my chances of seeing or hearing things that are agonizing,” the Emperor was quoted as saying in a diary entry dated April 7, 1987. The Emperor, who died in 1989, was 85 at the time.

The entry recounted the Emperor’s remarks made to Kobayashi, who was 22 years his junior, while Kobayashi was on duty at the Emperor’s residence in Tokyo. The Imperial Household Agency had been considering ways to reduce his workload at the time.

“I have experienced the deaths of my brother and relatives and have been told about my war responsibility,” the Emperor also said, according to the diary.

Emperor Showa had lost his brother, Prince Takamatsu, in February of that year.

The diary shows Kobayashi tried to console the Emperor by telling him that “Only a few people talk about (your) war responsibility.”

“Given how the country has developed today from postwar rebuilding, it is only a page in history. You do not have to worry,” Kobayashi told the Emperor, according to the diary.

The emperor was once considered divine and under the prewar Meiji Constitution was invested with supreme control of the army and navy. The emperor is now defined under the postwar Constitution in Japan as “the symbol of the state” with no political power.

Another diary by a senior chamberlain, Ryogo Urabe, which has already been made public, supports Kobayashi’s accounts, stating that Kobayashi had “tried to soothe” the Emperor, who said “there is nothing good in living long,” in an entry dated the same day.

Kyodo News borrowed the diary from Kobayashi’s family and analyzed it together with writer Kazutoshi Hando, an expert in the history of the Showa Era, and nonfiction writer Masayasu Hosaka.

The rare document brings to light the Emperor’s anguish at a time when his son, Emperor Akihito, will turn 85 this December and is preparing to abdicate next year, bringing to an end the current Heisei Era.

A diary entry dated May 27, 1980, said the Emperor wanted to convey his regret over the Sino-Japanese War to visiting Chinese Prime Minister Hua Guofeng, but that other senior officials of the agency opposed the idea for fear of a backlash from rightists.

Kobayashi’s diary does not detail who talked about the Emperor’s responsibility for the wars or when, although in March 1986 there was a fierce exchange of words between the late Seiji Masamori, a Japan Communist Party lawmaker in the House of Representatives, and then-Prime Minister Yasuhiro Nakasone.

During a budget committee meeting, Masamori said, “Who drove Japan to the brink of collapse by starting a reckless war?” Nakasone denied the Emperor bore any responsibility.

In December 1988, Nagasaki Mayor Hitoshi Motojima also said that the Emperor bore responsibility for the war, stirring controversy again.

Emperor Showa fell ill during a party celebrating his birthday on April 29, 1987, and later underwent an operation in September. He recovered but fell ill again about a year later, and died on Jan. 7, 1989.

Kobayashi, who became the Emperor’s chamberlain in April 1974, kept a diary almost daily during his 26 years in office until June 2000, when the Emperor’s wife, Empress Kojun, died.

 



Douglas MacArthur; Christianity; Shinto (A New Japan for the Twenty-First Century, s. 210) (SAYFA)

A New Japan for the Twenty-First Century / 2008 by Routledge / Rien T. Segers (Editor)

 



 

 

“Feodal” İmparatorluk

 

Bir deforme kavramlar kültürü

Japon tarihi evrensel-nesnel kavramların hiç birini kabul etmez. Herşeyden önce Japonya'ya uygulanan ‘tarih’ kavramının kendisi içeriksizdir ve bu yalancı kavrama bağlı olması gereken devlet, imparatorluk, yasa,aile, din, ahlak, etik, erdem, estetik kavramları bir tarihsel gelişimin onlara vereceği tikelleşmelerden yoksundur. Japon "devlet" kavramını hiçbir zaman düşünmez, irdelemez ve sorgulamaz, çünkü onun için güç tanrısal imparatorun dünyasal kişiliğinde yatar. Orada — Çin'deki durumun tersine — devlet evrensel hak eşitliğini temsil etmez ve yasa egemenliği ile ilgisizdir. İmparator gerçekte bir "kral" bile değildir. Din, ahlak, etik Japon realitesinde ne iseler henüz bu kavramlar ile anlatılmayı temsil etmeyen belirsiz oluşumlardır.

 

Tokyo, İmparatorluk Sarayı önü, 10 Kasım 1949. Japon İmparatorluk hanedanının kuruluşunun 2600'üncü yıldönümü kutlamaları.

 

Kutlamalara 50.000 kişi katıldı. Toplantı Başbakan Kone'nin bir konuşması ile başladı ve bunu ulusal marşın çalınması izledi. Sonra İmparator Hirohito bir konuşma yaptı ve arkasından özel olarak kutlama için üretilmiş olan besteler çalındı. Sonra tüm katılanlar üç kez "Mejesteleri İmparator Çok Yasa" diye haykırdılar. 1940 kutlamaları bu gösterinin dışında 12.000'den çok yerde yinelendi.

 

 

Japonya’da ‘imparator’ ya da ‘mikado’ (帝) terimi mitolojik kökenli bir terimdir ve Japon imparatorluk hanedan çizgisi güneş tanrıçası olan Amaterasu’nun soyunun bir sürdürülmesidir. Bu mitolojinin dışında, Japon ‘imparatoru’ genel olarak edilgindir, güçsüzdür, kendisi başka egemenlere boyun eğer, Japonların kendilerinden başka hiçbir uyruğu yoktur, ve tarihte terim ile normal olarak anlaşılan herşeye aykırıdır. Ne bir imparatorun yapması gerektiği gibi evrensel insanlık kavramının bilincindedir, ne de yasa egemenliğini tanır. Bir ‘samurai’ kültürünün simgesel egemeni olarak, Japon halkına ‘kimlik duygusu’ kazandırmanın dışında biricik önemi samurai tinini anımsatmasına bağlıdır. Hirohito’nun Hitler ile aynı yazgıyı paylaşmasının önüne geçen etmen yalnızca ‘edilgin’ imparator olması ve bir Führer olmaması olgusudur.

 

Meiji gibi torunu Hirohito da samurai tininin oyuncağı idi

 

Death Before Surrender / Hirohito (VİDEO)

Death Before Surrender / Hirohito ve Militarizm (LINK)

 



Death Before Surrender / Hirohito, Militarizm, Komünizm (VİDEO)

Death Before Surrender / Hirohito, Militarizm, Komünizm (LINK)

 



10 Worst Japanese War Crimes (VİDEO)

10 Worst Japanese War Crimes (LINK)

 



 

 

Japonya’da İmparator Çin’de olduğu gibi bir devlet organizasyonunu temsil edecek politik bir karakter kazanmadı. Ve toplumsal ilişkiler hiçbir zaman feodal zor ve şiddet ilişkilerinden öteye geçmedi. Sonuçta bireylerde etik bir karakter gelişmedi. Özeksel bir politik gücün yokluğunda, barış ve düzen ancak toplum bir tür kararlı boyun eğme dönemlerine girdiği zaman elde edilebiliyordu.

 

Shogunların tüm askeri güçlerine karşın doğrudan doğruya imparatorluk sanını üstlenmemelerinin nedeni daimyoların ancak şiddetin dilinden anlamaları idi. Bir imparatorluk imparatorun uyruklarında da minimal bir uygarlık düzeyini gerektirir. Daimyo karakterinin belirleyici yanı herhangi bir imparatoru tanımamasında yatar ve feodal daimyonun varlığı imparatorun yokluğunu gerektirir.

 

Feodalizm üzerine dayanan bir imparatorluk paradoksaldir. Bir imparatorluk için özsel olan yasa egemenliği kavramı Japon tinine bütünüyle yabancı idi. Feodalizmin ayırdedici yanı yasa yoluyla yönetime izin vememesinden oluşur.

 



General Douglas MacArthur Japan Generali Hsu Yungchang'ın U.S.S. Missouri güvertesinde Japonya'nın resmi olarak teslim olduğunu belgeleyen barış antlaşmasını imzalamasını izliyor.

 

MacArthur 28 Ağustos 1945'te Bağlaşık Güçler Yüksek Komutanı (Supreme Commander for Allied Powers — SCAP) olarak Japonya'ya geldiği zaman kamu önüne muhafız olmaksızın ve silahsız olarak çıktı. Üniforma giymesine karşın, resmi durumlarda Japon subaylarının tersine kravatsız idi ve madalya takmıyordu. Japonya'nın teslim olma töreni 2 Eylülde Tokyo körfezinde Missouri güvertesinde yapılırken uçarak geçen 400 B-29 bombardıman uçağı ve 1500 Deniz Kuvvetleri jeti yenilginin ne demek olduğunu Japonlara bir kez daha anımsattı. İşgalin teknik olarak Bağlaşık Güçlerin denetiminde olmasına karşın, 1945-1952 arasında uygulamaya Amerikan ordusu tarafından geçirildi. Görev yalnızca Japonya'yı silahsızlandırmak değil, ama aynı zamande bütünüyle yeni bir Anayasa hazırlayarak ülkeyi politik olarak da yeniden yapılandırmak idi.

 

Emperor of Japan (ALINTI — W)

Emperor of Japan (LINK)

The earliest Emperor recorded in Kojiki and Nihon Shoki is Emperor Jimmu, who is said to be a descendant of Amaterasu's grandson Ninigi who descended from Heaven (Tenson kōrin). If one believes what is written in Nihon Shoki, the Emperors have an unbroken direct male lineage that goes back more than 2,600 years.

In ancient Japan, the earliest titles for the sovereign were either ヤマト大王/大君 (yamato ōkimi. Grand King of Yamato), 倭王/倭国王 (waō/wakokuō, King of Wa, used externally), or 治天下大王 (amenoshita shiroshimesu ōkimi, Grand King who rules all under heaven, used internally). As early as the 7th century the word 天皇 (which can be read either as sumera no mikoto, divine order, or as tennō, Heavenly Emperor, the latter being derived from a Tang Chinese term referring to the Pole star around which all other stars revolve) began to be used. The earliest use of this term is found on a wooden slat, or mokkan, unearthed in Asuka-mura, Nara Prefecture in 1998. The slat dated back to the reign of Emperor Tenmu and Empress Jitō. The reading 'Tennō' has become the standard title for the Japanese sovereign up to the present age. The term 帝 (mikado, Emperor) is also found in literary sources.

Japanese monarchs were given their official title by the Chinese emperor. The new Japanese monarch after coming into power would send a representative to China and receive the anointment. They would receive their official title on several golden plates of several meters tall. Since the Japanese monarchs changed their title to 天皇 (Heavenly Emperor) in 607, the Chinese emperor refused to anoint the Japanese king, thus, ending relations with Japan for the next few hundred years. Although the Japanese emperors used Chinese imperial titles, rarely was the Chinese-style "Son of Heaven" used. In the Japanese language, the word tennō is restricted to Japan's own monarch; kōtei (皇帝) is used for foreign emperors. Historically, retired emperors often kept power over a child-emperor as de facto regent. For a long time, a shōgun (formally the imperial generalissimo, but made hereditary) or an imperial regent wielded actual political power. In fact, through much of Japanese history, the emperor has been little more than a figurehead.

After World War II, all claims of divinity were dropped (see Ningen-sengen). The Diet acquired all prerogative powers of the Crown, reverting the latter to a ceremonial role. By the end of the 20th century, Japan was the only country with an emperor on the throne.

As of the early 21st century, Japan's succession law prohibits a female from ascending the throne. With the birth of a daughter as the first child of the current crown prince, Naruhito, Japan considered abandoning that rule. However, shortly after the announcement that Princess Kiko was pregnant with her third child, the proposal to alter the Imperial Household Law was suspended by Prime Minister Junichiro Koizumi. On 3 January 2007, after the birth of her son, Prince Hisahito, Prime Minister Shinzo Abe announced that he would drop the proposal.

Currently, many believe the new prince of Japan will ascend the throne, as the law defines. Historically, Japan has had eight reigning empresses who used the genderless title Tennō, rather than the female consort title kōgō (皇后) or chūgū (中宮). There is ongoing discussion of the Japanese Imperial succession controversy. Although current Japanese law prohibits female succession, all Japanese emperors claim to trace their lineage to Amaterasu, the Sun Goddess of the Shintō religion. Thus, the Emperor is thought to be the highest authority of the Shinto religion, and one of his duties is to perform Shinto rituals for the people of Japan.

 



 

 
İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2017-18 | aziz@ideayayinevi.com