Osmanlı İmparatorluğu

CKM 2018-19 / Aziz Yardımlı


 

 

Osmanlı İmparatorluğu





 


  Anahatlar
Anahatlar


  • Osmanlı İmparatorluğu dünya tarihinde en uzun süreli ve en güçlü imparatorluklardan biri idi.
  • 600 yıl boyunca 36 sultan Orta Doğu, Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika’ya egemen oldu.
  • 1000 yıl süren Doğu Roma İmparatorluğunu sonlandırdı ve onun kültürel birikimi üzerine gelişti.

📹 What if the Ottoman Empire Reunited Today? (VİDEO)

What if the Ottoman Empire Reunited Today? (LINK)

 

 








  Osmanlı Beyliği

Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu ve Genişlemesi

Osmanlı Beyliğinin Kuruluşu ve Genişlemesi

 
   

Osmanlıların devletinin çekirdeği Sakarya nehri bölgesinde bulunan ileri bir askeri yerleşim (uç) idi. Burası yüzyıllar boyunca eski Selçuk Roma devleti ve Doğu Roma İmparatorluğu arasındaki sınır idi. Selçuklular 1243'te Kösedağ savaşında Moğollar tarafından yenilince aşamalı olarak anarşi içine düştüler. Anadolu o sırada daha şimdiden büyük ölçüde Türkleşmişti. Türklerin büyük bölümü 5-11.yüzyıllarda ve özellikle 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu'yu istila eden Oğuz kabilelerine aitti. Ayrıca 13. yüzyılda Moğol ilerlemesi Türk kabilelerinin ve bir miktar İranlının Anadolu'ya göçüne neden oldu.

Anadolu nüfusunun bir bölümü Hıristiyan olarak kalmayı sürdürdü. Selçuklu devletinde Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında keskin toplumsal ayrımlar yoktu. Ayrım daha çok kentliler ve göçebe Türkmenler arasında idi. Türkmenler ön-İslamik dinsel geleneklerinin birçoğunu ait oldukları tikel İslam biçimi içinde de sürdürüyorlardı. Bu İslam biçimi 5-11. yüzyıllar arasında kuzey İran'da ve Maveraünnehir'de mistik vaazlar veren gezgin dervişler (Kalenderiyye and Hayderiyye) tarafından yaratıldı. Bunların arasında dinsel yetke taşıyanlara "babalar" deniyordu ve bunlar ön-İslamik şamanlara büyük benzerlik gösteriyordu. 1239'da bu dinsel önderler altında Babais isyanı patlar verdi. Yönetim isyanı bastırdı ve bu heterodoks militan çoğunluğu sınır bölgesine yerleştirdi.

Selçuk yönetimi ve toplumun üst sınıfları Horasan'da bu yana bağlı oldukları ortodoks Sünni geleneği izlediler. Yüksek kültür başlıca Pers karakterini taşıyordu ve bunlar da güçlü mistik kültürden etkilendiler (Mevlana Celaleddin Rumi).

Osmanlı Beyliği ya da Emirliği 1299 sıralarında birçok küçük Türk beyliklerinden biri olarak Bithynia'da kuruldu. Tüm bu beylikler önceki Selçuklu devleti ve Doğu Roma İmparatorluğu arasında ve Anadolu'nun İslamik özeğinden çok uzakta olan topraklarda idiler. Bu "beyler" ya da "uç beyleri" Türkmen soyundan geliyorlardı. Osman'ın babası Ertuğrul da Orta Asya'da Moğol istilasından kaçan küçük kabilesi ile daha önce Selçukluların onayı ile bir sınır bölgesi olan Söğüt çevresine yerleşmişti. (Onun babası Süleyman Şah Oğuz Türklerinin Kayı boyuna aitti).


Osman Beyin yaşamı sırasında üretilmiş hiçbir yazılı kaynak yoktur. Osmanlı tarihçileri ancak ölümü üzerinden yüz yıldan uzun bir süre geçtikten sonra yaşamı hakkında yazmaya başlamışlardır. Osman Beye ilişkin anlatıları efsane olmaktan kurtaran kanıt Osman tarafından bastırılan ve babasının adını taşıyan bir sikkenin bulunmasıdır.

"Osman" adı da kesin değildir Bizanslı tarihçi George Pachymeres adı "Atman/Ατμάν" ya da "Atouman/Ατουμάν" olarak yazar; ve Araplar tarafından "Uthman" olarak bilinir.

Osman topraklarını kimi zaman Bizanslılar ile savaşarak ve kimi zaman onlarla iyi ilişkiler kurarak genişletti ve 1326'da öldüğü zaman Osmanlı Beyliği ve Bizans İmparatorluğu arasındaki sınır Sakarya nehri idi.

 



Orhan Bey

Orhan Bey

 
   

Osman'ın oğlu Orhan'ın yönetimi sırasında 1326'da Bursa alındı ve başkent yapıldı. 1331'de İznik (Nikaea) ve 1337'de İzmit (Nicomedaeia) ele geçirildi. İzmit'in alındığı yıl Orhan Trakya üzerine ilk saldırısını yaptı ve 1346'da bitişik Karasu emirliğini topraklarına kattı.

Osman'ın ve Orhan'ın yönetimleri sırasında yerel Hıristiyan şefler ve komutanlar ile yakın ilişkiler kuruldu ve Köse Mikhal İslama dönerek Osman ile işbirliği yaptı. Bu bağlantılar erkenden Bizans gelenek ve törelerinin Osmanlı devletine girmesini sağladı.

Devlet aileye aitti ve en büyük yetke olarak görülen baba tarafından (ulu bey) yönetiliyordu. Anlaşmaları yapan, para bastıran ve Cuma namazlarında kutlanan yetke baba idi.

Orhan'ın yönetimi altında bundan böyle yeterli olmayan Türkmen akıncılara ek olarak bir süvari birliği (müsellemler) ve bir de piyade birliği (yayalar) kuruldu ve komutanlara paşa sanı verilmeye başladı.

Genç devlet doğal olarak Batıya doğru genişlerken, Orhan'ın gücü 1341'de patlak veren Bizans iç savaşı sırasında John VI Kantakouzenos (1341-1354 yıllarında imparator oldu) ile bağlaşmasından ötürü önemli ölçüde arttı.

 



   

📹 The Rise Of The Ottoman Empire (VİDEO)

The Rise Of The Ottoman Empire (LINK)

While the Ottoman Empire is now long gone, its rule once spanned across three continents. So how did the ancient empire rise to power?

 



📹 The Fall Of The Ottoman Empire (VİDEO)

The Fall Of The Ottoman Empire (LINK)

The Ottoman Empire used to be one of the world's largest empires. So how did this mighty empire meet its demise?

 



📹 The Rise of Ottoman Turks (Kenneth W. Harl) (VİDEO)

The Rise of Ottoman Turks / K. W. Harl (LINK)

he Ottoman Empire, also historically known in Western Europe as the Turkish Empire , was a state that controlled much of Southeast Europe, Western Asia and North Africa between the 14th and early 20th centuries. It was founded at the end of the 13th century in northwestern Anatolia in the town of Söğüt (modern-day Bilecik Province) by the Oghuz Turkish tribal leader Osman I. After 1354, the Ottomans crossed into Europe, and with the conquest of the Balkans, the Ottoman beylik was transformed into a transcontinental empire. The Ottomans ended the Byzantine Empire with the 1453 conquest of Constantinople by Mehmed the Conqueror.

 



📹 Ottoman Expansion To Europe and The Battle of Vienna / Eamonn Gearon (VİDEO)

Ottoman Expansion To Europe and The Battle of Vienna / Eamonn Gearon (LINK)

 

 




  Osmanlı ve Roma

Osmanlı

Osmanlı


Osmanlı İmparatorluğu ve Roma İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu ve Roma İmparatorluğu

  • Osmanlı İmparatorluğunun toprak alanı doruk zamanında yaklaşık 5,2 milyon km2 idi.

 

  • Trajan zamanında Roma İmparatorluğunun toprak alanı yaklaşık 5 milyon km2 idi.



En geniş durumunda Osmanlı İmparatorluğu.

Başkaları arasında, Osmanlılar da İmparatorluklarını Roma İmparatorluğunun sürdürülmesi olarak gördüler. Konstantinopolis'in düşüşünden sonra II. Mehmet Kayser-i Rum (Roma'nın Sezarı) ya da Roma İmparatoru sanını üstlendi ve Ortodoks Konstantinopolis Patriği tarafından bu san ile tanındı. Mehmet'ın Bizans İmparatorluk ailesi ile kan bağı vardı, çünkü önceli olan Sultan I. Orhan bir Bizans prensesi ile evlenmişti.

Din ayrımı nedeniyle Türkler Bizans ve Roma etkisi altında olmaktan çok Pers ve Arap etkisi altında kaldılar. Roma'yı sürdürmek anlamsızdır, çünkü Cumhuriyet Roması politeistik iken, İmparatorluk Roması bir süre sonra bundan vaz geçti ve Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul etti. Osmanlılar Müslüman idiler. Kendi dillerini, yasalarını, sanatlarını geliştiriyorlardı ve bu konularda Roma tini ile mimari dışında bir süreklilik yoktu.




 

Osmanlı İmparatorluğu ve Kutsal Roma İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu ve Kutsal Roma İmparatorluğu

Tarihin güçlü imparatorlukları ve köklü uygarlıkları varlıklarını sürdürürken ne güçlü ne de uygar olan göçebe barbarların varolan devletleri ortadan kaldırıp tarih sahnesinde baş rolü üstlenmeleri yalnızca dikkate çeken bir olay olmanın ötesindedir. Anlaşılması gerekir. Altaylı göçmenler durumunda olan şey az çok benzer olarak Germanik barbarlar durumunda da olmaya başladı ve bu ilkel kabileler de kuzeyden Roma İmparotorluğunun uygar topraklarına inerken İmparatorluk az çok varlığını sürdürüyordu. Hiç kimse bu görkemli ama tükenmiş gücün kültürsüz, uygarlıksız ama tinsel olarak aç barbarlara yenik düşmesinin ve onlara boyun eğmesinin zorunluğunu düşünmüş görünmez. Önce Germenler ve sonra Türkler aynı güçlü imparatorluğun Hıristiyanlaşmış iki parçasını, sırasıyla Batı Roma İmparatorluğunu ve Doğu Roma İmparatorluğunu ortadan kaldırdılar. Bizans Osmanlı İmparatorluğuna dönüştürüldü. Batı Roma Kutsal Roma İmparatorluğuna dönüştürüldü. Birincisi — Osmanlı İmparatorluğu — tarihsel olarak güçlü idi. İkincisi — Kutsal Roma İmparatorluğu — yalnızca kağıt üzerinde bir 'devlet' adını taşıyordu. Birincisi büyüklüğünü dünya tarihinde hiçbir zaman baş role yükselmeden sürdürdü, her zaman ön-modern kaldı, ve bir Cumhuriyet olduğu zaman bile despotik karakterini bütünüyle bırakmadı. İkincisi tarihsel olarak güçsüz, anlamsız ve önemsiz görünmesine karşın dünya tarihini yeniden açtı ve modern tinin doğum yeri oldu. Kurnaz Arapların değil, güçlü Osmanlıların değil, ince İtalyanların değil, gösteriş ve görkem düşkünü Fransızların da değil, ama Germanik köylülerin dünya tarihsel olmaları ve modern tinin yapısını belirlemeleri açıklama gerektirir.

Açıklama tarihin istencin işi olmasına bağlıdır. Reformasyonun tüm aptallıklarına, ilkelliklerine ve kabalıklarına karşın, yeni tin evrensel insanlık kavramını tanıdı ve evrenselin üzerindeki tüm dışsal dinsel yetkeyi kaldırdı, duyuncu saltık olarak özgürleştirdi. İslam birincide, evrensel eşitlik kavramında Hıristiyanlık ile ortaktır, ama ikincide değil, ve insanı özgür olarak değil, kul olarak tanır — başkasının kulu olarak değil, Tanrının kulu olarak, ve Tanrının eşit kulları olarak. Kul tarih yapmaz. Ve İslamik tin en sonunda kul olduğunu anlayıncaya dek tarih yapmayı sürdürdü. Sonra tarihten çekildi.

Sola scriptura hiç kuşkusuz arada bir usun pırıltısını yansıtan ama çoğunlukla saçmalıklardan oluşan insan yazılarının, düşüncesiz, dikkatsiz, giderek ahlaksız yazarların yazılarının danışılacak, başvurulacak ve güvenilecek biricik yetke olduğunu anlatıyordu. Ama bu yetkenin yetkesi insan duyuncu idi. Sola scripturanın yetkesi onu özgürce yargılayacak olan bireyden başka, onun özgür duyuncundan başka birşey değildi. Bu duyunç özgürlüğünün doğuşu ile papalık ve rahiplik silindi, tüm dinsel kurumsal yetke buharlaştı.

Luther ya da Calvin ya da başka önderler "beni" dinleyin ve izleyin dediklerinde onlar da bir süre sonra arkalarında hiç kimsenin olmadığını gördüler. Kuzeyin ve Güneyin Protestanlığı kabul eden ülkelerinde bireysellik tüm dizginlerinden boşandı. Ve — bir serfler nüfusu durumunda beklenmesi gerektiği gibi — eski kölenin yeni özgürlüğü şiddet, zorbalık ve zulüm eylemlerinde sonuçlandı. Duyunç özgürlüğü aşğı yurakı hiç gelişmemiş duyuncun kendisini geliştirmek için kazanılmıştı. Eski köleler ilkin kaçınılmaz olarak özgürlüğü dilediğini yapma özgürlüğü olarak, dilediğini seçme özgürlüğü olarak, haksızlık ve ahlaksızlık ve yasasızlık olarak anladılar.

Bu dizginsizlik içinde, Reformasyon savaşları Avrupa nüfusunun üçte birinin kırılmasında sonuçlandı. Özgür duyunç pekala kendini de yargılayabilir ve yaptığını anlayabilirdi. Ama Avrupa'da, özellikle Kuzey Avrupa'da binlerce yıl boyunca uygarlık ile tanışmamış hordalar ilk kez düşünmeye başlıyordu.

Özgürlük korkutucudur çünkü eylem, değişim, yenilik getirir. Ve sorumluluk gerektirir. İnsana kişilik kazandırır, onu büyütür, yetkeyi dinlemekten kurtarır, düşünmeyi öğrenmeyi, özgür yargıda bulunmayı gerektirir. Tüm bunlar kul için dayanılmazdır. Kul hiçlik olmayı ve öyle kalmayı yeğler.

 

 

Kutsal Roma İmparatorluğu (Britannica)

Kutsal Roma İmparatorluğu (LINK)

The Holy Roman Empire of the German Nation was a land of many polities. In the empire there were some 1,000 separate, semi-autonomous political units, many of them very small — such as the Imperial Knights, direct vassals of the emperor and particularly numerous in the southwest, who might each own only part of one village — and others comparable in size with smaller independent states elsewhere, such as Scotland or the Dutch Republic. At the top came the lands of the Austrian Habsburgs, covering the elective kingdoms of Bohemia and Hungary, as well as Austria, the Tyrol, and Alsace, with about 8,000,000 inhabitants; next came electoral Saxony, Brandenburg, and Bavaria, with more than 1,000,000 subjects each; and then the Palatinate, Hesse, Trier, and Württemberg, with about 500,000 each.

 



Kutsal Roma İmparatorluğu, 1630 (modern sınırlar üzerine yerleştirilmiş olarak). — Yaklaşık 8 milyonluk bir nüfusa egemen olan İmparatorluk Habsburg Hanedanının elinde bulunuyordu. İmparatorun kendi aralarında imparatora karşı bağlaşmalar kuran prensler üzerinde hiçbir gücü yoktu. Kendine ait bir adı bile olmayan Germanik seçim İmparatorluğunun ‘Roma’ İmparatorluğu ile de ne olursa olsun hiçbir ilgisi yoktu.

 



 








  Osmanlı Tüzesi

Osmanlı Tüzesi

Osmanlı Tüzesi

  • Osmanlı İmparatorluğunda Sultanın yasası geçerli idi ve ulema genellikle Sultan ile çelişmiyordu.
  • İmparatorlukta evrensel olarak uygulanan bir tüze dizgesi yoktu. Müslümanlar için ve Müslüman-olmayanlar için ayrı yasa dizgeleri işliyordu ve ek olarak bir de tecim yasaları vardı. Bu üç dizge gerekli olduğuna birlikte çalışıyor ve örneğin azınlık sorunları İslamik mahkemelerde ele alınabiliyordu.
  • Tüze okulları İstanbul ve Bursa'da bulunuyordu.
  • Bir İmparatorluğu yönetmek için Kuran'daki ayetlerden ve ayrıca hadislerden türetilen dinsel yasalar yeterli olmadığı için ek yasalar getirildi (Osmanlı Kanunları; kanon ya da κανών). Fıkıh yasaların yorumlanmasını ve tikel koşullara uyarlanmasını sağladı.
  • Osmanlı yasaları 1453'te İstanbul'un fethinden sonra kodlanmaya başladı ve Bizans yasalarından Napoleonik yasalara dek kaynaklar kullanıldı.
  • Tanzimat Fermanı ile bilikte yasa dizgesindeki din ayrımları ortadan kaldırıldı.

 

Kanuni Sultan Süleyman önceki bölük pörçük Osmanlı yasa dizgesini baştan sona düzenledi. Vergi dizgesini reformdan geçirdi ve vergileri insanların gelirlerine göre dereceli bir oranda belirleyen yeni bir düzenlemesi getirdi. Bürokraside görevlilerin işe alınmaı ve işten çıkarılmasının yetenek ve değere göre belirlenmesini sağladı ve süreci yüksek memurların kaprisinden ve aile kayırmacılığından kurtardı. Tüm Osmanlı uyrukları, giderek en yüksek olanlar bile yasaya boyun eğeceklerdi. Ve en yüksek konumlar en aşağıda olanlara bile açıktı.

Süleyman egemenliği sırasında Safevi İmparatorluğu ile tecim ilişkileri üzerine getirilen ambargoyu da kaldırdı. Tüm Osmanlı askerlerinin seferde iken ve giderek düşman topraklarda iken bile gereksindikleri yiyecekleri ve daha başka mülkiyeti alırken karşılığını ödeyeceklerdi. Süleyman İmparatorluğun Hıristiyan ve Yahudi uyrukları için koruyucu önlemler getirdi ve Hıristiyan çiflik emekçilerini serflikten kurtardı.

 

 



 





  Adlar

ADLAR

ADLAR

Ömer Hayyam (1048-1131)

Ömer Hayyam (1048-1131)

Ömer Hayyam 1076'da Nizam-ül Mülk tarafından İsfahan'a davet edildi. Kentin kütüphanelerinde Euklides ve Apollonius gibi matematikçileri çok daha yakından inceledi ve Euklides'in beşinci konutlamasını tanıtlamaya çalıştı. Onun dik açıların eşitliğini bildiren dördüncü konutlamadan çıkarsanabileceğini ileri sürdü ve dar ve geniş açılar durumunda sonucun çelişkili olduğunu gösterdi.

Euklides, Ögeler, Konutlama 4 ve 5

4. Tüm dik açılar birbirine eşittir.

5. Eğer iki doğru çizgi üzerine düşen bir doğru çizgi aynı yanda oluşan iç açıları iki dik açıdan daha küçük yapıyorsa, iki doğru çizgi, eğer sonsuza dek uzatılırlarsa, açıların iki dik açıdan daha küçük olduğu yanda kesişir (Öğeler, LINK).

 

Hayyam'ın rasyonalizmi ve determinizmi verildiğinde, Euklides'i çürüttüğü ileri sürülen non-Euklidean geometrilerin başlangıcını en sonunda ona dayandırmak geçersizdir. Hayyam'ın ussal bakış açısından, aslında genel olarak ussal bakış açısından, bir küre yüzeyi üzerindeki "dik açı" bir düzlem yüzey üzerindeki dik açı ile aynı şey değildir. Konkav ve konveks yüzeyler üzerindeki "non-Euklidean geometriler" hiç kuşkusuz özel eğri yüzey belitleri ile eğri yüzey geometrileridir.

Hayyam cebirsel denklemlere geometrik olarak yaklaşımı nedeniyle Descartes'ın analitik geometrisinin ön habercisi olarak görülür.

Khayyam'ın altı felsefi incelemesi

1. Varlık ve Zorunluk Üzerine
2. Dünyada Çelişkinin Zorunluğu, Determinizm ve Kalıcılık
3. Usun Evrensel Bilgi Konusu Üzerindeki Işığı
4. Varoluşun Evrensel İlkelerinin Bilgisi Üzerine
5. Varoluş Üzerine
6. Üç Felsefi Probleme Yanıt

1. On Being and Necessity
2. The Necessity of Contradiction in the World, Determinism and Subsistence
3. The Light of the Intellect on the Subject of Universal Knowledge
4. On the Knowledge of the Universal Principles of Existence
5. On Existence
6. Response to Three Philosophical Problems


 

Hayyam felsefede kendini İbni Sina'nın bir öğrencisi olarak gördü. Çalışmalarında

  • varoluş ve evrenseller arasındaki ilişki;
  • dünyada çelişkinin zorunluğu;
  • determinizm ve özgür istenç;
  • evrensel varoluş ilkelerinin bilgisi

gibi konuları ele aldı.

 

Hayyam sufilerin sevgisini ve dostluğunu kazanmadı. Tersine, onlar için bir nefret ve korku nesnesi idi.

 



Dinsel Bilincin Düzeltilmesi: Gazali (1058-1111)

Dinsel Bilincin Düzeltilmesi: Gazali (1058-1111)

Kültürel dizgede din de başkaları gibi yalnızca bir bileşendir, herşeyi belirleyen ilke değil. Bu nedenle Max Weber yaptığı gibi yeni ekonomik biçimi Protestan etiğin doğasından türetmek yerine, hem etik hem de ekonomik bileşenlerin Reformasyon sonrasında yeniden biçimlenen dinsel bileşen ile uyum içinde yeniden belirlendiklerini söylemek daha doğru görünür. Dinsel bileşenin yanısıra bilimsel, teknolojik ve politik değişimler ve gelişimler de olmaksızın yeni ekonomik düzenin ortaya çıkması olanaksızdı. 16'ncı yüzyıl Avrupasında Olgunun ortaya çıkması için gerekli tüm Koşullar biraraya gelmişti. (Yine, Max Weber'in Protestan etiğin püritan karakterini bir hırs anlatımı olan "kapitalizmin" kaynağı olarak görmesi gözden kaçırılmayı hak etmeyen devasa saçmalıklardan biridir.)

Hıristiyanlığın Üçlülük kavramına göre homo sapiens Tanrı ile bir ve dolayısıyla özgürdür. Müslümanlığın monistik Bir kavramına göre homo sapiens Tanrı karşısında teslim olan kuldur. Bu iki belirlenim bu iki din doğar doğmaz ona inanmaya başlayan kültürlerin etik karakterlerini belirleyemezdi. Bilinç değişimi bir zaman sorunudur. Kavramların tam olarak özümsenmesi, tüm vargılarının çıkarsanması ve insanların bilinçlerinin bu dinsel ilkelere göre yeniden biçimlenmesi yüzyılları gerektirdi. Ve bu "oluş" yüzyılları açıktır ki henüz ereğine erişmiş değildir.

Hıristiyan üçlülük kavramının sonuçları Reformasyona dek insan bilincine ulaşamadı (15 yüzyıllık bir gecikme ile). Müslüman monizm kavramının sonuçları Gazali aracılığıyla daha kısa bir zaman içinde anlaşılmaya başladı (4 yüzyıllık bir gecikme ile).

Öte yandan, İslamik monizm Müslümanlığın ilk yüzyıllarında sanat alanındaki kısıtlamalar dışında Müslümanların felsefe, bilim ve iyi politika yapmalarını engellemedi. Klasik felsefenin hazineleri ile beslenen İslamik felsefeciler ve bilimciler Romalıların ve Bizanslıların tersine ellerindeki kaynakların değerlerini anladılar ve yalnızca onları çevirmekten çok daha ötesini yaptılar. (Hıristiyan Bizans 529'da Atina'daki tüm felsefe okulları ile birlikte Platonik Akademiyi ve Aristotelesci Liseyi de kapattı.)

Oluş sürecindeki İslamik tin Roma İmparatorluğunun egemenliği sırasında kesintiye uğrayan bilimsel ve felsefi etkinliğin yeniden dirilmesine götürdü. Farabi, İbni Sina, İbni Rüşt gibi felsefeciler ve bilimciler bütünüyle özgürce Klasik Felsefi tinin yarım bıraktığı işi üstlendiler ve sürdürdüler. Ama kurgul çalışmaları İslamik düşüncenin monistik-analitik tini ile bütünüyle tutarsızdı.

Gazali "Felsefecilerin Tutarsızlığı" (Tahâfut al-falâsifa) başlıklı bir kitap yazarak bu yanılgıyı, daha doğrusu bu "tutarsızlığı" düzeltti ve bu rasyonalist felsefecilerin ateist olmasalar da İslamik tine ait olamayacaklarını gösterdi. İbni Rüşt bu duygu felsefeciliğini ve mistik tepkiyi beğenmedi ve "Tutarsızlığın Tutarsızlığı" başlıklı bir kitap ile Gazali'yi yanıtladı. Ama bunun bir yararı olmadı. İslamik epistemoloji görgücülüğe döndü ve ortaya bir tür "tanrıbilimsel vesilecilik" çıktı. Gazali'nin açıklama yoluna göre, örneğin pamuğun ateş ile tutuşturulduğu her seferinde yanması bir neden-sonuç ilişkisini ya da nedensel determinizmi göstermiyordu; olay Tanrının istencine bağlı ve "Tanrının karışmasının bir ürünü idi — tıpkı daha şaşırtıcı tansıklar durumunda olduğu gibi."

Gazali kitabında Platon, Aristoteles, Farabi ve İbni Sina gibi felsefecilerin düşüncelerini de reddetti. Öte yandan, Gazali'nin en önemli öğrencilerinden biri olan Thomas Aquinas Gazali'nin skolastizmini Hıristiyanlığa uyguladı. İngiliz görgücüsü David Hume daha ileri bir dönemde Gazali'nin kuşkuculuğuna yeni bir biçim verdi.

  • "Hüccetü’l Islam” ("İslamın Tanıtı") olarak görülen Gazali (1058-1111) İslamik kültürü boyun eğici karakterine doğru döndürmede önemli rol oynadı. Özgür ussal düşünceyi yadsıdığı için, dine ve felsefeye yaklaşımında "yüreğine" başvurdu. Tanrıyı evreni yaratma konusundaki tüm mantıksal zorunluktan bağışık tutarak ve doğadaki nedenselliği yadsıyarak, olayların tanrısal istencin keyfi kararları nedeniyle birbirine bağlandığını ileri sürdü ve tansıkları Tanrının keyfi istencinin sonuçları olarak doğruladı (vesilecilik).
  • Bilgiyi "Tanrı yüreğime düşürdü" diyerek ve bilgiyi onun çoğuna anahtar olan ışıktan" türeterek. rasyonalist felsefecilere karşı çıktı ve insanın ussal bilgiye yetenekli olmadığını ileri sürdü.
  • Gazali gizemci idi ve gizemsel deneyimin amacı tanrısal yüklemlere yaklaşmaktan oluşuyordu. Tanrısal öz bu dünyada insan deneyiminin ve bilgisinin ötesinde kalır ve insan bilmediği bir Tanrıya inanmayı kabul etmelidir. Ama öte dünyada onu duyusal olarak "görebilir." Tanrısal özde "yitiş" ya da "ortadan kalkış" olarak gördüğü gizem deneyiminin tüm şeylerin birliğini ve dolayısıyla kendini deneyimlemenin de yitişini görmekten başka birşeyden oluşmadığını düşünüyordu. (Bu deneyim tüm ayrımı dışlayan bir tür analitik özdeşlik ilkesinin deneyimlenmesi gibidir.)

 

Gazali gizemciliği ile insanı yükselttiğini ve onu gerçekliğe ulaştırdığını düşünüyordu. Gerçekte tam tersini yaptı ve insanı değersizleştirme ve küçük düşürme eğilimlerini güçlendirdi. Gizemcilik bilgiyi reddeder ve insanı nereden geldiğini bilmeyen, ne olduğunu anlamayan önemsiz bir varlığa indirger ve yüzyıllar sonra nihilizmin yeni türlerinin bir kez daha yapacak olduğu gibi insanı değersizleştirir.

Kararlı ve tutarlı bir monist olarak, Gazali Tanrının birliği gibi din kavramına uygun olmayan analitik-monistik bir tasarımda insanı ve insanlığı sildi ve bu soyutlamayı gerçeklik olarak ileri sürdü. Kul Tanrıyı içselleştiremez, çünkü bu onu kulluktan çıkaracaktır. Kul kendini Tanrıda yalnızca yok eder çünkü kendinde daha şimdiden bir hiçliktir. Kulun Tanrı ile "birleşmesi" kendini bire gömmekten, kendini birde silmekten başka birşey olamaz. Kul özgürlük bilincinden, bir istençten yoksun olduğu için, bir efendiye gereksindiği için kuldur. Kul için Tanrı yalnızca kendisine boyun eğmesi gereken dışsal bir güçtür.

 

 



 

 

 








  Video

VİDEO — 1

VİDEO — 1

📹 The History of Ottoman Empire / Every Year

The History of Ottoman Empire / Every Year (LINK)

.

 



📹 Rise and Fall of the Ottoman Empire

Rise and Fall of the Ottoman Empire (LINK)

.

 




 

📹 History of the Ottoman Empire in the 15th & 16th Century / Kenneth W. Harl

History of the Ottoman Empire in the 15th & 16th Century / Kenneth W. Harl (LINK)



The vast, dramatic story of the Ottoman Empire helps Westerners better grasp the current complexities of the Middle East. This course covers the history of the Ottoman Empire, from its early years as a collection of raiders and conquerors to its undeniable power in the 15th and 16th centuries to its catastrophic collapse in the wreckage of the First World War. The peoples of the Middle East today examine the history of the Ottoman Empire for identity, culture, and governance. The West often overlooks the fact that the achievements of the Ottoman Empire at the zenith of its power matched those of contemporary Western Europe – as well as the other great Islamic states of Safavid Iran and Mughal India. According to Kenneth W. Harl, award-winning professor of Classical and Byzantine history at Tulane University, “the cultural achievements of Ottoman civilization still endure, and they speak of a wealthy and sophisticated Islamic civilization.” Some of the complexities covered by this historical overview of the Ottoman Empire include geopolitical tensions between Turkey and its Balkan and Middle Eastern neighbors, the sustained political and cultural power of Islam, and the balancing act between religious tradition and cultural modernity. What made the Ottoman Empire such a match with the empires of the early modern world? What made this empire unlike any other in human history? What forces shaped this brilliant civilization—and what forces destroyed the Ottoman Empire? These are just some of the questions that Professor Harl explores. Over the course of 36 historically rich and enlightening lectures, you’ll investigate over 600 years of history that cover the nature of Ottoman identity, the achievements and oddities of the Sultan’s court, and stories of confrontation and cooperation between the East and West. The result: a better appreciation for the ways in which the Ottomans created a unique way of life – and how that way of life echoes throughout Europe and across the Middle East. The Ottoman Empire history course covers the fascinating story of triumph and tragedy, war and peace, intellectual progress and civil insurrection. This course will give viewers an overview of a great empire that left an important legacy that will shape the future of the Balkan nation-states, the Turkish Republic, and the Arab world – and those of us in the West as well. Learn more about.

 




 








 

 

 

İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2018-2019 | aziz@ideayayinevi.com