Roma İmparatorluğu

Osmanlı İmparatorluğu

Türkiye Cumhuriyeti

CKM 2017-18 / Aziz Yardımlı


 

Roma İmparatorluğu — Osmanlı İmparatorluğu — Türkiye Cumhuriyeti

Video 2019-20 / CKM



📹 2019.10.15 — 1 (ROMA CUMHURİYETİ)


📹 2019.10.15 — 2 (DÜNYA TARİHİ)


SÜMERLER VE İDEALAR; TARİHSEL SÜREKLİLİK

Yunanlılar ve Romalılar Batı Uygarlığının beşiği olarak kabul edilir. Ama Yunanlıların da öncelleri vardır ve bu genel olarak Mezopotamya uygarlığıdır. Mezopotamya uygarlığı tarih-öncesinden tarihe geçişi yapan gerçek ilktir.

Tarihin doğuşu aynı zamanda etiğin de doğuşudur ve Mezopotamya'da "etiğin doğuşu" teriminin kendisi hak ve ahlak bileşenleri ile bütününde etiğin dışsal bir modelden esinlenmeksizin ve etkilenmeksizin idealardan doğuşunu anlatır. Sümerler yasalarını ve yasal kurumlarını, krallarını ve devletlerini, teknolojilerini ve ekonomilerini kendi uslarından yarattılar. Ve yaratılış, doğuş genel olarak oluş saltık yokluktan ortaya çıkış değildir. Yaratılış ya da doğuş önceden varolan bir gizilliğin edimselleşmesidir. Ortaya çıkan yokluk olarak yokluktan değil, belirli yokluktan, bir olumsuz varlıktan ortaya çıkar. Uygarlığın doğuşunda gizillik insan usundan başka birşey değildir.

Tarihsel süreklilik hiçbir tikel kültürün yalnızca kendisi olmadığını, başkası da olduğunu gösterir. Sümerler dışında hiçbir kültür sıfırdan başlamaz ve modern Batı uygarlığına dek gelen süreç sonlu kültür aşamalarının bir dizisidir.

Kültürler zorunlu bileşenleri ile dizgesel yapılardır. Göreli olarak ileri ve olgunlaşmış kültürler (örneğin Etrüskler) değişime direnç göstermek zorundadır, çünkü başkalaşım ortadan kalkmanın başka bir adıdır (kültürel süreduruma yenik düşen Etrüskler gelişen ve güçlenen Roma tarafından İÖ 2'inci yüzyılda bütünüyle assimile edildiler). Daha sonra, Roma İmparatorluğunun kendisi Hıristiyanlık tarafından dönüştürülmeye başladı. Bir bileşen olarak Hıristiyanlık (realitede ilkin ne kadar kötü biçimlenmiş olsa da, ve Roma'nın kendisinin yaratısı olmasına karşın) Roma tininin özsel öğeleri olan paganizm ve kölelik kurumu ile geçimsizdi. Dinsel ve politik bileşenlerinde bozulmaya başlayan İmparatorluk ilkin Batı bölümünde barbar Germanik kabileler tarafından yerle bir edilirken (5'inci yüzyıl), Doğuda ise "Roma" adını üstlenen Selçuklular ve Osmanlılar tarafından soğruldu (Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman kendilerini "Roma İmparatorları" olarak gördüler). ("Kutsal Roma İmparatorluğu" denilen feodal kabileler konfederasyonunun "Roma" ile en küçük bir ilişkisi yoktur, tıpkı etnik Germanik tarihçiler tarafından türetilen "Bizans" adının da "Roma" ile hiçbir kültürel ve politik ilgisinin olmaması gibi).

 



ROMA CUMHURİYETİ

Roma Krallığı (İÖ 753-509), Roma Cumhuriyeti (İÖ 509 - İÖ 27), ve Roma İmparatorluğu (İÖ 27 - İS 1453) tümü de Roma'dır.

 




Roma Cumhuriyeti (İÖ 509 - İÖ 27).



📹 2019.10.08 — 1 (KAVRAMLAR)


📹 2019.10.08 — 2 (KAVRAMLAR)


İSTENÇ (DESCARTES, IV. MEDİTASYON)

İstek doğaldır, kendiliğindendir. İstetiğimizi isteyemeyiz. İstek içgüdüden, dürtüden, itkeden doğar. Zorunludur.

İstenç özgürdür. Çünkü düşünür ve biliir. İstenç kendisinden başka birşey tarafından belirlenmez ve duyunç olarak kendinin nedenidir.


Descartes (IV. Meditasyon):
"İstenç yalnızca aynı şeyi yapmayı ya da yapmamayı (eş deyişle, onu doğrulamayı ya da yadsımayı, onu izlemeyi ya da ondan kaçınmayı) seçme gücünü taşımamızdan, ya da daha doğrusu yalnızca anlağın önümüze koyduğu şeyleri doğrulama ya da yadsımada, izlemede ya da kaçınmada hiçbir dışsal kuvvet tarafından belirlenmediğimizi duyumsamaktan oluşur."

"Öyleyse yanılgılarım nereden doğar? Yalnızca istenç anlaktan çok daha geniş bir alana yayıldığı ve onu aynı sınırlar içerisinde kısıtlamayıp anlamadığım şeylere de genişlettiğim için; öyle ki, istencin kendisi bunlara ilgisiz olduğu için ⌜çok kolayca yoldan çıkar ve iyi yerine kötüyü, ya da doğru yerine yanlışı seçer⌝ ve böylece yanılgıya ve günaha düşerim."


Descartes moral yargıdan söz etmektedir ve bu duyunç olarak istencin işlevidir.

 



SONLULUK, DOĞA, YARATILIŞ, TÜREYİŞ, VARLIK VE VAROLUŞ

SONLULUK, DOĞA, DOĞUŞ, YARATI, YARATIŞ
Homo sapiens Doğadan evrimleriir.
Doğa yaratmaz, evrimlenir ve Doğa homo sapiense dek evrimlenir.
Doğanın ereği homo sapienstir.
Homo sapiens Doğa + Tindir.

Doğa doğar ve doğduğu için sonludur ve türevsel, ikincil, dolaylı vb. olan arkhe değildir.

Doğuş, yaratış, türeyiş, üreyiş vb. tümü de önceden varolan bir gizilliğin ortaya çıkışını anlatır. Önceden varolan yokluk durumunda değil, gizillik durumundadır.

Yokluktan yokluk gelir anlatımı yokluğun var olduğunu gözardı eder. Buna göre Yokluk daha şimdiden karşıtlığın doğrulanmasıdır ve bu ilk karşıtlık Oluştur.

Genel olarak varlık genel olarak yokluktan gelir ve olmayan birşeyin olmasını anlatır. Ex nihilo nihil fit ya da yokluktan yokluk olur anlatımı belirli-varlığın yokluktan gelemeyeceğini anlatır.

Varlık saltık olarak yalın, dolaysız, soyut, boş, içeriksiz, vb.dir. Kendinde Yokluk bile değildir, çünkü "kendinde" bile değildir ya da varlığın "kendindesi" yoktur çünkü o zaman hem varlık hem de "kendinde" olacak, çünkü "kendinde" Varlıktan başka birşey olacaktır. Ve Varlık o olmayan Yokluk ile karşıtlık içinde durur. Eğer mantıksal bir bağıntı olan karşıtlığı "içerik" olarak alırsak, o zaman varlık kendinde yokluktur diyebiliriz ve bu ise soyut, yalın, dolaysız varlığı belirli birşey, belirli-varlık yapacaktır.

Belirli-varlık birşeydir ve birşey ancak birşeyden, "başka" birşeyden gelir.

"Yaratış" varoluşa getirmek, var olmayanı var etmek olarak tanımlanır. Varoluş zeminden gelir ve varoluş zeminde daha şimdeden kendinde ya da gizil olarak kaspanır. Varoluş Varlık değildir, çünkü Varlığı kapsar ve başka şeyleri da kapsar.

Yaratılan yaratıcı olamaz çünkü yaratılanın yarattığı onda daha şimdiden bulunuyor olmalıdır ve bu bulunuş kökensel yaratıcıdan kazanılmış olmalıdır. Kökensel yaratıcının yaratıcısı olmadığı için kendinin nedeni ya da causa sui terimi ile anlatılır ve dolaysız ya da ilk olan demektir — saltık ya da soyut anlamda. Ama gerçekte, ya da kavramda, dolaysızlık ya da soyut olanaksızdır çünkü dolaysızlık dolaylılığın dışlanması ile, Bir Çokun dışlanması ile belirlenir ya da dolaylı kılınır.

"Doğuş" bir varoluş kazanma kipidir ve yalnızca varlık kazanmayı anlatmaz, belirli bir varlık kazanmayı, soyut varlıktan daha çoğunu kazanmayı anlatır.

Uzay, Zaman ve Özdek ilksiz-sonsuzdur ve bu kavramlar doğal sürecin öncülleridir. İlksiz-sonsuz olan oluşmaz, doğmaz, yaratılmaz. Doğan ya da yaratılan salt uzay, zaman, özdek değil, birşey, belirli bir özdektir. Galaxi doğar ya da ortaya çıkar, ama onu oluşturan bir zeminden, örneğin engin bir quark kütlesinden doğar.

Gelişim kavramı bir gizillik ve edimsellik, bir başlangıç ve bir erek (telos) imler.

En yalın özdeksel evren durumu, en soyut özdeksel durum kendinde homo sapiense dek evrimlenecek bir gizillik kapsar. Doğal bilinç buna Tanrı der. Bilim Logos/Us der.

Telos, Logos, Nous, İdea gibi kavramlar salt duyusal olana varlık yükleyen doğal bilinç tarafından kuşku ile karşılanır. Bu bilinç materyalist kipinde yalnızca özdeğe varlık yükler ve Tanrının özdeksel ve Devletin cisimsel olduğunu, genel olarak var olanın özdeksel olduğunu ileri sürer (Hobbes). Ya da, tinsel olanın varlığını doğruladığı zaman, iç duyguyu ahlakın temeli yapar ve ahlakın kendisini geçersizleştirir (Locke, Hume; haz ve acı; hedonizm). Ya da, tinsel düşünceyi özdeksel doğa ile ilişkilendiremediği ve İdeayı aşkın saydığı için bilgiyi reddederek kuşkuculuğa döner (Kant).

TELOS (τέλος) henüz varolmayan, varoluşa çıkmamış, edimselleşmemiş olanaktır. Negatif olarak, gizil olarak vardır. Kavramsal bir yapıdır. Telos bir çelişki, ideallik ve reeelik arasındaki bir karşıtlıktır ve karşıtlığın ortadan kalkması ereğin realizasyonu ya de varoluşa, edimselliğe çıkmasıdır. Doğa alanında Erek bilinçli değildir ve doğal bilinç Ereği bilinçli olarak gördüğü zaman ona "Tanrı" diyerek kişisellik yükler. Ateist bilinç de aynı şeyi yapar ve Telosun bilinçli olması gerektiğini sanarak onu yadsır.

 



TELEOLOJİ

TELEOLOJİ
Doğa evrimlenir ve evrim kavramının kendisi teleolojiktir.

Mekanikte hiçbir gelişim gizilliği, hiçbir içsel belirlenim yoktur ve mekanik nesneler ancak kuvvet aracılığıyla ilişki içnde dururlar. Mekanik alanında özdek ilkin kütle olarak belirlenim kazanır ve kütle dolaysızca çekmenin ve itmenin birliği olarak kuvveti gerektirir. Tıpkı uzay ve zaman gibi özdek de kendinde niceligi ya da sonsuz bölünebilirlik olanağını kapsar ve bu bölünebilirlik (özdek durumunda, itme kuvveti) ancak bölünmeye yetenekli olan bütün (özdek durumunda, çekme kuvveti) yoluyla olanaklıdır. Özdek ya da belirli özdek olarak kütle kuvvet olan karşıtlık yoluyla olanaklıdır. Özdeğin bölünebilirliği salt bir çelişki olan Atom kavramının kökenidir, çünkü Atom bölünemez kütle demektir ki, bir çelişkiden başka birşey değildir. Daha öte kütle belirlenimleri (quark ya da bulunabilecek daha da küçük parçacıklar) fiziğin gerçek Atoma, özdeksel çelişkinin kendisine ulaşma özleminin sonuçları olacaklardır.(çağdaş fiziğin kullandığı "atom" sözcüğü yanlış bir adlandırmadır, çünkü elemenleri oluşturan "atomlar" gerçek "atom/kesilemez" değil, tersine kendileri sonsuz sayıda Atomdan oluşan kütlelerdir.

Kimya alanında nesne mekanik kuvvetin dışında bir eğilim, ya da bir eğinim kazanır ve bu "yük" ile belirlenir. Yüklu atom yükluluğunu karşıtı olan başkası ile, yüksüz atom ile ilişkisi yoluyla kazanır. Buna göre Kimya alanı görelilik ya da ilişki alanıdır ve bu karşıtlık ilişkisi atomu ya da molekülü devime belirleyen etmendir. Gene de kimyasal tepkime durumunda henüz bir ereksellikten söz etmek gereksizdir ve nedensellik kavramı bu bölge için bütünüyle yeterlidir. Bir kimyasal molekülü oluşturan bileşen moleküllerin ya da yüklü atomların bağlar kurarak yeni bir molekül yapısı oluşturmaları mekaniğin salt kütlesel dinamiğinden ayrı olarak bir içsel belirlenim kapsıyor görünür, ama bu belirlenim en sonunda salt mekaniğe indirgenebilecek bir devime götürür ve bu durum kimyayı mekaniğe indirgeme eğilimini yaratır. Benzer yükler birbirini iter ve karşıt yükler birbirini çeker demek her iki durumda da mekanik kuvvet kavramını uygulamaktır.

Kimyasal yapı ancak DNA'da mekanik ve kimyasal olanın ötesinde bir gizillik, Yaşama geçiş gizilliği kazanır ki, bu salt kimyasal-özdeksel belirlenimden daha ötesi olarak dirimliliktir. Kimyasal molekül Yaşam üretmeye programlanmış bir yapı olarak, bir ereği olan bir nesnellik olarak görünür. Ereksel DNA kendini belirleyen bir yapıdır ve mekanik ve kimya alanlarına sınırlı dışsal belirlenimden daha çoğunu kapsar. Ereksiz DNA gibi bir soyutlama yapılırsa, bu salt ölü bir özdeksel yapı olacak ve hiçbir gizillik ve gelişim olanağı kapsamayacaktır. DNA'da kimya kimyanın kendisinin ötesine geçer, içsel belirlenimi ile ondan daha çoğu olur. Burada gizillik bir erektir ki doğası kendini edimselleştirmek, kendine dışsal varoluş vermektir. Erek edimselleşeceği için erektir.

Özdeğin mekanik ve kimyasal süreçleri teleolojik süreç yoluyla biyolojik süreçlere geçer.

Yaşam özdeğin teleolojik sürecinin sonucudur. Yaşam örgensel-olmayan doğaya, özdeksel doğaya dayanmasına karşın özdekten daha çoğudur, özdekselin ötesinde ondan başka bir tözdür. Beden özdekseldir, ama Ruh ile birliği nedeniyle örgenseldir, bedendir, ve bedene özünlü "yaşam" öğesi onu baştan sona teleolojik bir süreç yapan şeydir. Dirimli bireysellik dirimsiz nesne gibi salt dışsallığa güdümlü değildir ve kendi iç örgensel özüne güdümlü olarak sürekli değişim ve gelişim içindedir. Doğada varolan Yaşam, bitkisel ve hayvansal yaşam alanları tin alanına geçiş için öncülleri oluşturur. Yaşam İdeasının insanda erişeceği tinsellik duyu, duygu ve düşünce kıpılarını kapsar ve bu üç tinsellik özdekselliği temel alsa da özdekten bütünüyle başka, giderek onunla karşıtlık içinde duran bir tözsellik alanı oluşturur.

 




İNANÇ, BİLGİ, TANITLAMA

Bilim ve felsefe bir yetke sorunu, bir inanç sorunu değildir. Ve gene de tüm bilimler durumunda olduğu gibi felsefede de tanıtlama sorunu çözülmesi gereken birincil sorun olarak durdur ve bilgi kendini inanç, görüş, sanı, kanı gibi bilinç durumlarından ancak ussal-kavramsal tanıtlama aracılığıyla ayırdeder. Bilgi sorunu birincil olarak bir tanıtlama sorunudur.

Görgül tanıtlama denilen şey kavramların zayıf dışsal bağıntılarıdır, çünkü doğa yasaları başlıca yineleyen deney ve gözlemlerden yapılan genellemeler yoluyla türetilir. Bu tür tümevarımlar evrensele erişemez (ve görgücülük evrenseli yadsır). Görgül bilgi olasılık düzleminde kalır. "Görgül doğrulama" adı verilen sınama işlemi gerçekte tümevarımı değil, yalnızca kendini sınar.

Geometrik tanıtlama doğa bilimlerinin tümevarım yönteminden daha iyi, daha güvenilir görünür, ama geometrik yöntemin dayantığı belitlerin kendileri tanıtlanmamış öğeler üzerine dayanır.

Felsefi tanıtlama kavramın tanıtlamasıdır ve tüm kavramların dizgesel bağıntılarında sonlanır.

 



DEVLET VE DİN

Devlet kavramı evrensel insan haklarını, duyunç özgürlüğünü ve yasa egemenliğini kapsar. Evrensel insan haklarını tanımayan reel devletler (örneğin Çin, İran, İsrail) devlet kavramına uygun olmayan geri devletlerdir.

Monarşi durumunda tüm hak krala ya da imparatora aittir ve ayrıca bu hak genellikle "tanrısal" haktır (Napoleon bile Katolik Kilise tarafından kutsanmayı kabul etti).

Din kavramı evrensel insan haklarını kapsar, çünkü Tanrı tüm insanları eşit olarak yaratır. Müslümanlıkta tüm insanlar Tanrının kulları, ve Hıristiyanlıkta tüm insanlar Tanrının oğulları ve kızlarıdır. Şiilik, Yahudilik, Hinduizm gibi dinler din kavramına uygun düşmezler, çünkü bunlarda evrensel insan hakları tanınmaz ve belli insanlar insanüstü sayılır, ya da belli bir etnik grup "seçilmiş halk" sayılır, ya da insanların (Vedalara göre) doğal olarak eşitsiz Kastlara ayrıldığı kabul edilir.

Hıristiyanlık ve Müslümanlık, pozitif öğretileri ile çelişki içinde, insanlar arasında hak eşitsizliğini ve köleliği kabul etmez. Dinsel metinler ve yorumlar din kavramını uygun düşmeyen pozitif öğeler ile yüklüdür ve bu dışsal öğeler kültüre aittir. Hıristiyanlık üç Tanrının Birliğini, Tanrı, Oğul ve Kutsel Tinin eşit tanrısallığını kabul eder. Müslümanlık tek Tanrının varlığını kabul eder.

Din gerçekliğe arı kavramsal düşünce yoluyla değil, imgeler ve tasarımlar yoluyla ulaşmaya çabalar.

Yahudilik İsrail kabilelerine sınırlı etnik bir dindir.

Hıristiyanlık ve Müslümanlık etnik ya da ulusal değil evrensel dinlerdir.

Yahudiler etnik olarak Semitik halklar ailesine ve linguistik olarak Afro-Asyatik diller ailesine aittir.

‘Etnik din’ programı zorunlu olarak tarihsel anomalilere götürür.

Deuteronomy 6:14-15 (LINK)
“Başka tanrıların, çevrendeki insanların tanrılarının arkasından gitmeyeceksin.”

“Çünkü senin Tanrın EFENDİ aranızda kıskanç bir Tanrıdır. Yoksa senin Tanrın EFENDİnin öfkesi sana karşı alevlenecek ve seni yeryüzünden yok edecektir.”

Deuteronomy 6:13 (LINK)

“Tanrın olan EFENDİden korkacaksın, ona hizmet edeceksin ve onun adına yemin edeceksin.” (6.13)

📹 P POPE: “Personal Relationship with Jesus VERY DANGEROUS & HARMFUL.”

POPE: “Personal Relationship with Jesus VERY DANGEROUS & HARMFUL.” (LINK)

Katoliklikte inanç Katolik Kilisesinin aracılığını gerektirir ve insan ancak Kilise yoluyla İsa ile bir olabilir. İnsana kendi duyuncu yeteli değildir ve kurumsal kilisenin duyuncunu ödünç almalıdır.

Moral yargı bir yetke sorunu değil, bireyin kendi iç, öznel özgürlüğünün anlatımıdır. Moral yargının gelişimi durdurulabilir ve insanlar bütünüyle dışsal yetkenin "moral" normlarını kabul etmeye alıştırılabilir ve bu köleleştirme süreci çocuklukta başlatılır. Bu sözde "terbiye" ya da "eğitim" insandan özgürlüğünü alır, özerk duyunç gelişimini durdurur, ve insan iyiyi ve kötüyü ayırdedemez olur ve moral olarak bütünüyle duyarsızlaşır. Böyle kültürde ahlak dışsal yetkeye dayanan dışsal ahlaktır ve yetkenin yokluğunda kendi başına kalan insan moral yargıda bulunmaktan yoksundur.

 



 





Us, Doğa ve Tin; Felsefe, Görgücülük, Din; Spinoza, Hobbes



📌HEGEL'İN TİN DİZGESİ


Hegel'in "Nesnel Tin" Dizgesi

 




 

📌 İSTENÇ BELİRLENİMLERİ


İstenç Belirlenimleri

 




📌 İSTENÇ BELİRLENİMLERİ — HAK, AHLAK, ETİK


İstenç Belirlenimleri — Hak, Ahlak, Etik.

 




📙 Hegel, Tüze Felsefesi, s. 68 (Hak, Ahlak ve Etik)

 



📙 Hegel, Mantık Bilimi (KÜÇÜK), s. 347 (İdea)

 



📌 KÜLTÜR — İDEA


Kültür — İdea

 




 

📹 2019.10.01 — 1 (ROMA KRALLIĞI)


Notlar

TANITLAMA VE DOĞAL BİLİNÇ
Bilgi tanıtlama üzerine dayanır. Geometrik teoremlerin tanıtları belitler üzerine dayanır. Geometrik yöntemde belitlerin kendileri de tanıtlama gerektirdiği için, geometrik tanıtlama bile doğal bilinçte doksaya indirgenir, gerçek anlamda bilgi vermez ve kavramsal tanıtlamaya gereksinir.

Geometrik yöntemde sorun kavram bağıntıları yerine tasarım bağıntıları üzerine kurulu olmasıdır.

Tanıtlamanın kendisinin bilgisinden yoksun doğal bilince tanıtlama sunmak umutsuz bir girişimdir. Bütün bir kültür bilgi üzerine değil, doksa ya da sanı üzerine dayanır.

Tanıtlama kavramının kendisinin bilgisizi olan doğal bilince tanıtlama sunmanın anlamı yoktur. Salt anlak düzlemine sınırlı bilinç bilgiye erişemez ve sanı, inanç, kanı, görüş, izlenim vb. düzleminde kalır.

TARİHSEL BİLGİ
Geçmiş olayların bilgisinde zamansal ve olgusal sağınlık yoktur, ve tarihler, olaylar, adlar vb. ancak yaklaşık olarak bilinir. Krallık Roması durumunda tarih bir mit ve olgu karışımına bozulur. Kültür Logosa ancak yaklaşabilir.

 




📹 2019.10.01 — 2 (ROMA KRALLIĞI)


Notlar

Fenomen, olay, olgu, izlenim vb. ancak yorumlanabilir, ve fenomenin, olgunun vb. "bilgisi" denilen şey bilgi değil ama sanı ya da doxa ya da görüştür ve bir görüşün, sanının, yorumun "doğru" olması olanaksızdır. Oluş sürecinde olan nesneler bilgi konusu değildirler.

 




   

Roma Krallığı (İÖ 753-509).

 
Roma Krallığı (PDF)


 

 


İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2018-2019 | aziz@ideayayinevi.com