Etik ve Ekonomi
Aziz Yardımlı

idea yayınevi site haritası 
 

1 Giriş

Ekonomi etik olabilir mi? Etik genellikle başkalarına karşı dürüst ve düzgün olmakla ilgili olarak görülürken, ekonomi ise bireysel hırsı kazanca dönüştürme etkinliği olarak kabul edilir. Gerçekte bu yalnızca popüler görüş değil, ama en ünlü ekonomistlerin de görüşüdür. Adam Smith’ten Milton Friedman’a aşağı yukarı tüm ekonomi kuramcılığı yalnızca ekonominin etik karakterini gözardı etmekle kalmaz, ama ekonominin özsel olarak etik-dışı olduğunu, aslında öyle olması gerektiğini, çünkü pazar düzenekleri tarafından, görülmez el tarafından, öz-çıkar ve hırs tarafından denetlendiğini ve gene de ancak bu niteliği ile toplumsal gönenci yükseltebileceğini kabul eder. Sonuçta, ekonomi aşağı yukarı insandan bütünüyle bağımsız bir etkinlik olarak moral olmanın en uzağına düşer. Giderek sanki bir doğa alanıymış, sanki insan üzerinde özerk bir güç imiş gibi, böyle ekonominin “yasaları” bile aranır.

Ama pragmatik felsefecilik herşeye karşın etikten vazgeçmeyi istemez, ve bunun için yalnızca adı etik olan ama gerçekte adı bile etik-dışı olduğunu dolaysızca gösteren bir etik icat eder: Yararlık etiği. Birşey yararlı olduğu, verdiği haz verdiği acıdan daha büyük olduğu, ya da en yüksek sayının mutluluğunu arttırdığı düzeye dek “moral” bir değer taşır. Yararlı olan gerçekte pekala yanlış, haksız, kötü olabilir. Ama bunun bir önemi yoktur. Yararcı bakış açısından, yararlı olanın duyuncu yenmesi onun moral niteliğidir.

Yararlık etiğinin etiği sözde altyapısal etmenlere bağımlı kılan yaklaşımından bütünüyle ayrı olarak, Batıda ekonomi ve etik arasında bir ilişkinin olabileceği kuşkusu ancak son kırk yıl içinde doğmuş, ekonominin bireysel hırsın görülmez eline bırakılamayacak kadar önemli olduğu anlaşılmış, ve buna göre etik normlara uygun olarak işlemesini sağlamak için yeni düzenlemeler ve yasalar getirilmeye başlamıştır.

Ekonomi Etik Olabilir Mi?


Etik özgürlük bilinci olmaksızın ne kadar etiktir?

Etik mağara devrinden bu yana gelişmektedir. Etiğin gelişmekte olması insanın etik-dışı niteliğini etik-öncesi ile eşitler. Ve gene de etik-öncesi kültürler için çoktandır tarihsel bilgisizlik bahanesine dayanarak aklanma olanağı kalmamıştır. Evrensel etiğin bilincinin kazanılması ile, etiğin sınır tanımayan doğasının anlaşılması ile, etik görelilik kendini etik-dışı olarak göstermeye başlamıştır.
2 Ekonomi Etik Olabilir Mi?

Ekonomi etik olabilir mi? “Kapitalizm” olarak anlaşılırsa, hiç kuşkusuz olamaz, çünkü kapitalin birincilliği ideolojisi olarak kapitalizm doğrudan doğruya hırsın (ya da örneğin görgücü/kuşkucu David Hume’un sözleriyle, “tutkunun”) usa ağır bastığını anlatır ve modern ahlakın bir yanılsama ve böylece özgürlüğün anlamsız olduğunu, “etik” denilen şeyin, aslında bütün bir yasa alanının ve devletin kapital mantığının güdümünde olduğunu ileri sürer.

Etiğin kapitale altgüdümlü olması etiğin yokluğu, ve “kapitalist etik” anlatımı bir oxymorondur, çünkü etik kavramı ussal istencin hırsın, kör tutkunun, yararın, hazzın vb. üzerinde olmasını, toplumsal yapının hırsın vb. başatlığı tarafından değil, özgür istenç tarafından belirlenmesini anlatır.

December 1913. “The whole force of workers in the cotton mills of Stevenson, Alabama.Several of them are apparently under twelve, but I could not get the ages. Photo posed by the general manager." Photo and caption by the child labor reformer Lewis Wickes Hine. (LİNK)

Burada sömürü vardır. Etik yoktur. Başka bir deyişle, insan hakları ve moral duyarlık yoktur. İşleyim Devrimi denilen süreç Avrupa’da, özellikle İngiltere’de bu tabloyu bile aratacak denli acımasız sömürü ile birlikte yer aldı. Bu etik gerilik “kapitalizm" olarak tanımlandı. Sorumlunun “kapital" olduğu, aslında “genel olarak mülkiyet" olduğu ve çözümün bu etmenlerin ortadan kaldırılmasında yattığı çıkarsaması yapıldı. Bunun için insan istencinin ortadan kaldırılması gerekti. Ve zor ve şiddet yoluyla gerçekleştirilebilecek bu irrasyonalizme “bilimsel sosyalizm" adı verildi. Tüm düşünmeyen insanlar özgürlüğün, dolayısıyla insanın kendisinin yok edilmesini en yüksek moral eylem olarak, insanlığın zincirlerinden kurtuluşu olarak kutladılar.

      
Güvenme ve güvenilme, dürüstlük ve saydamlık, birinin kendini olduğu gibi başkasını da sayması ve dikkate alması sözde klasik ekonomi politiğin ya da güncellenmiş biçimiyle neoliberalizmin sözlüğünde bulunmayan terimlerdir. Orada dahaçok bu terimlerin karşıtları ekonominin temel güdüleri ve güvenceleri olarak kabul edilir. Ekonomi neredeyse bir ahlaksızlık alanı olarak görülür, ve bir yan onu özellikle bencillik ve giderek sömürü alanı olduğu için doğrularken, bir başka yan tam olarak aynı nedenle onu yadsır. Giderek ekonominin bu usdışı karakteri tarihin devindirici gücü olarak görülür. Sömürü, dolandırıcılık, yolsuzluk vb. tarafından tanımlanan özerk ekonomi tarihsel altyapı olma gibi muazzam bir görev ile onurlandırılır.

Dürüstlük, güvenilirlik, saydamlık hiç kuşkusuz ekonominin bütünsel performansının başarısı için, ekonominin olması için zorunlu öncüllerdir. Hırs güdümündeki “ekonomi” bir ekonomi olmadığını her zaman kendini batırarak tanıtlar. Eğer hırsın us üzerinde egemenliğini etik gelişmemişlik olarak görürsek, böyle hırs güdümündeki ekonomi henüz ekonomi değil, ama “doğmakta olan ekonomi”dir. Ve böyle doğmakta olan ekonomilerin moral sancıları doğmakta olan ekonominin aynı zamanda etiğin de doğuşu olduğunu göstermektedir.

Etiğin özgürlük ile bir olduğu anlaşıldığında, genel olarak etik davranış normlarının çıkar uğruna kabul edilmesi, etiğin genel olarak kâr uğruna bir araç olarak kullanılması gibi yaklaşımların kendileri etik-dışıdır. Bencillik ve hırs uğruna etik en hafif deyişle paradoksaldir. Hırs tarafından belirlenmek pre-moral bir kendiliğin motorudur ve bu karakter iş dünyasından politikaya, eğitimden sanatlara dek her kültürel düzlemde hırs, dürtü, itki gibi bilinçsiz etmenleri başka her değer karşısında birincil kılar. Etik ereğinin İyi olmasında kendi için değerlidir.

Etiğin Gelişimi ve Etiğin Bilgisi

Etiğin alışkanlık olarak işlemesi, etik normların düşüncesizce kabul edilmesi bir şeydir, etiğin bilgisi başka bir şey. Etik olarak doğru sayılan normlar doğru olmayabilir. Haklı sayılan yasalar haksız çıkabilir. Bu yanılgıların bilinci törel büyümenin koşuludur.

3 Etiğin Gelişimi ve Etiğin Bilgisi

Etik bir bilgi sorunudur, bir duygu sorunu, örneğin bir hırs sorunu değil, ve etik-uyumlu olmak etiğin bilgisini gerektirir. Ve eğer bir alışkanlık ise, gene de sorgulanması ve bilinmesi gereken bir alışkanlıktır. Bu bilgi ve bu bilinç küreselleşme çağında yaygın olarak doğmakta, tarihsel etiğin kendisi ve yeryüzünün bütününde yarattığı bilinçsiz kültürel-çoğulculuk yanılsaması sorgulanmaktadır. Küreselleşme ile denmek istenen şey etiğin küreselleşmesidir.

Lessons Learned: 1935. “School in Red House, West Virginia." Medium-format nitrate negative by Elmer Johnson for the Resettlement Administration. (LİNK) Çocuklardan bir bölümü iyi giyimli iken, kimileri çorapsız ve ayakkabısızdır. Kızlar ve erkekler tümü de aynı berber traşından geçmiş gibidir. (LİNK2)

      

Etikte eskilik bir üstünlük değil, tam tersine bir zayıflıktır. Bir kültürün saklanması değil, ama kendini ortadan kaldırması gelişimin öngereğidir. Kültürel yapılar birer dizgedir, ve bir dizge şu ya da bu tekil bileşeninde onarılarak ya da iyileştirilerek değiştirilemez. Zorunlu tek bir bileşenin bile ortadan kalkışı bütünün ortadan kalkışı, ve bütün bir dizgenin geçersizleştiğinin ve yeniden yapılanma gereğinin habercisidir. Bin yıl, on bin yıl, ya da sözde ‘sonsuza dek’ sürmeye ayarlanmış kültürler çağdaş etik ile göreli olarak yalnızca köhneleşmektedirler. Çünkü değişime kapalı bu despotik kültürlerde insanlar düşünmez, özgürlükten korkar, yalnızca bilinçsizce, anlamadan, dışarıdan aldıkları ve belledikleri şu ya da bu değersiz kültürel kalıpları yinelerler. Düşünceleri katılaşır ve aptallaşırken, yetkeci dilleri kendilerine hoş gelen bir boşluk ile doludur ve kulaklarda arkaik bir tını bırakır.

Little Red House School: 1935 “School in Red House, West Virginia." Epimetheus sat down sullenly and learned about relative pronouns. Medium-format nitrate negative by Elmer Johnson for the Resettlement Administration. (LİNK) (LİNK2)

      
Sorgulanmayan yaşamın yaşamaya değmez olduğunu anlayan ilkin Sokrates oldu. Etik önce bir alışkanlık sorunudur. Ama etiğin gelişiminden söz etmek için onu salt düşüncesiz bir alışkanlık sorunu olmaktan bağışlamamız gerekir. Alışkanlıklar çoğulcudur. Etik evrensel. Alışkanlık değişimi ve gelişimi durdurur. Etik ideale erişme istencidir. Bu düzeye dek yaşamın sorgulanması yalnızca onun başka yaşamlar ile karşılaştırması, yerel ve göreli normların bir yanyana-dizilmesi değildir. Yaşamın sorgulanması ideaları gerektirir. Etik İdea tüm etik realiteyi kendine eşitlemek isteyen evrensel güçtür.

Etik sınır tanımaz; kültürel ayrımlar ile göreli değildir ve tarihe muazzam bir etik görelilik görünüşünü veren şey etiğin gelişimindeki geçici evrelerin bir kültürler çoğulluğu olarak sergilediği türlülüktür. Küreselleşmenin hem bir bütün olarak toplumda hem de iş dünyasında etik kaygıları uyandırmasının nedeni etik gelişimin küreselleşmenin asıl güdüsü olduğunun algılanmasıdır. Hiç kuşkusuz ekonomik ilişkilerde olduğu gibi politik yapılarda da etik-dışının internet yoluyla her yere yayılabilirliğindeki hız ve kolaylık göreli olarak yeni bir olanaktır. Ama etik hiçbir zaman yalıtılmışlığı sevmez ve etik-dışının küresel algılanabilirliği etiğin yerel ya da göreli bir realite olmadığının, bir bütün olarak insanlığın evrensel doğası olduğunun bir göstergesi, etik türlülüğün ya da kültürel çoğulculuğun insan doğasına aykırı olduğunun bir kanıtıdır.

Etiğin gelişimi ve küreselleşme birlikte gider. Evrensel etik normlar pazar tarafından, geçici kültürler tarafından belirlenmez. Tersine, etik normlar pazarları, ülkelerin kültürlerini vb. belirler, ve dahası geleneksel türlülüğü bozarak ve modernleşme, yenileşme sürecine alarak onları türdeş bir yapıya doğru belirler.

 

Etik Bilincin Doğuşu

Etik türlülük ideal evrensel etik belirlenimler karşısında etik-dışı olduğunu tanıtlar. Etik Aile, Toplum ve Devlettir. Bu üçünün tarihsel yapı ya da şekillerindeki çoğulluk ve türlülük görünüşü dolaysızca etiğin özsel birliği ve evrenselliği kavramına götürmelidir.
4 Etik Bilincin Doğuşu

Homo sapiens doğadan daha çoğu olarak, doğa + tin olarak belirlidir. Doğadan doğduğunda doğal olmanın yanısıra aynı zamanda kendinde tinseldir, estetik, etik ve entellektüel bir gizilliktir. Bu gelişecek olması demektir çünkü gizillik edimselleşeceği için gizilliktir.

Despotik “etik.” İnsan gerçek etik karakterini bilmek için ilkin kendini yapmaya başlamalı, kendini tanıyabilmek için ilkin tanıyacağı şeyin kendisini üretmelidir. Ve etik olarak gelişebilmek için özgür olmalıdır, çünkü etik baştan sonra istencinin yaratısıdır. Eğer etik özgürlüğün ya da istencin şekillenmesi ise, özgürlüğün olmadığı yerde, despotizmin olduğu yerde etik despotun özel etiği, bir boyun-eğme etiği olacak ve bütün bir kültür bir kulluk ve kölelik tablosu sergileyecektir. Eğer “despotik etiğe” etik demezsek, eğer böyle bir etik etik kavramının kendisi ile çelişir dersek, o zaman bütün bir tarih bir yana, bugün bile Çin Halk Cumhuriyeti gibi, Kuzey Kore gibi kültürlerin etik-dışı olduklarını ileri sürmek zorunda kalırız. Etik-dışı etik ya da etik-öncesi etik bu kültürlerin çelişkisini ve böylece ortadan kalmalarının zorunluğunu, daha şimdiden ortadan kalkma sürecinde olduklarını anlatır.

Despotik etik yalancı bir etiktir çünkü boyun-eğme etiğinin güvencesi olan despot gücünü yitirdiğinde, toplumsal korku kalktığında etik karakterin yokluğu eşit ölçüde korkutucu sonuçlarında kendini gösterir. İnsana değer vermek için, varoluşa değer vermek için insanın kendisinde bir değerin, etik karakterin hiç olmazsa bir ölçüde gelişmiş olması gerekir. Despotizm altında moral karakterin güdüklüğü, neyin iyi ve neyin kötü olduğunu ayırdedemeyiş insanları kendi içlerinde değersiz kılar ve etik olarak yoksul oldukları için, verecek değerleri olmadığı için insanı ve insanlığı değersiz görürler. Despotizmin devrilmesi dolaysızca özgürlüğün doğuşu değildir ve despotizmin iç kavgası genel olarak despotun despot ile bir kavgasıdır.

Etiğin bilgi sorunu olması etik bilginin pozitif bilgi olması, bu bilginin gözlemden, deneyimden, varolan durumlardan ve olgulardan türetilmesi demek değildir. Varolan etik sorgulanabilir etiktir. Eğer etik yalnızca varolan ve sözde değişmez değerler sayılan etik normların bir toplamı olsaydı, etiğin kendisi etik-dışı olurdu. Etik varoluşunda etik-dışı görünür. Ve gene de bu çelişki etiğin kötü değil, iyi yanıdır: Etik değişmeli, etik-dışı yerini etik ile uyumlu olana bırakmalı, etik bir gelişim süreci olmalıdır. Törel yapılarını değiştiremeyen uluslar, geri bir törel yapıda pıhtılaşmış kültürler tarih olmaz ve tarihsel önemlerini yitirirler. Arkaik-despotik aile düzenleri, uyuşuk toplumsal şekiller ve insanı yalnızca onursuzlaştıran ve küçülten devlet yapıları içinde kendilerini yinelemenin ötesine geçemezler. Gereksiz tarihsel artıklar olurlar.



Little White Schoolhouse: 1900. (LİNK)

    
Neyin iyi ve doğru olduğunu insan kendi duyuncundan bulmalıdır. Etik normlar bu düzeye dek duyunç tarafından aklanma gereksinimi içinde durur, ve duyuncun özgür, ussal ölçünlerine uygun düşmeyen etik belirlenimler gerçekte etik-dışı olarak bir yana atılır. Etiğin bilincinin doğuşu yalnızca ve yalnızca alışkanlığa pıhtılaşmış etik belirlenimlerin sorgulanmasını gerektirir. Alışkanlık olarak etik düşünmeyen, eylem yapmayıp yalnızca davranan, gelişmeyen, yerinden kıpırdamayan kültüre aittir. Etiğin sorgulanması gerçekte duyuncun istenci nesne alması, etik norm olarak istenç belirleniminin haklılığı ya da haksızlığı, iyiliği ya da kötülüğü, doğruluğu ya da eğriliği açısından sorgulanmasıdır. Bu ahlak dediğimiz ve hiçbir dışsal gücün karışamayacağı ve dokunamayacağı en iç, öznel özgürlüktür. Duyuncun sorunu başlangıçta kendisinin düşüncesiz olması, giderek barbarca olabilmesi, kendisine karşı yeterince özgür ve ussal olamamasıdır. Gene de, yüzmeyi öğrenmek için suya girmek gerekir.

Aile, Toplum ve Devletin törel biçimleri en sonunda salt göreli değil idealdir, çünkü tümüne temel olan insan hakları, duyunç özgürlüğü ve politik özgürlük göreli değildir. Bunlar herşeyden önce evrensel insanlığın, homo sapiensin özünün belirlenimleridir. Belli insanlar için daha az hak ve daha az özgürlük belli insanların daha az insan olması demektir. Ama insan hangi görünüşte olursa olsun, hangi geri kültürel biçimde olursa olsun, giderek etik karakterden bütünüyle yoksun kalmış bile olsa, özsel olarak sonsuz değer taşır, kendi güdük şekillenmesi içinde gene de bütün bir varoluşun ereğini kapsar.

Modern dönemin temel belirlenimleri olan o saltık normlar (insan hakları, duyunç özgürlüğü ve politik özgürlük) evrensel etiğin gerçeğidir. Ve özgürlük kavramının bu realitesinin bilgisi tarihsel törel türlülüğü olumsuzlamanın olanağı ve ölçütüdür.

Etik türlülük etik midir?



Etik türlülük ideal evrensel etik belirlenimler karşısında etik-dışı olduğunu tanıtlar. Etik Aile, Toplum ve Devlettir. Bu üçünün tarihsel yapı ya da şekillerindeki çoğulluk ve türlülük görünüşü dolaysızca etiğin özsel birliği ve evrenselliği kavramına götürmelidir. Problem etik ideali doğrulamanın mı yoksa yadsımanın mı doğru olduğuna karar verebilmektir. En kuşkucu, en kinik bilinç bile yüreğinin derinlerinde bir doğrulama gereksinimini duyar ve bunu doyuramadığı için mutsuz olur.

Etik karakter aile, toplum ve devletin bireşimidir



Etik normlar Aile, Toplum ve Devlet yapılarının iskeletini, sağlamlığını, kalıcılığını oluşturur. Ama aynı zamanda tarihsel yapıları ile sık sık insanı onurlandırmayan, aslında utandıran bu yapılara değişime ve yeniliğe dirençli tutucu karakterlerini verir çünkü etik olmak iyi, doğru, haklı vb. olmaktır.

Alışkanlığın tutucu gücü



Etik normlar alışkanlık yapıları olarak bütün bir kültürün harcı, onun varoluş güvencesi, tözüdür. Gene de tin bu geçici, sınırlı, birbiri ile çatışan, nefret ile kolayca birleşebilen, giderek birbirini yok edici biçimlerinde doyum bulamaz. Onlarda gerçek törel varoluşu içinde değildir. Onlarda acı, gerilik, yoksulluk, sefillik içindedir. Onları sorgulayabilme, duyuncun uyanışı bireysel, toplumsal ve politik kültür için en kritik noktadır. Bu sorgulama yalnızca bir biçimi bir başkası ile karşılaştırmanın ötesine geçer, onları ideal biçimler ile karşıtlık içinde sorgulamaya yükselir.

Ekonomi Kapitalizm Değildir

Toplum Aile ya da Devlet değildir. Topluluğa da indirgenemez ya da onunla eşitlenemez. Eğer toplumu bir gereksinimler dizgesi olarak alırsak, onu ayırdedici belirleniminde almış oluruz: Toplum bir üretim, işbölümü, değiş-tokuş ilişkileri dizgesidir.
5 Ekonomi Kapitalizm Değildir

Ekonomi insan ilişkilerinin biricik biçimi değil, ama toplumsal biçimidir. Ve toplum aile ve devlet arasında bir orta terim olarak durur, kavramına ya da gerçeğine göre ikisinden de ayrı ve ikisi ile de birdir. İkisini de belirler, ve ikisi tarafından belirlenir.

July 1939. “Daughter of white tobacco sharecropper at country store. Person County, North Carolina." The rustic emporium seen earlier here and here. Medium-format nitrate negative by Dorothea Lange. (LİNK)

      

Ekonominin etik ile bağdaşmaz olduğu kanısı ekonominin “kapitalizm” olarak ve kâr hedefinin ekonomik organizasyonların ve bireylerin herşeyi, insan haklarını bile çiğnemeyi göze alan birincil güdüsü olarak görülmesine bağlıdır. Bundan başka, burada ekonominin sözde “altyapı” olduğu ve bu nedenle “etik” gibi bir üstyapı kurumu tarafından belirlenemeyeceği, tersine “etik” denebilecek herşeyi “kapitalizmin” belirlediği, hırsın insan usundan güçlü olduğu varsayılır. Ama kölelere kölelikten başka birşey teklif etmeyen ve onların köleliği üzerine beslenen bu sözde “toplumcu” bakış açısında “etik” otomatik olarak silinir, istenç kavramının kendisi, özgürlüğün tözü buharlaşır. Böyle “kapitalist toplum” karşısında bireye ve devlete sözde kapitalist ekonominin ilinekleri olmaktan başka bir yol kalmaz. Yiten özgürlüğün yeri parti despotizmi tarafından, özgürlüğü ve istenci durdurmayı isteyen kölelik tini tarafından doldurulur. Bu köleler köleliklerini öylesine severler, bağımlı olmaya öylesine alışırlar ki, kendi yaşamlarının kendi sorumlulukları olduğunu kabul edemezler, başlarına gelen herşeyi başka güçlere, fetişlere yüklemeye bayılırlar. Ve istençsiz oldukları için haklı oldukları konusunda hiçbir kuşkuları yoktur. Kendi istençleri olmadığı için, özgürlüğe yabancı oldukları için, “Özgürlük” sözcüğüne bile düşmanca bir anlam yüklerler. Kavramı gizleyen “liberalizm” ya da “neoliberalizm” gibi bir örtü altında, özgürlük sözcüğünü bir hırs düzenini, sözde kapitalin egemenliğini anlatmak için kullanırlar.

Toplum bir gereksinimler dizgesidir



Toplum Aile ya da Devlet değildir. Topluluğa da indirgenemez ya da onunla eşitlenemez. Eğer toplumu bir gereksinimler dizgesi olarak alırsak, onu ayırdedici belirleniminde almış oluruz: Toplum bir üretim, işbölümü, değiş-tokuş ilişkileri dizgesidir. Bu ekonomik belirlenimi topluma nihilistik karakterini veren şeydir. “Yabancılaşma” kuramları insan değerlerini ekonomik ilişkiler alanında bulmayı isteyen yanılgının yakınmalarıdır. Toplumda herkes herkes için bir araç olarak görünür, ve toplumsal ilişkiler bencilliğe yenik düşebilen çıkar ilişkileri karakterini taşır. — Toplumsal etik bir yandan Aile eğitiminin ve öte yandan Devletin kendisinin gelişimi ile koşulludur.

Özgürlük bilinci
tersinmezdir



Özgürlük bilinci bir kez kazanılır kazanılmaz, istenç gelişimi engellenebilecek bir süreç değildir. Çünkü Yurttaş Toplumu özgürlük istenci olarak biricik güçtür ve politik istenç olarak egemenlik yalnızca ona aittir. Küreselleşme sürecinin çözmesi gereken başlıca sorun henüz özgürlük bilincinden, haklarının bilincinden, insanlıklarının bilincinden ve insana uygun etik yaşamın mutluluğundan yoksun milyarların özgürlük kavramı ile tanışmalarıdır.

Toplum da Aile ve Devlet gibi gelişme gereksinimindedir



Ancak özgür toplum, ancak değişebilen ve gelişebilen yurttaş toplumu idealitesine uygun bir realite kazanabilir. Toplumsal gelişme ekonomik gelişmedir. Etiğin gelişimi ekonominin gelişimi demektir.

Görülmez El ve Etik

"Görülmez el" anlatımı insanların toplumda ne yaptıklarının bilincinde olmadıklarını ileri sürer. Bilgisizlik ve bilinçsizlik çoğunlukla seve seve kabul edilir. Bilgisizliği bilgiye yeğleyen büyük bir kalabalık vardır.
6 Görülmez El ve Etik

Modern ekonomik süreçte kâr etmeninin, her ne pahasına olursa olsun kazanmanın birincilliğinin ileri sürülmesi, giderek hırsın aşağı yukarı bir erdem olarak görülmesi ekonomik süreçte etik-dışı öğelerin direncinin anlatımıdır. Ve gene de “görülmez el” etmeninin yalnızca gönencin yaratılmasında değil, ama “gerçek bir ahlaksal topluluğun” yaratılmasında rol oynadığı ileri sürülür.* Hiç kuşkusuz görülmez elin süreçte bir rol oynadığı doğrudur. Ama bu rol “gerçek bir ahlaksal topluluk” yaratmaktan uzak, tam tersine insanın karşısına çıkan moral problemde üstesinden gelinmesi gereken yanı temsil eder.

On the Road: 1939. On the road with her family one month from South Dakota. Tulelake, Siskiyou County, Calif. September 1939. Photograph by Dorothea Lange. (LİNK)

      

Hırs, bencillik, öz-çıkar vb. açıktır ki ekonomik süreçte bilinçsiz olanı, düşüncesiz olanı, dürtüsel olanı temsil eder ve kendilerinde dolaysızca kötü olmasalar da, sonuçlarında pekala kötü olabilirler, hizmet etmeleri gereken şeyin kendisine zarar verebilirler. Ahlak insanın bu bilinçsiz, dürtüsel yanı üzerinde duyuncun yargısı ve böylece özgürlüğü ilgilendiren bir sorundur. Ahlakın haz ve acı ölçütleri tarafından ya da bir yarar kalkülüsü tarafından belirlendiği, usun her zaman tutkulara yenik düşeceği, insanın yamuk tahtasından düzgün hiçbirşeyin yapılamayacağı gibi “felsefi” çıkarsamalar** hiç kuşkusuz etik ile ilgili, ama yalnızca olumsuz olarak ilgilidirler. Çağdaş realitenin kendisi bu konuda kuramcılardan daha iyi çıkarsamalar yapmakta, etiği ekonomiye bütünleştirerek ekonomiye insan karakterini kazandırmakta, ve ekonomiyi etik ile birleştirerek etiği iyi ve mutlu yaşam olarak gerçekleştirmektedir.

*Bkz, örneğin Accepting the Invisible Hand: Market-Based Approaches to Social-Economic Problems, Edited by Mark D. White, 2010, Palgrave Macmillan.

**Hume, Hume, Kant.

 

Laissez-faire

Yurttaş toplumunda hükümet toplum tarafından görevlendirilir ve onun istencinden başka bir gücü yoktur. Hükümet ve yurttaş toplumu düşman uçlar değildir. Etik olarak geri kültürlerin etik olarak geri politikaları vardır ve onlarda yasadan çok insan egemendir. Bu aptalca bir durumdur ve toplumun aptallığından, sözde kültürel ama gerçekte bütünüyle boş değerler çevresinde istencini dağıtmasından kaynaklanır.
7 Laissez-faire

Adam Smith hiç kuşkusuz ekonomiyi açıkça ahlaksal terimlerde tanır ve aklar, ve kârın “her zaman yıkıma en hızlı yaklaşan ülkelerde en yüksek”* olduğunu söyler. Ama böyle ahlaksal olarak akladığı ekonomi laissez-faire ekonomisidir ve bu ekonominin biricik güdüsü kâr hırsıdır. Enteresan bir çıkarsama ile, ona göre böyle ekonomi yalnızca “moral topluluk” yaratmakla kalmaz, ama türenin (adalet) ve özgürlüğün de mimarıdır. Böyle felsefi öncüller temelinde, Adam Smith’in yaklaşımı yalnızca ekonominin çözümlemesi açısından değil, ama özellikle ahlak felsefesi açısından problematik olur, çünkü normal olarak ahlak felsefeleri “görülmez eli” hiç olmazsa ahlaksal belirlenimlerin kaynağı olarak görmekten kaçınırlar. Özgürlük pazar değerlerinin bir işlevi yapılınca, Smith’te insan doğası konusunda benzer bir kuşkuculuğu paylaşmayan Rousseau’nun kapitalist kültürün materyalizmine, eşitsizliğine ve asılsızlığına yönelik eleştirilerine benzer hiçbirşey bulamayız. Tersine, Smith ekonominin törel olmanın henüz çok uzağında olan, ekonomiden çok insan haklarından habersiz ve acımasız bir sömürü düzeni olan başlangıç evresini etik bir proje olarak görür.



Queens of the Radio: 1925
“Radio set assembling room, 1925." Another view of the Atwater Kent factory in Philadelphia. National Photo Company Collection glass negative. (LİNK)
— So many of the girls have the flapper style haircut, now most often associated with Louise Brooks.
— These are Model 20C compact radios. Assembled faceplates are on the shelf behind them. The set used the two individual sockets plus the 3 socket island and a large round rheostat. They are attaching components to the metal faceplates with brass bolts. After this, someone would solder the wiring on.
— What would these people think if you could have told them that thousands of people would be looking at their face on something called a “computer" over 80 years in the future.
      
“Görülmez el” öğretisi, öz-çıkarlarının peşindeki bireylerin genel çıkara katkıda bulunacakları düşüncesi etik ile baştan sona geçimsizdir, çünkü insanın özgür istenci ile ve bilinçli olarak yapması gereken şeylerin pazar dürtüleri ve kâr ve kazanç hırsı gibi etmenlerin güdüsü tarafından başarılacağı gibi saf bir inanca dayanır. Tam tersine, ekonomiye egemen olduğu düzeye dek, “görülmez el” doğrudan doğruya ağır pazar problemlerinin, çevre kirlenmesinin, gelir dağılımında eşitsizliğin vb. nedenidir. Dahası, kâr ve kazanç hırsı duyma gibi bir olanakları olmayan insanların çalışma güdülerinin yalnızca zorunluk olduğu düşüncesi de insanları benzer olarak istençsiz makinelere indirir. Ve o zaman insanlık yoksulluğun ve eşitsizliğin yenilmesi probleminden bağışlanır, ondan istencinden ve duyuncundan bütünüyle vazgeçerek kendini ideolojinin görülür ellerine teslim etmesi istenir.

*Profit “is always highest in the countries which are going fastest to ruin." Wealth of Nations.


Ekonomi ve Etik: Ereksel İyi

Etiğin ereği İyidir. Ekonominin ereği gönençtir. Gönenç İyinin özdeksel kipidir. Ekonominin ereği fiziksel doğanın insan için bir gereksinim olmaya son vermesi, bütün bir özdeksel doğaya insanın varoluşu uğruna insan istencinin biçiminin verilmesidir.
8 Ekonomi ve Etik: Ereksel İyi

Ekonomi etik ile aynı ereği paylaşır: Evrensel İyi. Ve tarihsel süreçte ne ekonomi ne de etik bu ereğe karşılık düşer.

Ekonominin büyümesi modern döneme özgü bir olgudur çünkü birey modern özgür tinin yaratısı, değişimin ve gelişimin motoru ve yakıtıdır. Bireyi tanımlayan kavramlar hırs değil, ama istenç ve özgürlüktür. Hırs bilinçsiz iken, dürtüsel iken ve böylece insanı insan-altı bir güdüye teslim ederken, özgürlük ya da istenç baştan sona bilinçli olmayı anlatır. Ama birey kolayca bireyciliğe, bencilliğe düşebilir, öz-çıkar dürtüsüne boyun eğebilir, çünkü birey hakkının bilincinde olmasına karşın duyuncunun bilincinde olmayabilir, yalnızca hak + dürtü denkleminde takılmış olabilir. Birey salt birey olarak henüz moral özne değildir ve kör hırs etmenini istencinin belirlenimi olarak alabilir.



Knows the Drill: 1942. "Women in industry. Tool production. A job which was formerly done by hand (and by men) is done in this large Midwest drill and tool plant by women at machines. These young workers are putting precision-ground points on drills which will be used in production of America's ships, tanks and guns. It takes at least four months to train these young women in the operation of these machines, but at the end of that period their work is speedy and efficient, and this company has found that both production and the quality of the drill points have improved. Republic Drill and Tool Company, Chicago." Photo by Ann Rosener for the Office of War Information. (LİNK)

      

Ön-modern despotik kültürlerde bireysellik henüz kendini ileri sürmez. Uyruk istemeyi bilmez. Bu kültürler statik ve değişimsizdir. Doğu toplumlarının granit tözselliğinde, insan bütünün ilineğidir ve kendi istencinin bilinçsizi kalır. Bu durağan kültürel yapılarda etik yalnızca bir alışkanlık karakterini taşır ve düşüncesizdir; insan verili olanın dışına çıkmaz, amaç, eylem, yenilik yoktur; bakışlar anlamsız, pırıltısız, ve dostluktan uzaktır; emek acılı, tüketim kötü, gereksinim gündelik, ve insan tembeldir. Bu kültürler eskidir, ve eskiliklerini bir üstünlük sayarlar. Onlar için değişim, yenilik, ayrım dehşet vericidir. Bu tarihsel pıhtılaşma durumlarında, etik ve erek askıya alınmıştır. Yaşam sonu gelmez bir yineleme döngüsüdür.

Etik ve Erek



Etiğin ereği İyidir. Ekonominin ereği gönençtir. Gönenç İyinin özdeksel kipidir. Ekonominin ereği fiziksel doğanın insan için bir gereksinim olmaya son vermesi, bütün bir özdeksel doğaya insanın varoluşu uğruna insan istencinin biçiminin verilmesidir.

Bilinçsiz Erek



Bireyler ekonomik sürece pekala birincil olarak hırs dürtüsü ile girebilirler. Bu onları onurlandırmaz ve mutlu etmeye yetmez. Ama öz-çıkarları uğruna bilinçsizce ve istençsizce yaptıkları şey sonuçta evrensel gönence hizmet eder.

Etik Bilincin Doğuşu



Etiğin önemi ve anlamı yalnızca böyle bilinçsiz bireyselliğin moral sınırlar içinde tutulması için bekçilik görevinde yatmaz. Etik bu bilinçsiz ve istençsiz bireyselliğin kendi etkinliği ile ilgili öz-bilinç ve böylece öz-saygı kazanmasının biricik aracıdır.

İnsan Hakları ve Ekonomi



2014’te bir YouTube videosunda dans eden altı genç İranlı “kamu ahlakına aykırı müstehcen bir klip" yaptıkları için tutuklandılar ve mahkeme sonucunda altı ay hapis ve 91 kırbaç cezasına çarptırıldılar.
9 İnsan Hakları ve Ekonomi

İnsan haklarının vb. çiğnenmesi, sömürü, yolsuzluklar, rüşvetçilik vb. hiç kuşkusuz ekonomik sürecin içine düşen bileşenler gibi görünür. Ama yalnızca böyle görünürler ve gerçekte tümü de ekonominin kavramına aykırıdır. Kölecilik, sömürü, rüşvet ve başka pekçok çıplak haksızlık yakın bir geçmişe dek Batı ülkelerinde yalnızca meşru sayılmakla kalmıyor, ama yasa tarafından da korunuyordu. Aynı kültürler bugün sömürüyü, yolsuzluğu, rüşvetçiliği etik-dışı olarak yargılanmaya ve yadsımaya başlamıştır. Almanya bile ABD’yi izleyerek çoktandır yabancı ülkelerde rüşvet vermenin yasa-dışı olduğunu doğrulamıştır. İnsan hakları kavramı yerel değil, dışlayıcı değil, evrenseldir.

Bugün, küresel etiğin gelişmekte olduğu bir çağda, evrensel insan haklarını tanımayı yadsımak herşeyden önce kendini modern dünyadan yalıtmayı, küresel iletişimin, küresel ekonominin dışına çıkmayı gerektirir.

Korku Etiği



2014’te bir YouTube videosunda dans eden altı genç İranlı “kamu ahlakına aykırı müstehcen bir klip” yaptıkları için tutuklandılar ve mahkeme sonucunda altı ay hapis ve 91 kırbaç cezasına çarptırıldılar. Ceza ertelendi. Evrensel insan hakları, duyunç özgürlüğü ve etik gibi yabancı ve zararlı kavramların İran’ın yüksek kültürünü

Etik Midir?



indirmemesine ve ülkenin kadim ve arkaik kalmasına büyük özen gösteren molla rejimi (ki postmodern Michel Foucault tarafından da “köklerine dönen yeni bir tinsellik” olarak alkışlamıştı) önlem olarak bir “Ulusal Internet” kurmada gecikmedi.

Etik-Dışı Bir Etik?



Hiçbir zaman despotizmin ötesine büyümemiş bir kültürün bakıcılığını üstlenen ve çocuklarına sopayı gösteren bu bilge egemenler internetin a priori küresel olduğunun ancak çabalarının sonuçsuz kaldığını görünce anladılar. Despotik kültürler kendi içine kapanık kültürlerdir, özgürlükten korkar ve kendilerini yalıtırlar.

Ekonomiye ‘Karışma’

"Karışma" yalnızca bir öneride bulunma, bir dilekte bulunma değil, ama bir istenci tanımamadır. Özgürlüğe baştan sona aykırıdır, ve normal sayılması ya da “karışma" olarak algılanmaması yalnızca özgürlük bilincinin yokluğuna bağlıdır. Ancak duyunç gelişiminin yeterli olmadığı insanlar, örneğin çocuklar durumunda karışmanın moral geçerliği vardır.
10 Ekonomiye ‘Karışma’

Keynes ekonominin salt alt güdülerin eline bırakılmasının zorunlu olmadığını, hükümetin ekonomiye, onun pazar düzeneğine karışabileceğini gösterdi. Gene de modern özgür toplumda hükümetin ekonomiye karışması yurttaş toplumunun kendisinin karışmasından başka birşey değildir, çünkü hükümet yurttaş toplumuna yabancı ya da düşman bir güç değil, tersine onun kendi politik istencinin anlatımıdır. Önemli olan karışmanın doğru ve gerekli olup olmadığı, ve hükümetin yurttaş toplumunun istencini temsil edip etmediğidir. Sorun “hükümet” kavramında değil, genel politik bilincin gelişmişlik düzeyinde yatar. Etik bireysel planda bir karakter sorunudur. Halkların karaktersiz politikacıları temsilcileri olarak seçmeleri halkın kendisinin karakterinin göstergesidir.

İrlanda’da 19’uncu yüzyılda yaşanan Patates Kıtlığı sözde “liberalist” ekonomi anlayışının ne kadar etik olduğunu görmek için bir örnek sağlar. Kıtlık bir milyon insanın açlıktan ölmesine ve ikinci bir milyonun ülkeden göç etmesine neden oldu. İrlanda o sıralar İngiltere tarafından yönetiliyordu ve hükümet laissez-faire öğretisine sarılarak duruma karışmadı, gıda yardımı çalışmalarını yasakladı ve pazarın problemi çözmesini bekledi. Pazarın görülmez elinin yaptığı şey sekiz yıl süren kıtlık boyunca insanlar açlıktan kırılırken İrlanda’da üretilen tahılın İngiltere’ye satılmasını sürdürmek oldu.

 

Ekonomi ve Özgürlük

11 Ekonomi ve Özgürlük

İnsan haklarının tanınmadığı yerde ekonomi gerçek öznesinden, bireysellikten yoksundur. Modern ekonomi bireysel özgürlüğü, mülkiyet iyesi özgür tüzel kişiyi birinci öncülü olarak alır ve bu nedenle özgür toplumlarda ekonomik etkinlik herkese açıktır. Yine bu nedenle, henüz moral olarak az gelişmiş tüzel kişiler de, bireyler ya da organizasyonlar olarak, ekonomik etkinlik sürecine girer ve ekonomide (ve ayrıca hiç kuşkusuz ekonomi kuramlarının kendilerinde) etik-dışı öğelerin temsilcileri olurlar.

June 1938. “On highway No. 1 of the ‘OK’ state near Webbers Falls, Muskogee County, Oklahoma. Seven children and eldest son’s family. Father was a blacksmith in Paris, Arkansas. Son was a tenant farmer. “We’re bound for Kingfisher (Oklahoma wheat) and Lubbock (Texas cotton). We’re not trying to but we’ll be in California yet. We’re not going back to Arkansas; believe I can better myself.” Photo by Dorothea Lange for the Resettlement Administration. (LİNK)

     

Tüzel kişi salt kendinde ahlaksaldır, ve özgürlük bilincine henüz uyanmaya başlayan bireyler duyuncun değil, ama dürtü ve itkilerin, eğilim ve alışkanlıkların güdümünde davranmaya yatkındır. Bu onları modern ekonomide etik-dışı her etmenin, genel olarak sömürü, rüşvetçilik, yolsuzluk ve başka hak çiğnemelerin sorumlusu yapar. Böyle insanlar genellikle bu moral ve etik geriliklerinin ayrımında değildir ve sık sık yanlış ve kötü birşey yapmadıkları sanısı içindedirler çünkü henüz ahlaksal olan ile ilgilenmemekte, kendilerini duyuncun yargısı önüne getirmemektedirler.

Sonuç ekonominin onu yaratan insanlar gibi ahlaksız olması, böylece kötü bir ekonomi olmasıdır. Ekonomik bunalımlar böyle bireylerin ve ekonomilerinin normal durumudur. Böyle kültürlerde hükümetlerin ekonomiye karışmaları aynı kültürel ahlaksızlığın karışmasından başka bir anlama gelmez. Ve geçen yüzyılda Rusya ve başka ülkelerde görüldüğü gibi giderek onu üstlenmeleri durumu değiştirmek bir yana, ahlaksızlığı açıkça devlet gücü ile destekler ve yalnızca ekonomik çöküşe değil bütünsel kültürel yıkıma götürür.

Özgürlük ilkin ahlaksızdır, yalnızca çıplak mülkiyet istencidir. Ama ahlakın gelişmesinin yolu özgürlüğü yok etmek, insana kişi olmayı yasaklamak, onu istençsizliği içinde kalmaya zorlamak değildir. Özgürlük despotik bilinç için bu dolaysız, ahlaksız belirişi nedeniyle korkutucudur. Despotik bilincin özgürlükten ve herşeyden önce mülkiyetten nefret etmesi ve onu yalnızca yok etmeyi istemesinin nedeni özgürlüğün bu moral olarak eğitilmemiş biçiminden ötesini tanımamış olmasıdır. Gerçekte onda yalnızca kendini tanır çünkü kendisi tam olarak aynı ahlaksız özgürlüğün, keyfiliğin belirişidir.

Özgürlüksüz planlı ekonomi en iyisinden bir karabasandır çünkü gönüllü, bilinçsiz boyun eğme üzerine değil, ama bilinçli boyun eğme üzerine, bu nedenle korku ve nefret ile damgalı emek üzerine, zorbalık üzerine dayanır. Bir ekonomi olmadığını yok olarak tanıtlar.

Etiğin Öncülü Olarak Ahlak



Ancak özgürlük bilinci ile belirlenebilen birey gökten inmez. Özgür birey özgürlük bilincinden yoksun despotik insandan gelir. Bu nedenle ilkin en iyisinden kötü bir bireydir ve ilkin özgürlüğü ve istenci bencilliğin ve çıkarcılığın ötesine geçmez. Henüz moral nitelikten yoksundur, haklıyı ve haksızı, iyiyi ve kötüyü ayırdedemez ve kendini sorgulamaz. Ahlaksız istenç — henüz moral nitelik taşımayan dolaysız mülkiyet istenci — çıkarcılık ve bencillik dediğimiz karaktersizliğin yaratıcısıdır ve hırs ile belirlendiği zaman kötülüğün olanaklı en yeğin belirişlerine yetenekli olabilir.

Ahlak: Zor, Şiddet, Baskı



Ama problemin çözümü, Karl Marx’ın uygulamayı istediği gibi, özgürlüğün ve istencin yasaklanması ve yok edilmesi değildir. Bu önerinin kendisi ahlaksızlıktan, duyunçsuzluktan, özgürlüğe yabancı bir karakterden doğar ve benzer karakterler tarafından kucaklanır.

Özgürlük bilinci tersinmezdir. Özgür bireyler, özgür toplumlar en sonunda boyun eğmek zorunda kalabilirler, ama özgürlük kavramını bilinçlerden ve yürekten silmek olanaksızdır. Bu nedenle “bilimsel” proleterya diktatörlüğü programı özgürlük bilincinin geliştiği kültürlerde dikkate alınmamış ve yalnızca despotik kültürlerde, yalnızca özgürlük bilincine yabancı kültürlerde, ve yalnızca despotizmin el değiştirmesi olarak gerçekleşmiştir.

Mafya “Etiği” ve Marxist “Etik”



Mafya durumunda da hiç kuşkusuz bir istençten söz edebiliriz. Mülkiyete el koymayı hak olarak görür, ve bunun için benzer olarak güç haktır formülünü uygular. Ama bu kültür de duyunç gelişiminden yoksundur ve Mafya klanlarının kendi iç davranış kodları bile — politik akrabaları durumunda olduğu gibi — ölçüsüz şiddet üzerine dayanır. Özgürlük bilincinin yokluğu bütünsel ahlaksızlıktır. Marxist ideolojinin formüllerinde insan altyapının bir işlevi olarak, ve duyunçsuz ve istençsiz bir otomat olarak alınır. İnsanın bu sonsuz indirgenmesinin algılanmaması ancak bu kavramların bilincinin yokluğu ile olanaklıdır.

Ekonomi ve Hırs

Özgürlük ancak özgürlük yoluyla edimselleşir, ya da erek ancak kendinde daha şimdiden erek olan araç tarafından nesnelliğe çevrilir. Zor ve şiddet aracılığıyla elde edilen şey ancak bir zor ve şiddet düzeni olabilir.

Kötü araçlar yoluyla iyi sonuçların elde edilebileceği düşüncesi pragmatizme, yararcılığa ve genel olarak idiotik ideolojiye aittir. Bunlar amacın aracı akladığını düşünürler. Bir yararcılık kalkülüsüne göre, eğer kazanılan yitirilenden daha yüksek ise araç moral bir problem yaratmaz. Milyonları göz kırpmadan yok edebilirsiniz, yeter ki araç daha büyük sayının daha büyük mutluluğunu getirsin.

Sorunun gerçeği aracın kendinde amaç ya da erek olduğudur. Birşey ancak kendinde daha şimdiden olduğu şeye değişebilir, ancak gizil olarak olduğu şeyi ortaya çıkarabilir.

İnsanın etik sürecinde erek istenci, özgürlüğü kavramaktır — gerçek biçimlerindeki Aile, Toplum ve Devlet yapıları. Özgürlük kendinden başka bir öncüle ve kendinden başka bir aracılığa gereksinmez. Doğunun tarihinde eksik olan şey istençtir. Ama Batı Doğuya aspirini, makineyi, silahları verdiği yolda istenci de veremez. Doğu kendinde daha şimdiden ona iyedir. Doğunun gereksindiği biricik şey hiçbirşeye gereksinmediğinin bilincidir: Özgürlük, istenç, duyunç kendinde daha şimdiden ondadır.
12 Ekonomi ve Hırs

Hırs özgürlük değildir. Hırs bilinçsiz bir güdüdür ve açık kötülüğe dönüşmesinin önüne ancak duyunç geçebilir. Ve gene de modern ekonominin birincil yakıtı olarak, ve İyi olarak görülür ŽŽ─ “Greed is good.” Ama hırs eşit ölçüde çirkindir çünkü insanı nereden doğduğunu, hangi bilinçsiz dürtünün anlatımı olduğunu bilmediği bir etmenin eline teslim eder, onu insanlığından uzaklaştırır. Hırs yeterince güçlü ise, başka herşey pahasına yaşamın efendisi olur — olamazsa “hırs” değildir. Belirsiz, genel bir doyumsuzluk olarak hedefi eşit ölçüde belirsiz olduğu için, para bu belirsizliğe en uygun hedef olarak görünür. Bu nedenle hırs kendini başlıca borsa kültüründe sergiler. Sürekli açlık, giderek sürekli açgözlülük temel bir güçsüzlük ve değersizlik duygusu ile birlikte gider. Hırs etik ile ters orantılıdır.

Hırs dolaysızca yoksulluk yaratmayı amaçlamaz. Ve hırs dolaysızca varolan eşitsizlikleri büyütmeyi de amaçlamaz. Eğer davranışın, kararın, istencin güdüsü yapılırsa, o zaman varolan yoksulluk ve eşitsizlik ve daha başka türesizliklere katkıda bulunması hırs için bir problem değildir.

July 1939. Gordonton, N.C. “Country store on dirt road. Sunday afternoon. Note kerosene pump on the right and the gasoline pump on the left. Rough, unfinished timber posts have been used as supports for porch roof. Negro men sitting on the porch. Brother of store owner stands in doorway." 4x5 nitrate negative by Dorothea Lange for the Farm Security Administration. (LİNK)

     

Ekonomiyi olanaklı kılan modern bilimleri geliştiren insanlar hırslı insanlar değillerdi. Galileo ve Kepler mekaniği, Descartes analitik geometriyi, Leibniz kalkülüsü, Maxwell elektromanyetizmayı “hırs” tarafından beslenen güdüler ile bulmadılar. Ekonominin sinir teli olan “sözleşme” ilişkileri hırs düzleminde değil, ama özellikle hırsa karşı olma koşulu üzerine olanaklıdır. Ekonomi için vazgeçilmez olan “yasalar” sık sık hırsın yol açtığı suçlar ile ilgilenir.

Hırs gerçekten de kapitalizmin güdüsüdür, çünkü hırs ekonomik ilişkilerde kendini “sömürü” olarak, “yolsuzluklar” vb. olarak anlatan başlıca etmenlerden biridir. Hırs istençli insanın değil, tam tersine istençsiz insanın, özgür olmayan insanın güdüsüdür. Hırs duygusu tarafından belirlenen ruhbilimsel zeminde, “kapitalist” yalnızca kapital sahibi olan ve ona egemen olan özgür insan değil, ama gerçekte kapitalin büyüme mantığına körü körüne boyun eğen zayıf insandır. Kapital büyümeli, ama istenç yoluyla büyümelidir. Kapitalizm ekonomi değildir: Kapitalin efendiliği olarak etiğin sonu ve böylece ekonominin sonudur.

Salt hakkının bilincinde olan ama henüz ahlaksal sorumluluk yeteneğini geliştirmemiş bir kültürün ekonomisi kaçınılmaz olarak geri ve problemlidir, çünkü onda herşeyden önce ekonominin özü olan sözleşme ilişkileri işlemez. Soyut hak, salt dolaysız mülkiyet istenci olarak, henüz ahlaksal ve törel nitelik taşımaz. Ve ekonominin bunalım ya da problem boyutu olarak yaşanan şeyler ahlaksal sorumluluk bilincinin yoksunluğuna ve sonuçta modern etik belirlenimlerin edimsellik ve işlerlik kazanmamış olmasına bağlıdır. Bu etik yetersizlik öğesi politikayı da tanımlar, ve ilkin demokratik toplumun eğilimlerinin temsilcileri olan partiler yolsuzluk kültürünün yoğunlaşma ve yönetim noktaları olurlar. Ama politik partiler de duyunç etmenine açıktır ve hak kavramı ile buluşmaları onları kendi istenç anlatımları olarak belirleyen yurttaş toplumunun kendisinin moral olarak büyümesi üzerine koşulludur.

 
Hırs ‘Etiği’ne doğru:
The Capitalist Manifesto: Greed is Good (To a Point)

Written by Fareed Zakaria

A specter is haunting the world—the return of capitalism.

   
Zakaria komünizmi reddettiği için otomatik olarak kapitalizmi aklamak zorunda olduğu sanısı içindedir. Geleneksel olarak, “Ya—Ya Da” mantığını göreli olarak yakınlarda yitirdiğimiz Kierkegaard’a yükleriz, çünkü boş durmamış, “Enten—Eller” (1843) başlıklı bir kitap yazmıştır. Sunduğu çocuksu mantık, daha doğrusu mantığın kendisine karşı çalışan duygusallık “Ne—Ne De” dememize izin vermez ve genel olarak üçüncüyü dışlar.
   
“The simple truth is that with all its flaws, capitalism remains the most productive economic engine we have yet invented.” — Newsweek yazarı olan ve “hırs”ın sözcülüğünü üstlenen Zakaria “kapitalizm” dediği şeyi “ekonomik motor” olarak ve “hırs” etmenini yakıt olarak tanımlar ve “görülmez elin” ne olduğunu en sonunda insanlığa açıklar. “İnsan” etmenine yer bırakmayan bu paralel formül Karl Marx’ın mentoru olan moral felsefeci Adam Smith’ten uyarladığı formül ile bir ve aynıdır. Ama hırs salt yakıttan daha çoğudur. Hırs Atlantik köle teciminden, sömürüden, insan yaşamlarının yok edilmesinden, Enron skandalından ve buna benzer başka skandallardan sorumludur. Hırs etmenini savunarak hırs güdümündeki ekonomiye “kapitalizm” demek kibarlık olarak görünür. Fareed Zakaria aşırı ölçüde kibar bir insandır.
“Kapitalist etik” ve “komünist etik” için ortak yan ikisinin de etik-dışı olmasıdır. İkisi de özgürlük kavramının bilincinin yokluğu üzerine dayanır. Kapitalist “etik” kapitali bir hırs etmeni olarak duyuncun üzerine koyar. Komünist “etik” kapitali bir altyapı etmeni olarak duyuncun üzerine koyar. İkisi için de ekonomide belirleyici etmen ussal istenç değil, “hırs” tarafından güdülen “kapital”dir.

İdeoloji için realite nesnel değildir, her nasılsa kendisini tanımlayacak kavramları olmayan belirlenimsiz bir olgudur. Ve insan da özsüz bir varlık olarak ne yaptığını bilmez, yalnızca güdülür. Öyleyse dünyası ideolog önderliğinde değiştirilmeli, ideoloğun biliciliğine göre yeniden tanımlanmalıdır. Dahası, bu sözde “bilimsel” işin zor ve şiddet yoluyla olanaklı olması gerekir. Ama araç ereğinde yalnızca kendini üretir, ve ürettiği dünya çok iyi bilindiği gibi bir şiddet, korku ve utanç dünyasıdır.

İdeoloji usdışı iken Ekonomi ussaldır ve ne Kapitalist Manifestoyu ne de Komünist Manifestoyu dinler. Ekonomi Yurttaş Toplumunun etkinliğidir, insan gereksinimlerinin sınırsızca karşılanmasını ve en son insana dek karşılanmasını hedefler.

Hırs %1’in etiğidir. Ve %1’in kendine özgü hırs ‘etiği’ bütün bir ekonomi ile ve bütün bir yurttaş toplumu ile eşit değildir. Hırs insanın yönetimi duygularına bırakması, özgürlüğünü dürtüye teslim etmesidir. Ekonomide ortaya çıktığı zaman, gerekli olandan çoğunu, aslında herşeyi istemek, doyurulması olanaksız açgözlülüktür. Ve böyle olarak “good” olduğu söylenir. Hırs yalnızca varsıllık isteği değil, ama daha çok varsıllık, daha da çok varsıllık isteğidir. Hırs değeri materyal olanda görür ve hırslı insan değeri kendisinde değil ama dışsal mülkiyetinde bulmaya çabalar. Bulamaz ve bulamayınca daha da çoğunda bulmaya çabalar — ad infinitum. Bu insan her zaman doyumsuz, her zaman açtır. Bu görgüsüzlük görüngüde yalnızca kendi insan yoksulluğunu, değersizliğini, giderek hiçliğini sergiler. Ekonomi böyle kapitalistler tarafından ancak yok edilebilir. (LINK)
Ekonomi ve İstenç

Ekonomik gelişme ve etik gelişme birlikte gider. Özgürlüğün gelişimi edimsel olarak hak bilincinin yaygınlaşması, moral niteliğin yükselmesi ve politik olarak yasa niteliğinde ve egemenliğinde artıştır.
13 Ekonominin Öncülü İstençtir

Ekonomi genellikle iş adamının ve iş kadınının önünde onun kişisel çıkarlarına, isteklerine, giderek hırs ve tutkularına doyum sağlaması için verili bir alan gibi görünür. Kendini ekonomi aracılığıyla varetmeyi istemek, varlığını ekonominin türevi yapmak kendine haksızlık etmektir. İnsan ekonomiden daha çoğudur. Aslında insan ekonominin bittiği yerde ve ekonomiden sonra başlar.

Ekonomi bütünüyle gelişmiş ve açınmış insan gereksiniminin eksiksiz olarak doyurulmasına doğru işleyen bir süreçtir. Ve bir süreçten, özellikle gelişim sürecinden söz ettiğimiz zaman, us ona bir istenç ve dolayısıyla bir erek kavramını ekler. Ekonomik gelişim sürecinde erek bir bakıma tüm tikellikleri kendisine hizmet eden bilinçsiz araçlar olarak kullanan evrensel gibidir. Şirketler, bankalar, merkez bankaları, hükümetler tümü de kendilerini aşan bir ereğin kıpıları olarak davranır, ve genellikle bunu ne olduğunu pek anlamaksızın yaparlar. Birey kendi tikelliğine gömülmüş ve öz-çıkar, kişisel yarar gibi kaygılarda yitmiş görünürken, modern ekonomide, özgür sözleşmeler alanında ancak kendisi de başkalarına yararlı olduğu ölçüde rol oynayabileceğini bilir, süreç onun etik karakterini şekillendirir. Ve bütün bu değiş-tokuş ilişkileri dünyası onu kendi tikel İyisinden daha yüksek bir İyiye, evrensel gönence hizmet etmeye götürür.

Kükreyen Yirmiler (The Roaring Twenties) Batı dünyasında 1920’ler için kullanılan bir terimdir. Dönem Birleşik Devletler, Kanada ve Batı Avrupa’da ayırdedici bir kültür ile kararlı bir ekonomik göneç dönemi oldu. Ekonomik büyümenin yanısıra teknolojik değişim ve toplumsal normların gevşemesi otomobil, caz müziği, “flappers" ve kaçak içki çevresinde yeni bir kültürün yaratılmasına götürdü. En iyi Amerikan romanlarından biri olduğu kabul edilen Great Gatsby dönemin kültürünü yansıtır. (Fotoğraf aslında 1920’lerden değil. It’s a 2009 photo of DeviantArt member kellie21.)

Kükreyen Yirmiler Kara Salı (Black Thursday, 24 Ekim 1929) ile sona erdi ve yeri ikinci bir on yılı dolduracak olan Büyük Çöküntü tarafından alındı. Yüksek ve hızlı gelir beklentisi aşırı borçlanarak borsa yatırımı yapan yüz binlerce insan patlamaya ve paniğe hazır ve sonunda çöküntüyü ağırlaştıracak büyük bir ekonomik balon yaramıştı. — Ekonomi 1941'in sonunda hükümetin 10 milyonluk bir işsizler nüfusuna iş sağlayacak savaş yatırımlarını başlatması ile sonlandı. 1943'te ABD kapital yatırımının %67'si hükümet tarafından sağlandı. Oran 1940'ta %5 idi. — Japonya dışında, tüm gelişmiş ülkeler aynı dönemde hisse senetlerinde benzer düşüşü yaşadılar.

     

Ekonominin özgürlüksüz olması ekonomi kavramına aykırıdır, ve böyle özgürlüksüz “ekonomi” ussal ve dolayısıyla edimsel değildir. Ve gene de özgürlük, etik, demokrasi bir günde edimselleşecek kavramlar değildir. Bireyin bütün bir etik karakterine yayılması gerektiği gibi, yerkürenin evrensel insanlığının ruhuna da yayılmalıdır. İnsanlar, yoksul, eğitimsiz ve bütününde talihsiz olan insanlar normal olarak özgürlüğe karşı dirençli değildirler. Tersine, doğal yatkınlıkları etikten, yani dürüstlükten ve doğruluktan yana olmak, ahlaktan, yani duyunç özgürlüğünden yana olmak, demokrasiden yana olmaktır. Gelenekten, kendilerinden bıkmışlardır, ve sık sık kendilerinden kaçıp özgürlüğe sığınırlar. Özgürlüğe karşı çıkmak ve saf insanlara boyun eğdirmek için güçlü istençleri olan önderler ve partiler gerekir. Ve özgürlüğe karşı despotik programlar formüle etme görevi her zaman tutkulu, hırslı, giderek fanatik entellektüellere düşmüştür, istençsiz yığınlara, kitlelere, halklara değil.

İlkin bir ilke olan, salt adı bilinen ve yalnızca bilinçlerde olan özgürlüğün realite kazanması olarak ahlaksal ve törel gelişim özsel olarak erekseldir, belirsiz, amaçsız soyut bir türlüleşme değil. Özgürlük salt seçme özgürlüğü, salt iyi ve kötüden, doğru ve eğriden birinin seçilmesi, salt keyfilik değildir.


Bunalımlı Otuzlar. Büyük Çöküntü + Oklahama kuraklığı ve toz fırtınaları dönemi. John Steinbeck “The Grapes of Wrath" romanını birçoğu kuraklığın, toz fırtınalarının ve hırs etmeninin yarattığı ekonomik güçlükler nedeniyle Oklahama’dan California’ya göç eden aileler hakkında yazdı. Franklin D. Roosevelt’in New Deal programı ile korkuyu ve çöküntüyü yenme çabalarına karşın, ekonomi ancak 1941’de Japonya Pearl Harbor’ı bombaladığı ve Almanya Japonya’yı desteklemek için ABD’ye savaş açtığı zaman savunma endüstrisi yeniden canlanınca düzelmeye başladı. Devrimin eşiğine geldiği sanısında olan ülke gerçekte bir süper-güç olduğunu anladı. Nazizm ve Japon militarizmi sıcak bir savaş yoluyla yenildikten sonra, Bolşevizmi yenmek ve geriyatrik Avrupa’yı despotizmin eline teslim etmemek için bir Soğuk Savaş gerekli ve yeterli oldu. “Despotizme karşı despotizm ile işbirliği" politikası ABD’nin Sıcak ve Soğuk Savaşlarında bildiği ve uyguladığı başlıca politika idi. Nazi despotizmine karşı eşit ölçüde despotik Sovyet despotizmi ile işbirliği yaptıktan sonra, ABD demokrasisi eski bağlaşığına karşı bu kez insanlık suçları işleyen Nazi artıkları ile, acımasız diktatörler ile, her türden despotik rejim ile işbirliği yapmada bir duraksama göstermedi. (İkinci Dünya Savaşında, Mussoloni’ye karşı Mafya ile işbirliğini yapmada da benzer olarak bir sorun görmemişti.) ABD özgürlüğün moral boyutu ile henüz tanışmaktadır.

Demokrasi pragmatizm ile, reel-politik ile bağdaşmaz. Pragmatizm moral değildir çünkü sonucun moral değeri belirlediğini sanır — söz konusu sonuç ne pahasına elde edilirse edilsin. Örneğin mutluluğu sayısal bir sorun olarak gören biri “argued that all other things being equal a universe with two million happy people is better than a universe with only one million happy people" (Smart, J. J. C.; Williams, Bernard (January 1973). Utilitarianism: For and Against. Cambridge University Press. pp. 27–28). Yararcılık ve pragmatizm için moral-olmayan araçlar moral amaçları gerçekleştirebilir.

     

Özgürlük bilincinin gelişimi ile koşut olarak, modern ekonomik realite bir süreçtir. Özgürlüksüz geleneksel ekonomi biçimlerinin dinginliği ile karşıtlık içinde, yalnızca kendini yineleyen durağan bir gelenekler yapısı değil, ama kesintisiz bir büyümeler, bunalımlar ve yeniden yapılanmalar ardışıklığıdır. Ekonomi bir istenç alanıdır, ve ekonomiye etik belirlenimini kazandıran etmen ekonominin istencin tözselleşmesi olmasıdır, hırsın, dürtünün değil. Ekonomi bencilliğin hizmetinde değildir. Sömürü, yolsuzluk, rüşvetçilik vb. ekonomi ile çözülmeleri ve ortadan kaldırılmaları gereken etik-dışı sorunlar olarak ilişkilidir. Başka bir deyişle, ekonominin olumsuzudurlar ve ekonominin kendisini ortadan kaldırırlar. Eğer sömürü vb. ekonomiye özünlü ise, o zaman ekonominin kendisini, dolayısıyla toplumun kendisini, ve en sonunda insanın kendisini ortadan kaldırmak gerekecektir. Despotik kültürler bu “kurtuluş” yolunu yeterinden öte denemiş ve özgürlüğü, istenci yasaklamanın daha kötüsü olmayan suç olduğunu kanıtlamışlardır.

 

Etik Nesneldir

Milton Friedman ekonominin kendi keyfi eğilim ve dileklerine göre belirlenmesi gerektiğini ileri sürdüğünün bilincinde değildi. Etiğin nesnel karakterini anlamak yerine, kendine uyan bir normlar dünyası kurmayı düşlüyordu.
14 Etik Nesneldir

Etik Milton Friedman’ın liberteryanizmi ile ayarlayabileceği ve düzenleyebileceği birşey değildir.

Ekonomi etik ile bir olduğu düzeye dek kavramına uygundur ve iyi işler. Haklı ve iyi olanın istenci olarak, etik a priori karakter taşır. İnsan onu icat etmez, dilediği gibi ya da seçme özgürlüğü denilen şey ile belirleyemez, ama ona erişmeye, ona uygun olmaya, dürüst, güvenilir, sorumluluğunu bilen ve yerine getiren bir kişi olmaya, etik karakter kazanmaya çabalar. Ama etiğin insana verili ya da a priori olmasının, onun doğası ya da özü olmasının anlamı insanın törel belirlenimlerin bir bilgisi ile değil, ama törel belirlenimleri çıkarsayacak bir ussallık ile donatılı olarak doğmasıdır. Ve etiğin insana verili olmasının anlamı etiğin dışsal bir yetke tarafından bildirilmiş olması, ya da bir ideoloji yarattığı korku ve boyun eğme zemininde kabul edilmesi değil, ama insanın ussal istencinin anlatımı olması ve dolayısıyla baştan sona onun bilgisine açık olmasıdır.

Törel yaşam kavramı, tıpkı insanın bütün bir doğası gibi, nesnel olarak verilidir, ve buna göre insan genel olarak iyi olanı istemekten ve genel olarak doğru olanı yapmayı istemekten vazgeçemez, üstelik tikellerde her zaman başarılı olamasa bile.

Etik olmanın kendisi dolaysızca olumlu bir imlem taşır, ve toplumların yaşamında erişilmesi gereken ideal biçim olarak görünürde dürtüsel ekonomik süreci güder. Etiğin nesnel olması şu ya da bu tikel istencin anlatımı değil, ama belirlenimlerini kendi kavramsal mantığı içinde açındıran bir yapı olması demektir. İnsanın varoluşunun etik boyutunda neye yetenekli olduğunu görmesi için etik gizilliğini açındırması gerekir. Ve bu ancak özgürlük ile olanaklıdır.

Moral Yargılar Niçin
Moraldir?



Hak, ahlak ve etik kavramları insan doğasına aittir. İnsanın haklı, ahlak ve etik olması, haksız, ahlaksız ve etik-dışı olanı değil ama bunların karşıtlarını doğrulaması ve tersini yapamaması insanın ussal doğasından başka aklamaya ya da güdüye gereksinmez. İnsanın yüksek güçlerden korkudan ötürü düzgün olması, ya da öte dünyanın ödülleri uğruna dürüst olması, böyle dışsal etik güdüler özgürlük kültürüne ait değildir. Dışsal ahlak ancak henüz erginleşmemiş çocuklar ve halklar için gereklidir. Özgürlük bilincinin ve istencin yokluğunda, sorumluluk yeteneği de henüz gelişmemiştir.

İyinin Biricik Aklaması Kendisidir



İnsanı moral iyiden yana yargıda bulunmaya ve kötülükten ve kötü olmaktan uzak durmaya götüren etmen insanın kendi ussallığıdır. İnsanın evrensel doğasını tikel doğasından, ideal olanı reel olandan soyutlamak analitik düşüncenin ilgi alanını oluşturur. Önemli olan şey evrenselin ve tikelin, birbirini belirleyen bu karşıtların birliği, tikelin, belirli olanın kendini evrensel ile, reel olanın ideal ile eşitlemesidir. Tikelin evrenselin gerisine düşmesi, bu eşitsizlik yeryüzünde haksız, kötü, etik-dışı olan herşeyin olanağıdır. Evrensel olan ideal olandır.

Çirkini Ancak Kübizm Beğenir, Kötüyü Ancak ...



İnsanın gerçek doğasına, onun estetik, etik ve entellektüel özüne bakarsak, güzellik, dürüstlük ve gerçekliğin insan doğasının yadsınamayacak belirlenimleri olduğunu görürüz. Güzellikten tiksinmek ve onu beğenmemek olanaksız çünkü usdışıdır. İyiliği yadsımak ve kötülüğü istemek insanın bütün bir etik varoluşunun özü olan İstencin belirlenimine aykırıdır. Ve çirkini beğenmek, kötüyü istemek, gerçeği yadsımak insan duyarlığının, istencinin ve düşüncesinin başaramayacağı şeylerdir.

Ekonomi Gelişimdir
 
Ekonominin gelişim olması bir ereğinin olmasını anlatır. Ekonomi yalnızca büyümez, ama gelişir. Ve ekonominin gelişimi salt nicel artış değil, ama insan gereksiniminin kendisinin gelişimi tarafından güdülen nitel artıştır. Ekonominin gelişimi ereğinin güdümündedir. Ekonominin ereği insanın nicel ve nitel gereksiniminin eksiksiz doyumudur.
15 Ekonomi Gelişimdir

Ekonominin karakteri büyümektir (ya da GDP’nin sürekli yükselmesi), ve ekonominin nasıl işlediği bilinmese de büyümesi gereken birşey olduğu sorgusuzca kabul edilir. Büyümenin özgürlük bilincini, bireyi, istenci, ya da özgür yurttaş kimliğini ve karakterini gerektirdiği, bunun özsel olarak bir özgürleşme dönemi olan modern dönemde Batıda doğmaya başlamışken, despotik geleneksel Doğuda bütünüyle eksik olduğu ise daha az dikkate alınır. Bilimsel devrim, işleyim devrimi, politik devrim tümü de özgürlük bilincinin değişik boyutlardaki anlatımları ve sonuçlarıdır. Ön-modern kültürler karın tokluğu ‘ekonomisinde’ ve değişime ve gelişime kapanmış katı bir törel alışkanlık yaşamında pıhtılaşmışken, modern kültürler bir özgürlük ikliminde insan potansiyelini her boyutunda açındırmaya yönelmiştir. Doğu eskiliği ile gurur duymuş, binlerce yıl boyunca değişmeksizin ve yalnızca kendini yineleyerek süren kültürlerini binlerce yıl daha sürdürmeyi üstünlük saymıştır. Özgürlük herşeyden önce etik değişim demektir, ve bu ise varolan toplumsal ve politik yapıların yıkılışı, dağılışı, kaos demektir. Ve yeni bir etik yapının doğuşu demektir. Modern etik bireysel özgürlük çevresinde biçimlenir. Ve her bir özgür birey bir uygarlık mimarıdır.

Etik yanının terimlerinde düşünüldüğünde, ekonomik sürecin ereği işsizliğin ve yoksulluğun ortadan kaldırılması, en son bireye dek türenin bir özlem olmaktan çıkarak küresel ölçekte gerçekleşmesidir. Tüm ekonomi kuramları bu sürecin işlemesine yardımcı olma, onun ivmelenmesine katkıda bulunma çabalarıdır. Ve gene de ekonomiyi insandan bağımsız, özerk bir süreç olarak, görülmez elin işi olarak, bir altyapı etmeni olarak almakta, ve böylece girişimlerini daha başından anlamsız ve etkisiz bırakmaktadırlar. Etiğin ekonominin özü olduğunun anlaşılması bu etkinliğin bilimini gerçek kavramları zemininde ele alma olanağını da getirecektir.

Ekonomi ve Determinizm

Ekonominin bilim olma karakteri görgül ekonomik süreçlere ilişkin tahminlerde başarılı olup olmamasını ilgilendirmez. Ekonominin bilinmesi gereken yanı kavramsal yapısıdır.
16 Ekonomi Bilimi ve Determinizm

Ekonomi Bilimi aşağı yukarı tüm görgül bilimler arasında nesnesinden en uzağa düşen bilim olarak bilinir: Tümevarıma, genellemeye, evrensel ve zorunlu yasaya en az uyan bilim olarak. Bir “görgül” bilim olarak deneyim üzerine, fenomen üzerine, olgular üzerine dayanır. Başka bir deyişle, ekonomik etkinliğin ya da bir bütün olarak toplumun kendisinin akışkan doğası verildiğinde, görgül ekonomi biliminin akışta olandan, bugün varken yarın olmayacak olandan “ekonomik yasalar” çıkarması beklenir. Ve amaç yararcı ve pragmatiktir. Bu nedenle bir çözümleme etkinliği olmaktan çok, bu bilim ekonomiye karışmayı, onu değiştirmeyi ve yönlendirmeyi amaçlar. Betimlemeci olmaktan çok normatiftir, ve normlar sık sık bireysel bilincin öznelliğinden doğar. Örneğin Milton Friedman kullandığı ve Chicago Okulu ile paylaştığı pozitivist yöntem yoluyla tekil olgulardan sözde evrensel ekonomi yasalarını türetmeye çalışır, özsel olarak etik karakter taşıyan ekonomik sürece doğa nesneleri için geçerli olan nedensellik kavramını uygular.

Hiç kuşkusuz ekonomik süreç deterministiktir, ve olasılık ya da istatistik yöntemleri süreci belirleyen tüm etmenleri saptamanın ve hesaplamanın olanaksızlığı karşısında indeterministik görünüşlü gereç üzerine uygulanabilecek biricik araçlardır. Ama ekonomi alanının determinizmi özgür determinizm, insan istencinin determinizmidir, ve törel dünyada doğa yasalarına benzer belirlenimleri aramak anlamsızdır. Orada her durum kendi tikel koşulları içinde benzersizdir, ve başka her durumdan ayrı olarak ele alınmalı, kendi özgül belirlenimleri ile çözümlenmelidir — bir kez daha yer almayacak bir fenomen olarak bir yana atılmak üzere. Ekonomik tarihten alınacak biricik ders ekonomik yinelemelerin olmadığıdır. Ekonomik süreç salt gelişimsel karakterinden ötürü hiçbir zaman bir yinelemeler süreci olamaz. Ancak sürecin bütününün gözlemi her bir kıpısının gerçek anlam ve önemini saptamanın olanağını sağlayabilir.

Olguculuk bu sürecin bütünüyle özgül bir evresinin olgularından türettiği ‘olası’ yasalar nedeniyle, onu karakterize eden bu tümevarımcılık nedeniyle, paradoksal olarak her zaman olguların kendilerinden uzağa, yalancı-olgular alanına düşer, nesnel olguları onlara uymayan kendi öznel parametreleri ile ve boş dileklerinin terimlerinde tanımlar. Sonuç nesnel çözümleme yerine sık sık bir ideolojik propaganda tablosu sergileyen bir öğütler söylemidir. Örneğin Ekonomik Bilimlerde Nobel Ödülü alan Milton Friedman’da ekonomi bilimi yerine bir liberteryanizm propagandası buluruz.

Ekonominin Yasaları? Yasa kavramı ilk olarak düzenli bir davranışı, ama evrensel ve zorunlu olarak düzenli bir davranışı anlatır. Doğa fenomenleri ya da görüngüleri doğa yasalarının belirişidir ve kozmoz olarak bir düzen sergilerler. Doğaya pozitivistlerin yüklediği sözde “istatistiksel yasalar” ya da “gevşek” yasalar ile karşıtlık içinde, doğa yasaları çiğnenemez olmalıdır. Tüze yasaları da yasa olmakla evrensel olarak geçerlidirler ve herkes, giderek yasaları yapanların kendileri de yasa egemenliğini tanımak zorundadır. Doğa yasası çiğnenemez; insan yasasının çiğnenmemesi gerekir, ya da ancak bir suç olarak çiğnenebilir. Doğa yasası değişmez; insan yasası evrensel insan haklarına uygun olma sürecinde değişir ve değişmelidir. Öte yandan “toplum yasaları,” ya da “ekonomik yasalar,” ya da giderek “tarihin yasaları” denilen kurgular herşeyden önce toplumu ve ekonomiyi değişmeyen, katı, tamamlanmış yapılar olarak varsaymak zorundadır. Bu varsayım toplumun ve ekonominin gelişimsel karakteri ile çelişir. Yine aynı şey, toplumsal-ekonomik yasa, ya da “tarihsel yasa” istenç ve özgürlük kavramları ile çelişir. Bunlar insana materyal-mekanistik bir nesne gibi bakan enteresan bakış açılarının kurgularıdır.

Liberalizm ve Liberteryanizm

"Libertas" sözcüğü “özgürlük" demektir. Sözcük Latince biçiminde olduğu gibi başka doğal dillerdeki biçimleri altında da sık sık “kavramından" başka şeyleri anlatmak için kullanılır, örneğin “keyfilik," “dilediğini yapma" ya da “dilediğini seçme" gibi. Kimileri daha da ileri gider ve “özgürlüğü" “anarşizm" ile, giderek “kapitalizm" ile, “kapitalin egemenliği" ile eşitler. Böyle tanımlandığında, “liberalizm" ya da “neoliberalizm" sorumluluksuz bir “hırs egemenliği" anlamına gelir. “Özgürlük" tüm kötülüğün asıl nedeni olur.
17 Liberalizm ve Liberteryanizm

Liberteryanizm “seçme özgürlüğünü” savunduğu için açıkça moral değil, ama bir keyfi istenç, bir kapris bildirgesidir. Seçme özgürlüğü özgürlük değil, keyfiliktir, çünkü seçmenin ölçütü yoktur. Seçilen iyi olabilir, ve seçen için hiç kuşkusuz iyidir. Ama seçilmesi gerekmez, pekala seçilmeyebilir, ve kendinde iyi olması da gerekmez. Aslında kötü de olabilir. Seçme özgürlüğü keyiften başka, kapristen başka bir ölçüt tanımamak zorundadır. Ama dürtüsel davranış insanın özgür eyleminden bütünüyle başka birşeydir. Güdüsünün bilinçsizidir.

Liberteryanizm ekonomiyi icat eder, onu anlamakla değil, ama onu yapmakla ilgilenir. Daha doğrusu kendisi karar veren istenç olarak onu başkalarına yaptırmakla, başkalarının onu nasıl yapacağını seçmekle ilgilenir, çünkü onun için ekonominin nesnel belirlenimi ve insanların özgür istençleri yoktur ve liberteryanizm onlar adına karar veren istençtir. Liberteryanizm eğer bir programsa, ve programını uygulayacaksa, onu insan doğasına karşı uygulamalı, insan doğasını yeniden şekillendirmelidir. Liberteryanizm bu özsel karakteri ile gerçekte bir ekonomiye karışma programıdır ve liberteryanizmin anarşistik, sosyalistik vb. türlerinin olmasını bir raslantı değildir.

Devletin yurttaş istencinin egemen anlatımı olarak ekonomiye, yurttaş toplumunun kendi özgür etkinliğine karışma hakkının olmasına karşın, birkaç bireyin liberteryan kaprisinin ekonomiye keyfi olarak karışmasının hiçbir hak zemini yoktur. Liberteryanizm hiçbir sınır tanımayışını herşeyden önce kendini tanımamada gösterir ve belirli bir öğreti olmaktan çok bir öğreti kavramını bile çürütecek denli kalabalık bir öğretiler çokluğudur.



     

Öte yandan Liberalizm sözel olarak özgürlükçülük demektir ve ilk bakışta yasal, moral ve törel gibi görünür. Ama “özgürlük” kavramını kendi için soyutladığı ölçüde, özgürlük tüm belirlenimden özgürlüğe, herşeyi olumsuzlamayı isteyen bir soyutlamaya indirgenir. Özgürlük hiç kuşkusuz belirli olmalı, bir istenç belirlenimi olmalıdır. Ama belirli olmak hiç kuşkusuz sınırlanmaktır ve özgürlük ile çelişir. Liberteryanizm soyut özgürlüğün duruş noktasında durduğu için, ne olursa olsun her belirlenime karşı çıkabilir: Liberteryanizm kapitalizmden komünizme tüm politik yelpazeyi temsil eden bölüngülere dağılır.

Özgürlük ve yasa. Özgürlük belirli özgürlük olmalı, ve özgürlüğü yitirmemek için sınır aynı zamanda sınır olmayan bir sınır olmalıdır: İstenç ancak kendisi tarafından belirleniyorsa özgürlük somut, gerçek, ussal özgürlüktür. Modern yurttaş toplumunun tüm belirli özgürlükleri özgür istenç anlatımları olarak istencin istenç tarafından sınırlanması, istencin kendi kendisini sınırlaması, bireysel istencin onun üzerinde duran evrensel istençte yalnızca kendi kendisi ile karşı karşıya gelmesidir. Modern yurttaş toplumunda yasama yurttaşlık istencine aittir çünkü güç, politik güç yurttaşlık istencine aittir. Bu nedenledir ki yurttaş toplumunun kendini eksiksiz olarak evrensel insan hakları ile uyum içinde yapılandırma özgürlüğünün önünde hiçbir engel yoktur. Politik güç olarak yasa hiçbir tikelliği temsil etmez.

Politik alanda, özellikle John Locke’un öğretisinde, liberalizm soyut özgürlük öncülü üzerine devletin bir sözleşme ilişkisi olduğu vargısını çıkarır. Buna göre yasa egemenliği yurttaş ve devlet arasındaki olumsal bir ilişkiye, seçme özgürlüğünün terimlerine indirgenebilecek birşey olur. Ve o zaman bir sözleşme ilişkisi olarak görülen devlette yasa egemenliğinin kendisi buharlaşır. Kişi sözleşme yapabilir, eş deyişle yapmayabilir. Kişi yasayı tanıyabilir, eş deyişle tanımayabilir. Ekonomik boyutta, laissez-faire olarak liberalizm kendini liberteryanizmin kardeşi olarak gösterir. Bu öğretilerde tutkular her zaman usa egemen olan gerçek güçlerdir. Ve tutkulara boyun eğmek, dilediğini yapabilmek özgürlük olarak görülen şeydir. Politik düzlemde, özgürlüğü usa, istence değil ama tutkulara indekslemenin dışında hiçbir seçenek yoktur. Laissez-faire ahlakı haz ve acı ilkesi üzerine kuran İngiliz Görgücülüğünün ekonomik ve politik vargısıdır. Adam Smith yirminci yüzyılda görgücülüğün rock starı yapılan David Hume’un en yakın dostlarından biri idi. Öğretilerinde de kişisel dostluklarını yansıtan bir yakınlık tonu vardır. İngilizler dünyaya Beatles’ın, James Bond’un Newton’ın, yararcılığın yanısıra hiç kuşkusuz politik ekonomi bilimini de armağan etmişlerdir. Ama bu bilime verdikleri içerik bilimsel olması gerekenin çürütülmesinden başka birşey değildir.

Bir Övgü ve Sövgü Terimi Olarak “Liberalizm”



“Libertas” sözcüğü “özgürlük” demektir. Sözcük Latince biçiminde olduğu gibi başka doğal dillerdeki biçimleri altında da sık sık “kavramından” başka şeyleri anlatmak için kullanılır, örneğin “keyfilik,” “dilediğini yapma” ya da “dilediğini seçme” gibi. Kimileri daha da ileri gider ve “özgürlüğü” “anarşizm” ile, giderek “kapitalizm” ile, “kapitalin egemenliği” ile eşitler. Böyle tanımlandığında, “liberalizm” ya da “neoliberalizm” sorumluluksuz bir “hırs egemenliği” anlamına gelir. “Özgürlük” tüm kötülüğün asıl nedeni olur.

Yalnızca Mülkiyet Özgürlüğü Olarak “Özgürlük”



“Özgürlük” kavramının bu yorumunda ve “özgürlüğün” kendisine yönelik saldırıda özgürlük kavramının bilinçsizliği gibi bütünüyle geçerli bir neden yatar. Ama kavram bu saçmalıklara aldırmaz. Eğer özgürlük yalnızca “mülkiyet özgürlüğü” olsaydı, anti-liberalist haklı olurdu. Ama mülkiyet koşulsuz değildir. Ahlak ve etik belirlenimler altında durur ve onlarla bağdaşma içinde olmalıdır. Kötü olan mülkiyet değil, ama kendini mülkiyette cisimselleştiren hırsın moral karaktere ağır basmasıdır.

Toplumun Saltıklaştırılması



Kollektivist ideoloji yurttaş toplumunun kötülüğü olarak gördüğü şeyin çözümü olarak bireyi ve bütün bir toplumunu “istençsiz” bırakma programını sunar. Bu “çözüm” bireyi ve toplumu yalnızca ahlaktan değil, ama bütün bir etik karakterinden ve politik gücünden de yoksun bırakır. “Toplumcu/sosyalist” ideoloji bireyi ve bireyselliği silmeyi başardığında, paradoksal olarak, geriye insan toplumuna benzer birşey de kalmaz.

“Liberalizm” sözcüğünün uygunsuzluğu “özgürlüğün” herşey pahasına, giderek yasa, ahlak, etik pahasına da birincil olduğunu ileri sürüyor görünmesinde yatar. Kavram soyut olarak düşünüldüğünde, eksiksiz bir olumsuzlamayı anlatır. Hiç kuşkusuz liberalistler liberalizmi ekonomiye devlet karışmasına karşı çıkmayı, belirli bir özgürlüğü anlatmak için kullandılar. Ama “liberalizm” bu belirliliği göstermez. Kavramın evrenselliği liberalizm altına tutuculuktan, anarşizme, komünizme dek uzanan geniş bir ideolojik programlar türlülüğünün girmesine izin verir. (bkz. W.)

Milton Friedman

18 Milton Friedman

Ekonominin etik niteliği onun bir hırs yapıtı olmasına izin vermez. Gerçekte ekonomi hırsa, sınırsız kazanç tutkusuna, sözde liberteryanizme karşı başarılı savaşım içinde büyür ve gelişir. Eğer ekonomi liberalistlerin sandığı kadar liberal olsaydı, varolmaya son verirdi.

Felsefi olarak liberteryan olduğunu söyleyen Milton Friedman laissez-faire hükümet politikasının hükümetin ekonomiye karışmasından daha iyi olduğunu yeniden savundu. Pazarın kararlarının her zaman doğru ve kârın en yüksek değer olduğu görüşleri kavramların arkasında yatan bireylerin ahlaksal ve törel değerlerini gözardı eder. Liberteryan Okulun politik süreç üzerindeki etkisinin ABD’de artan gelir eşitsizliğine katkıda bulunduğu düşünülür. Liberteryanizm eşitsizlik ve yoksulluk olgularına aldırmaz, çünkü eşitsizlik ve yoksulluk olağan etik-dışı ya da etik-öncesi olgulardır.

Liberalizmin bir özgürlük savunusu olarak görünmesine karşın, gene de her ideoloji gibi kendini dayatmayı, Devlete öznel bir istencin biçimini vermeyi, onu kendi ussal doğasına karşı belirlemeyi ister. Adam Smith için “Yurttaş hükümeti, mülkiyet güvenliği için kurulduğu düzeye dek, gerçekte varsılın yoksula karşı, ya da bir mülkiyeti olanların hiçbir mülkiyeti olmayanlara karşı savunusu için kurulur.”* Böyle devlet çözümlemesi hiç kuşkusuz liberalizmin karşıtı olması gereken kollektivizm için de geçerlidir. Ama böyle çözümlemeler kavramın kendisinden türetilmez, fenomenlerden türetilen bir program için gerekçeler olarak görünürler. Ekonominin özünde yatan ahlaksal ve törel etmenleri dikkate almak yerine, başlıca ekonomik güdü olarak gördükleri hırsın ahlaksal ve törel etmenleri belirlediğini kabul ederler. Böyle belirlenen ahlak ahlaksal ve törellik törel değildir.


*“Civil government, so far as it is instituted for the security of property, is in reality instituted for the defense of the rich against the poor, or of those who have some property against those who have none at all.”

 

Ekonomik Okullar

Ekonomik düşünürler ekonominin nasıl işlediğini değil, nasıl işlemesi “gerektiğini” düşünürler, ve buna göre projeler oluştururlar.
19 Ekonomik Okullar

20’nci yüzyılın ekonomi kuramcılığında aşağı yukarı bir kural olarak kapitalizm ekonominin eksiksiz biçimi olarak alınmış ve kuramsal çözümlemeler ya da model önerileri etik-dışı ya da hiç olmazsa etiğe ilgisiz etmenler tarafından tanımlanan ekonomik parametreler üzerine dayandırılmıştır. Klasik okul, neo-klasik okul, Avusturya Okulu, Chicago Okulu, liberalistler, liberteryanlar, monetaristler vb. tümü de yurttaş toplumu kavramından bütünüyle habersiz, ekonominin özsel olarak etik karakterinden habersiz, ekonomik süreci insan istencinden bağımsız olarak işleyen bir düzenek gibi ele almışlardır: Yurttaş toplumunu “kapitalist toplum” olarak gördükleri için, başka türlü yapmaları başından engellenmiştir.

Herşeye karşın, modern Devlet ve modern Yurttaş Toplumu Milton Friedman’ın ve başka pekçok ekonomistin sandığı gibi düşmanlar değildirler. Aile ile birlikte törel İstencin altına düşen bu her iki kurum da özsel olarak özgür duyunç ve istenç yapılarıdır. Bu nedenle hükümetlerin topluma karışması pekala toplumun hükümete karışması olarak da görülebilir. Önemli olan nokta hükümetin yurttaş toplumunun istenci tarafından belirlenmesinin düzeyi, yurttaş toplumunun kendisinin kavramına uygun bir realiteye ulaşmış olup olmadığıdır. Gelenek toplumu politik toplum değildir, ve ancak özgür toplum hükümeti kendi atadığı bir görevli olarak, kendi istencinin temsilcisi olarak belirleyebilir. Eğer devlet ve toplum arasında bir uçurum varsa, eğer devlet toplumun istencini anlatmıyorsa, o zaman devlet sürekli olarak topluma karışma, giderek ekonomik etkinliği bile üstlenme durumunda kalır. Özgür olmayan bir toplum herşeyden önce ekonomiye yeteneksizdir.

Planlı Ekonomi

Eğer ekonomi etik karakter taşıyorsa, “planlı ekonomi" denilen şey “planlı etik" olacaktır ki, itençsiz halkların biricik yönetim biçimi olan despotizmin bir başka adıdır. Ancak ekonomisiz bir halkın ekonomisi planlanabilir çünkü yoktur.

20 Planlı Ekonomi

Ekonomi planlı olabilir, ama özgür de olabilir. Bütünsel bir planlama ancak uyrukların üretim sürecine özgür bireyler olarak katılmadıkları geleneksel-despotik kültürlerde başvurulan bir yöntemdir. Gene de devletin işi devletçilik değildir. Planlı ekonomi ön-modern toplum biçimlerine uygun görünür, çünkü bu kültürlerde kişisel hak kavramı ve dolayısıyla mülkiyet bilinci gelişmemiştir, yasalar yukarıdan dayatılır ve erginleşmemiş bir çocuk karakterinde olan uyruğun işi onlara boyun eğmekten öteye geçmez. Böyle kültürlerde, hak kavramının yetersiz bilinci daha ileri bir aşamada haksızlık olarak görülecek olan yolsuzluk, rüşvetçilik, kayırmacılık vb. gibi etmenleri normalleştirir.

Genel olarak özgürlüğün ve ussallığın yokluğunda, planlı ekonomi geçici bir önlemdir ve hiçbir zaman bir ekonominin realitesini kazanamaz. Ahlak-öncesi ve etik-öncesi insanı ahlaksal olarak ve etik olarak eğiten ve büyüten pazar ilişkileri ile karşıtlık içinde, planlama ancak bireysel ahlakın ve etiğin zayıflığı üzerine dayanabilir ve daha şimdiden zayıf olan ahlakı daha da zayıflatır, bireyi bir yetke altında olmaya ve kalmaya alıştırır. Özgür toplumlar hiçbir zaman böyle planlı bir “ekonomiye” yönelmezken ve kendilerinin planlanmalarına izin vermezken, geri despotik kültürlerin umudu olan devletçilik aynı moral gerilik nedeniyle bir ekonomi karakterini kazanmaz, görünürde bile bir ekonomiye benzemeye son vererek çözülür. Ekonomi kendi kavramı gereği yalnızca zorunlu olarak özgür ve törel olmakla kalmaz, ama ancak baştan sona törel yaşamın bir momenti olarak edimsel olabilir.

Planlı ekonomi devlet ekonomisidir, yurttaş toplumunun özgür ekonomisi değil. Devlet ekonomisi, eğer şu ya da bu ölçüde işliyorsa, devletin yurttaş toplumunun devleti olmamasının, henüz özgür bireyselliğin realitesinin yokluğunun sonucu ve göstergesidir. Tarihsel olarak ileriliğin değil ama geriliğin belgesidir.

Salt uyruktan ayrım içinde, yurttaşın hak, duyunç özgürlüğü ve törel istencinin bilincinde olan özgür birey olduğu düzeye dek, modern devlet yalnızca ve yalnızca onun istencinin anlatımı ve yasa onun özgürlüğüdür, ona yabancı ve onun üzerinde duran bir güç değil. Buna karşı, ekonomiyi planlamak etiği planlamak gibidir, ve özgürlüğü planlamak ise ancak özgürlüğün daha şimdiden olmadığı yerde, henüz yurttaş toplumu karakterini kazanmamış despotik kültürlerde olanaklıdır. Planlama bireyselliği öldürür, ya da daha iyisi, ancak bireyselliğin henüz doğmadığı despotik kültürde ona başvurulabilir.

Planlı “Ekonomi”



Eğer ekonomi etik karakter taşıyorsa, “planlı ekonomi” denilen şey “planlı etik” olacaktır ki, istençsiz halkların biricik yönetim biçimi olan despotizmin bir başka adıdır. Ancak ekonomisiz bir halkın ekonomisi planlanabilirdir, çünkü yoktur.

Planlı “Etik”



Yoksul, az gelişmiş ya da gelişmemiş halklar için onların varolmayan istencini anlatmayan devletleri ya da ülkede politik bir güç olmayı başarabilmiş bir kesim, sınıf ya da önder ekonomiyi yaratma görevini de üstlenmek zorundadır, çünkü kendi geri etiğinde takılan halk çalışmamış, üretmemiş, pazar oluşturmamış, yalnızca kuşaktan kuşağa geleneksel yaşamını, boşinançlarını, geri kültürünü iletmekle ilgilenmiştir.

Planlanan “İnsan”



Planlı ekonomi gerçekte plansızdır çünkü ekonomiyi planlamak olanaksız ve insanı planlamayı istemek despotizmdir. İnsan gereksinimi insanların hakları kadar ve istençleri kadar geniştir ve ekonomiyi planlamak insan istencini planlamaktan daha az usdışı değildir. Açıkça saçmalıktır. İnsan gereksinimleri insanların kendilerinin gereksinimidir, onların özgürlükleri ile birlikte gelişir ve gerçekte hiçbir plana uymayacak denli sınırsızdır.

Ekonomi ve “Kapitalizm”

"Kapitalist ekonomi" anlatımı bir pleonazmdır çünkü kapital olmaksızın, anamal olmaksızın ekonomi olanaksızdır. Dahası, kapital kendi başına davranan özerk bir güç değil, insan istencinin bir biçimi, aslında genel olarak mülkiyettir. Hiçbir mülkiyet kapital olarak kullanılmaya direnmez, ya da hak sahibi ve böylece mülkiyet sahibi tüzel kişi mülkiyetini dilediği gibi kullanabilir. Kapital büyüyen mülkiyettir ve her mülkiyet kendini büyütme işlevini üstlenebilir.

21 Ekonomi ve “Kapitalizm”

Modern ekonomi “kapitalizm” midir? Marxist terminolojinin terimlerinde, kapitalizmdir, çünkü bu ideolojiye göre insan özgür değil ama yalnızca tözsel altyapının bir kipidir. İnsan istencinin değil ama fetişistik güçleri olan kapitalin güdümünde olan ekonomi bu öğretiye göre insanın değerlerini, inançlarını, ussallığını, onurunu, üstyapı denilen tüm kültürünü belirler. Ama böyle belirleme insansal herşeyin yok edilmesinden başka birşey değildir.

Bu terminolojide yurttaş toplumu kapitalist toplum olur, çalışan insan köle, demokrasi burjuva diktatörlüğü, ekonomi sömürü, ve uluslararası finans ilişkileri emperyalizm olarak yeniden tanımlanır.

Açıktır ki kapitalizm kavramsal olarak artı-değer ve hırs etmenlerinin sentezini anlatır. Yalnızca kapital kapitalizm değildir. Kapital büyüme istencini anlatan mülkiyet olarak modern ekonomik sürecin bir bileşenidir. Onda kendinde bir kötülük yoktur. Büyümesi değil, büyümemesi sorundur. Kapitalin büyümesi insan gereksinimin büyüme eğilimi ile birlikte gider ve gereksinimin büyümesi insanın kültürel büyümesine bağlıdır. Bu büyüme kapitali tanımlayan kazanç dürtüsü ile bütünüyle tutarlıdır ve insanların tutkularını özsel güdüsü olarak tüketir. Ve gene de bu sürecin tepeden tırnağa etik, dürüst, ussal olmasının önünde hiçbir engel yoktur. Tersine, etik belirlenim tutkuyu, duyguya, hırsa varoluşunun olumsuz bileşeni olarak bağımlıdır. Etiğin varlık nedeni insanın doğal geriliğinin, içgüdünün ve itkinin, hırs ve tutkunun kendisidir.

İnsan saltık tutumluluk ile varolması gereken bir varlık değil, tersine, gereksinimlerini sonuna dek açındırmaya belirlenmiş bir varlıktır. Gereksinim bireysel ve evrensel, her bir bireyin ve tüm bireylerin eksiksiz olarak açınmış gereksinimidir. Ve gereksinim doyurulacağı için gereksinimdir.

Kapitalin egemenliği denilen şey gerçekte insanın moral geriliğidir, ve paradoksal olarak etik gerilik nedeniyle kapitalin, ekonominin büyümesine değil, tersine kendini engellemesine götürür. Moral tutuculuk özgürlüğün önünde durur. Modern ekonomik süreçte yaşanan bunalımlar ancak yanılma-sınama yöntemi ile ilerlemeyi bilen tarihsel süreçte insanın moral geriliğinin sonuçları ve aynı zamanda onun moral, etik ve politik gelişimi için fırsatlardır. Ekonomi insan istencinin açınımı olduğu ölçüde fetişistik güçlerin bir oyun alanı değil, ama insanın gelişmekte olan özgürlüğünün belirişidir. Ve insan istencinin yaptığını yine ancak insan istencinin kendisi belirleyebilir.

Modern ekonominin büyümesinin ve gelişiminin önünde ne dönemsel bunalımlar miti, ne düşülecek dipler, ne de sözde egemen sınıfın komploları gibi engeller vardır. Modern toplumda yurttaşın istencinin ve gücünün üzerinde bir güç ve istenç yoktur. Modern yurttaş toplumu etik ve ekonominin özgürce üretime ve özgürce tüketime belirlenmiş ussal sentezidir. Bir etik problem çözme alanı olarak özgür ekonomi insan duyuncunun en yüksek güvencesi altındadır. Kapitalizm hiç kuşkusuz etik değildir. Kapital toplumsal yapının başka bileşenlerin yanında salt bir bileşen olarak değil de birincil ya da başat bileşen olarak kabul edildiğinde, kapitalin mantığı ahlaksal, törel, giderek yasal herşey ile çatışır ve hırsın ahlaksal olan ile çatışmada üstün gelmesi henüz törel gelişimin başlamamış olduğunu gösterir.

[YAZI SONU]

Kapitalsiz “Ekonomi”?



“Kapitalist ekonomi” anlatımı bir pleonazmdır çünkü kapital olmaksızın, anamal olmaksızın ekonomi salt analitik bir kurgudur. Dahası, kapital kendi başına davranan özerk bir güç değil, insan istencinin bir biçimi, aslında genel olarak mülkiyettir. Hiçbir mülkiyet kapital olarak kullanılmaya direnmez, ya da hak sahibi ve böylece mülkiyet sahibi tüzel kişi mülkiyetini dilediği gibi kullanabilir. Kapital büyüyen mülkiyettir ve her mülkiyet kendini büyütme işlevini üstlenebilir.

Toplumsuz “Ekonomi”?



Kapitalist ekonomi terimi bir zamanlar “sosyalist ekonomi” olarak da bilinen SSCB ekonomisi ile karşıtlık içinde bir anlam taşıyordu ve ancak “sosyalist ekonomi” terimi kadar anlamlı idi. “Sosyalist” ya da “toplumcu” ekonominin anlamı toplum ile karşıtlık içinde bireyi ve bireyselliği silmek olabilir; ya da toplumun devlet ile de karşıtlık içinde olduğunu düşünürsek, “toplumculuk” eşit ölçüde devleti topluma güdümlü ve bağımlı kılmak ve böylece devleti, yasa egemenliğini ortadan kaldırmak için ileri sürülebilir, ki hem Nazi Almanyasında hem de Sovyetler Rusyasında olan budur. Toplum gerçekte Aile ile birlikte Devletin bir kıpısıdır. Ama toplumculuk aileyi yok ettiği gibi devleti de yok eder. Toplumculuk toplumun kendisinin ortadan kaldırılmasında, geçici bir köleler, korkaklar, sefiller kültürünün doğmasında sonuçlanır. Tarihsel realite kavramın mantığını yansıtır.

Fetişistik “Ekonomi”?



Kapitalin insan istencinin bir belirlenimi olduğu olgusunu çürütmek için geliştirilen bir başka aygıt kapitalin bir “fetiş” olduğu görüşü idi. Fetiş arkaik bir terimdir ve modern kültürde ancak bir eğretileme değerinde kullanılır. Ama Marxizm paranın, kapitalin, aslında genel olarak mülkiyetin bir fetiş karakterini taşıdığını ve emekçiler için bir fetiş gibi işlev gördüğünü, onların ürünlerine, kendilerine, dünyalarına vb. yabancılaşmalarının nedeni olduğunu ileri sürdü. Yine Adam Smith’ten çekilen bu kopyaya, ekonomide bir tür “görülmez el” gibi işlev gören meta fetişizmine çalışanlar değil ama yalnızca kendisi inandı.

Site Haritası | Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2015-16 | aziz@ideayayinevi.com

 

4) Etik ve Ekonomi

BÖLÜMLER
  1 Giriş
  2 Ekonomi Etik Olabilir Mi?
  3 Etiğin Gelişimi ve Etiğin Bilgisi
  4 Etik Bilincin Doğuşu
  5 Ekonomi Kapitalizm Değildir
  6 Görülmez El ve Etik
  7 “Laissez-faire"
  8 Ekonomi ve Etik: Ereksel İyi
  9 İnsan Hakları ve Ekonomi
10 Ekonomiye ‘Karışma’
11 Ekonomi ve Özgürlük
12 Ekonomi ve Hırs
13 Ekonominin Öncülü İstençtir
14 Etik nesneldir
15 Ekonomi gelişimdir
16 Ekonomi Bilimi ve Determinizm
17 Liberalizm ve Liberteryanizm
18 Milton Friedman
19 Ekonomik Okullar
20 Planlı Ekonomi?
21 Ekonomi ve Kapitalizm

ETİK, EKONOMİ, KÜRESELLEŞME

İÇERİK
1) Etik ve Küreselleşme
2) Kollektif Eylem Kavramı
3) Etik ve Ekonomi

4) Modern Yunan Etiğine Doğru

5) G20 ve Küreselleşme
6) TEİD 2015 / 5. Uluslararası Etik Zirvesi: İş Etiği ve Küreselleşme

Linkler:
When sex is the currency: Corruption in the Arab World (Transparency International)

Ekonomi

Dolaşımdaki para miktarını altın standarda göre belirleme politikasının uygulanması olanaksızdır, çünkü pazarın etkili işlemesi için daha büyük bir para miktarı gerektiğinde karşılık olarak altın bulmak olanaksız olabilir.

Fiskal politika hükümetin vergi gelirinin ve harcamalarının ekonomiyi etkilemek üzere kullanımı ile ilgilidir.

Milton Friedman “doğal" bir işsizlik oranı ("natural" rate of unemployment) olduğunu ve işsizlik bu “doğal” sınırın altına düştüğünde enflasyonun yükseleceğini ileri sürdü. Friedman özgür pazar, özgür tecim ve özel mülkiyet bileşimi olarak anladığı “ekonomik özgürlüğü" savundu. Aslında özel mülkiyet kavramının kendisi özgür pazarı ve bu son terim özgür tecimi kapsar.

Özgür pazar kavramına göre ekonomik özgürlük malların ve hizmetlerin herhangi bir zor, dolandırıcılık ya da hırsızlık olmaksızın üretimini, ticaretini ve tüketimini kapsar, ve pazarların içe ve dışa açık olmasını, mülkiyet haklarının ve ekonomik girişim özgürlüğünün korunmasını gerektirir. Bu terimlerin tümü de etik belirlenimlerdir, çünkü hak kavramının kendisini ileri sürerler ve bunu moral doğruluk temelinde yaparlar.

 

Despotizm ve Postmodernizm
Michel Foucault (1926-1984) özellikle “güç ve bilgi" ilişkileri üzerine düşünceleri ile dikkati çekti. Bu amaç için istenç ile ilgilenmeyi gerekli görmedi ve yabancısı olduğu modern dönemin herşeyden önce gücün yurttaş toplumuna ait olması yoluyla belirlendiğini anlayamadı. Egemenlerin halkı aldatmaları problemi tarih kadar eskidir ve gücün yalan üzerine dayanmadığı olgusu da tarih kadar eskidir. Foucault’nun le savoir-pouvoir ya da güç olarak bilgi terimi eski bir masalı yeniden ısıtıp masaya koyar. Bu nedenle terimin en önemli bölümünün tire (-) imi olduğu söylenir (bkz. Wikipedia). Ama hem bilgi hem de güç, gerçek bir postmodern düşünürün gözünden kaçırmaması gerektiği gibi, “metin"dir (text). Enteresan olan şey Foucault’nun gücü tanımlamasına karşın, “bilgi"yi tanımlamamasıdır. Öyle görünür ki bilmediği şeyin bilgi olduğunu kabul etmede bir sorun yoktur.

Bir le savoir-pouvoir problemi olarak halkın manipüle edilmesi problemi istenci anlamayan düşünürlerin çözemedikleri başlıca problemlerden biridir. Problem kurtarıcı entellektüel için çözümsüz olmalıdır yoksa varlık nedeni kalmayacaktır. Hem kendini hem de kurtarmak istediği entellektüel-olmayanların durumunu anlamak için bilincinde olmadığı bir kavramı, özgürlük kavramını anlamak zorundadır. En sonunda, entellektüel halkı uyarmakta, ama halkların kendilerinin çözdüğü problemi çözememektedir.

Foucault’nun “ırkçılığa karşı çıkması” ve “insan haklarını savunması” özel olarak belirtilir ve vurgulanır — sanki insan hakları ve ırkçılık üzerine görüşleri konusunda kuşkular varmış gibi. Gerçekten de bu vurgu hiç de gereksiz olmayan bir suçluluk duygusunu ele verir. Irkçılığı savunma gibi bir aşırılık göstermese de, Foucault’nun insan hakları konusundaki görüşü hakkında kuşkudan çok daha fazlası vardır. İnsan haklarını tanımayan bir molla despotizmi desteklemekle ve aklamakla kalmamış, ama göklere çıkarmıştır. Ve bu konuda Batı entellektüel dünyasında onunla duygudaş olan geniş bir kesimin de insan hakları konusunda pek bir kaygı duymadığını göstermiştir. Postmodernizmin kültürel-çoğulculuğunda hiç kuşkusuz mollalardan daha çoğuna yer vardır. Foucault İsveç’te kalışı sırasında Uppsala Üniversitesinde kendisinin de sonradan niteliksiz olduğunu kabul ettiği doktora tezini kabul ettiremedi. Daha sonra bir süre Varşova’da ve Hamburg’da kaldı. 1955-60 arasında kaldığı her yerde zamanının önemli bir bölümünü sayısız erkek ile romantik ilişkilere ayırdı. AIDS ile bağlantılı nörolojik problemlerden öldü.

Folie et déraison: Histoire de la folie à l’âge classique ("Delilik ve Aptallık: Klasik Çağda Deliliğin Tarihi" — başlık problemli, hiç olmazsa gereksiz bir yineleme ile yüklü görünür ve genellikle kısaltılır) deliliğin ansal bir rahatsızlık değil, toplumsal bir kurgu olduğunu ileri sürdü. Beklenebileceği gibi özellikle anti-psikiyatrist bir akım üzerinde etkili oldu. Foucault deliliği yapay ya da kültürel bir durum olarak gördüğü için “modern insanın deli ile bundan böyle iletişim kurmaması" olgusundan rahatsızdı. Deliler ile aramızda “ortak bir dil yoktur; daha doğrusu bundan böyle yoktur." Daha önce varolduğunu kabul ettiği diyalog “on sekizinci yüzyılın sonunda kopmuştur." Psikiyatrinin dili, usun delilik hakkında bir monoloğu olarak, ancak bu kopuş sonucunda ortaya çıkabilmiştir. (Delilik ile aynı duygudaşlığı gösteren Roy Porter: “Time has proved Madness and Civilization far the most penetrating work ever written on the history of madness." More specifically, Foucault has recently been heralded as a prophet of “the new cultural history.") Foucault’nun deliler ile bu duygusal birliği ve özdeşleşmesi herşeye karşın delilik probleminin çözümünü ruh doktorlarının elinden alma isteğine dek varmadı. Foucault’nun popülerliğinin, giderek “peygamberliğinin" önemi kendi gibi zararsız delilerin sayısının hiç de az olmadığını göstermesinde yatar.

 

Many “clean” countries have dodgy records overseas

But just because a country has a clean public sector at home, doesn’t mean it isn’t linked to corruption elsewhere. Take Sweden for instance. It comes third in the index, yet the Swedish-Finnish firm TeliaSonera – 37 per cent owned by the Swedish state – is facing allegations that it paid millions of dollars in bribes to secure business in Uzbekistan, which comes in at 153rd in the index.

Table of results: Corruption Perceptions Index 2015

 

 

Etik ve etik-dışı; diyalektik
Etiğin bir gelişme süreci olması onun karşıtı ile, etik-dışı ile ilişkisinin kavranmasını gerektirir. Bir kültür salt kültür olduğu için bir etik boyut kapsar. Ama aynı zamanda bu etik belirlenim gerçek etik ile, ideal etik ile, ya da etiğin ereği ile uyum içinde değildir. Ve etik-dışı olarak ortadan kaldırılır. Etiğin etik-dışı ile birliği normal düşünce için, birşeyi salt kendisi olarak ya da kendine özdeş olarak gören sıradan düşünmemiz için anlaşılır ya da doğrulanabilir görünmez. Bu nedenle sıradan düşünceleri ile felsefe yapmaya çalışan birçok felsefeci çelişkiyi olmaması gereken birşey olarak, çözümsüz ve bir yana atılması gereken bir paradoks olarak, gerçek olmayan bir olanaksızlık olarak görmüş ve ondan kaçmıştır. Ama çelişki oradadır, nesneldir, ve olgusaldır. Diyalektik birşeyin kendi karşıtı ile ilişkisini anlatmak için kullanılan eski bir sözcüktür. Etik hem etik hem de kendi karşıtı, etik-dışı olamaz. Bu tutarsızdır. Ama tutarsızlığın salt tutarsızlık olduğu için olmadığını, yok olduğunu söyleyemeyiz. Tutarsızlık vardır. Ama olmamalıdır. Her kültürün süreci kültürün kendisi baştan sona kendi ile tutarsız olduğu için süreçtir. Bir yandan etiktir, ama aynı zamanda etik-dışıdır, etik-dışı bir etiktir. Bu çelişki olmasaydı devinmez, değişmez, olduğu gibi kalmayı sürdürürdü. Çelişkinin çözümü karşıtlığın varlığını, etiğin ve etik-dışının birlikteliğini doğrulamaktan geçer. Ama karşıtlık salt karşıtlık olduğu için ortadan kalkar, çünkü karşıt öğelerin ya da kıpıların karakteri birbirini olumsuzlamak, ortadan kaldırmaktır. Etik-dışı öğe etik tarafından ortadan kaldırılır. Ve açıktır ki etik-dışı bütünüyle etik ile eşitlenmedikçe süreç bir dinginliğe, ereğine erişmeyecektir. Etik-dışının etik ile eşitlenmesi tikelin evrenseli ile eşitlenmesi gibidir. Etik-dışı ideaya, ideal biçime uygun olmayanı, idealitesine eşit olmayan realiteyi anlatır. İdealite tüm tikel ya da reelleri altında kapsayan evrensel gibidir. Ve olumsuz olmasına, olmamasına, salt bir düşünce olmasına karşın, edimsel olmayan bir erek olmasına ya da ideal olmasına karşın, realiteyi denetimi altında tutar, ona egemendir. Etik durumunda, erek bilinçsiz olarak, potansiyel olarak insan usunda bulunan İyi İdeasıdır. İstenç her zaman İyi olanı ister, ve istediğinin iyi olmadığını kavrar kavramaz onu olumsuzlar, gerçek iyi olduğunu düşündüğü yeni norma geçer. Etik sürecin motoru bu çelişkinin varlığı ve çözülerek yok olmasıdır. Diyalektik ya da karşıtlık ilişkisi son nokta değildir. Ve karşıtların birliği karşıtların aynı zamanda birbirinin kendilerinin karşıtları olması, böylece karşıtlarında kendilerini bulmaları nedeniyle zorunludur. Bu kurgul birlik diyalektik karşıtlığın olumsuzlanması ve ereğidir.

İnsan realitenin bu karşıtlıklı doğasını kavramadıkça realite hakkında doğru bir bilgi taşıyamaz. Ortaya çıkan herşey soyut bir yokluktan, bir hiçlik olarak hiçlikten değil, ama kendinde varlıktan, olanaktan, gizillikten, potansiyel bir varoluştan ortaya çıkar. Oluş sürecinde olan herşey, değişen, oluşan, gelişen, büyüyen vb. herşey bu aynı karşıtlığı, kendisi ve kendi başkası olma karşıtlığını taşır. Eğer birşey yalnızca kendisi olsaydı, eğer kendinde kendisinden başka birşey de olmasaydı, bu eşitlik ve özdeşlik içinde kendisi olarak, birşey olarak kalmayı sürdürür ve başkalaşamaz, değişemez, başkası olamazdı. Eğer etik-dışı olan realite kendinde daha şimdiden kendi karşıtı olmasaydı yeni bir etik realiteye dönemezdi. Eğer despotizm kendinde özgürlük olmasaydı demokrasiye dönemezdi. Despotizmi etik-dışı olarak kabul ederiz, çünkü özgürlüğe aykırıdır, ve bu aykırılık onun kendisi ve kendi karşıtı olması, kendinde özgürlüğün olanağı olması nedeniyle olanaklıdır. Birşeyi ona ilgisiz bir başka şey ile karşıtlık içine sokamayız. Birşeyi ancak kendisinde olan başka birşey ile, kendi başkası ile karşıtlık içne sokabiliriz.

Realitenin bu özsel doğasını kavramayan tüm bakış açıları tek-yanlı yarı doğrular olmanın ötesine geçemezler. Görüşlerin, yorumların türlülüğünün ve tutarsızlığının nedeni kavramın realite üzerindeki gücünü tanımayan güçsüz bakış açılarından üretilmeleridir. Bunlar yalnızca yorumlardır, kişisel ve özneldir, açıkça ön-yargılıdır. Onlarda düşüncenin akışını kavramın nesnelliği değil ama yazarın kafasındaki düşünce oyunları belirler. Onlarda olguları kendi nesnellikleri değil ama yazarın olgulara yüklediği öznel kategoriler şekillendirir.

 

İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2015-16 | aziz@ideayayinevi.com