Kollektif Eylem Kavramı
Aziz Yardımlı

idea yayınevi site haritası 
 

Giriş


Kuram kavram ile bir olmaya çabalar. Bu kollektif eylem kuramları için de geçerlidir. Kollektif eylem kuramları henüz değişim sürecindedir ve henüz gerçek yapılarını kazanmış değildir. Aslında bir kuramlar çoğulluğundan söz etmek bu alandaki çözümlemelerin henüz geçici, deneysel karakterini ele verir.

Kollektif eylem kavramının realitesi uçsuz bucaksız görünür: Birkaç bireyin ekonomik eyleminden başlayarak, örneğin insan yaşamını iyileştirme ve güzelleştirme, barışı ve çevreyi koruma, eğitim ve bilimsel araştırmaları geliştirme ve gönenci yükseltme gibi amaçlar uğruna toplu eylemlere, bütün bir insanlığın eylemine, evrensel eyleme dek geniş bir eylemler türlülüğünü kapsar. Doğu Avrupa rejimlerinin çöküşü, Alman protesto eylemleri, Kolombiya’nın gerilla örgütleri, Nazi partisi, Fransız devrimi, Bolşevik devrimi vb., genel olarak bilinen tüm devrimler, karşı-devrimler, ayaklanmalar, darbeler, cuntalar, savaşlar vb. kollektif eylem kuramlarının şu ya da türünü uygulamak ya da realite içinde sınamak için görgül gereç olarak alınabilir.

Ya da konu daha yalın bir düzleme indirilebilir. Örneğin Margaret Gilbert kollektif eylemi bir “ortak üstenim/joint commitment” sorunu olarak görür ve konuyu olgular ve deneyimler boyutunda alarak “‘Shall we go for a walk?’ ve öteki ‘Yes, let’s’ der” örneği ile açıklar. Wittgenstein’ın totoloji kuramını uygulayarak, kollektif eylemin kollektif eylem olduğu vargısını çıkarır ve çürütülme gibi bir talihsizlik ile kaygılanması kesinlikle gerekmez. Öte yandan John Searle yine dil felsefesini kullanarak, ama dil kullanımını aşağı yukarı şiirsel bir yüksekliğe çıkararak, kollektif eylemin özünde bir “biz-niyetin/we-intention” yattığını saptar, “kollektif niyetsellik/collective intentionality” olarak bu daha geniş niyetin tekil “ben-niyetlerden/I-intentions” ayrı olduğunu bildirir çünkü Benin eylemi Benin tekilliğinden ötürü çoğul Bizin eyleminden ayrıdır. Michael Bratman ise kollektif eylemi örneğin iki insanın bir evi boyama eylemi durumunda olduğu gibi bir “niyet paylaşımı” olarak açımlar. Sonuçta tümü de kollektif eylemi kollektif eylem yoluyla açıklayarak yeni bir kollektif örneği sunarlar. Analitik felsefecilerin konuya dilbilimsel yaklaşımlarını ve analizdeki başarılarını gösterebilmek için daha öte örnek gereksizdir. Analitik felsefe hiçbirşey söylemediği için anlaşılırlıkta, durulukta, yalınlıkta benzersizdir.

Bir başka kollektif eylem kuramı ise kavramın çözümlemesinde ilkin “grup” ve bireysel “çıkar” kavramlarını saptar ve bu ikinci etmenin ağır basması nedeniyle kollektif eylemin olanaksızlığı vargısına ulaşır (Mancur Olson, The Logic of Collective Action, 1965, 1971). Olson’un sözü edilen bu heyecan verici ve uyarıcı ve eşit ölçüde popüler çalışması bütün bir kollektif eylem kuramı tartışmaları için bir tür ölçüt olarak, bir denek taşı olarak hizmet eder.

Bu çözümlemeler bir yana, ayrı ve sık sık çatışan çıkarları olan bireylerin birlik içinde eylemde bulunmaları gibi göreli olarak dar bir eylem alanını belirtmek için seçilen “kollektif eylem” terimi bu işlev için gene de aşırı geniş, aşırı gevşektir. Gerçekte, bir pleonazm olması bile ancak bireysel eylemin varoluşu tarafından önlenir. Mancur Olson tarafından geliştirildiği biçimiyle kuram “amaç” ve “grup” kavramları ile yetinir, ve başlıca ortak yarardan dışlanamazlık/nonexcludability zemininde “ussal/rational” bireyler payına “hazıra konmacılık/free riding,” “ortak malların trajedisi” (Hardin) gibi kollektif eylem problemlerinin çözümlemesi üzerinde odaklanır.

Olson’un “ussal“ yerine “usdışı” ve “usdışı” yerine “ussal” sözcüklerini kullamayı yeğlemesine takılmazsak, “kollektif” ve “eylem” kavramlarının bileşimi tüm bu türden daraltmaları bozar, aslında konuyu bütün bir Tarih alanına yayar. Bu genişleme bütünüyle gereksiz değildir. Ve böyle genişlemiş bir alanda kollektif eylem kavramı hak, ahlak ve bütün bir törellik alanlarının kavramları olmaksızın ele alınamaz. Gerçekte, kollektif eylem kavramının kendisi duyunç ve istenç kavramlarının bir anlatımı olur. Kollektif eylemin küresel eylem karakterini kazanmaya doğru evrimlenmekte olduğu bir dönemde, kuram bu süreci “kollektif” ve “eylem” kavramlarının bakış açısından irdelemek için bir araç olarak hizmet edebilir.

Collective action, kollektives Handeln.

Gilbert, Margaret (1989). “On Social Facts”. Princeton University Press. Searle, John (1990). “Collective Intentions and Actions.” Bratman, Michael (1993), “Ethics”.

Kollektif Eylem ve İstenç

 

1 Kollektif Eylem ve İstenç


Tüm güncel kollektif eylem kuramlarına ortak olan şey eylem kavramının asıl belirleniminden söz etmemeleridir. Kollektif eylem sorunu herşeyden önce bir istenç sorunudur ve özgürlük bilincini gerektirir, öyle ki özgürlüğün olmadığı yerde eylem de yoktur, ve özgürlük bilinci henüz yeryüzündeki tüm kültürlerin evrensel bir kazanımı değildir. İstenç kavramı insan doğasına özünlü olsa da, özgürlük bilinci hazır olarak verili değildir, kazanılması gerekir. Ve kavramın realitesi kavramın bilincinin doğması ile birlikte şekillenmeye ve gelişmeye başlar. Bunun anlamı bir yanda bu bilincin doğduğu yerde özgürlüğün kollektif bir karakter kazanmaya başlaması (yurttaş toplumunun oluş süreci), öte yanda özgürlük bilincini kazanan kültürler ve henüz despotik yapılarını sürdüren kültürler arasında, modern ve ön-modern kültürler arasında derin bir uçurumun açılmasıdır. Özgürlük hakkın, moral ve törel yaşamın özüdür. Bugün yeryüzünün en büyük yoksulluğu bu kavramın yoksunluğudur. İnsan haklarının, duyunç özgürlüğünün ve özgür törel yaşamın olmadığı yerde, her görgül araştırmanın doğrulayacağı gibi, ekonomik gönenç, insan değeri ve mutluluk da yoktur.

İnsanlar ortaklaşa eylemlere girişmek için kollektif eylem kuramının yaratılmasını beklemezler. Tersine, kuram ancak varolan durumun çözümlemesini üretebilir, realiteye usdışı şekiller veremez ama kendine realitenin şeklini vermeye çalışır. Problem realitenin değişken, böylece kuramın da değişken, ve sonuçta geçici olması, en iyisinden deneysel bir karakter taşımasıdır. Kuramlar kavrama yaklaşma girişimleridir.

Küresel kollektif eylemin politik bir özeği yoktur, herhangi bir güç tarafından yönetilen bir proje ya da ideolojik bir program değildir. Dünya-Tininin eylemidir, ve ereğini, güdüsünü, enerjisini kendi özgürlük kaynağından, kendi istencinden türetir.

Kollektif Eylem kavramının çözümlemesinde saptanması gereken birincil bileşen istençtir, çünkü ancak özgür insanlar, ancak kendi duyunç ve istençlerinin bilincinde olan bireyler kendileri için amaçlar saptar ve onları gerçekleştirme uğruna eylemde bulunurlar.* Ancak bireyler bir kollektif için zorunlu olan güvenme ve güvenilme yeteneğini taşırlar. Kollektif eylem kavramının yaygın olarak gözardı edilen bu birincil bileşeni kollektif eylem problemi ve free riding ya da hazıra konma problemi gibi popüler başlıkların çözümlemesi için anahtardır, çünkü özgürlük, güven, duyunç gibi kavramlar öz-çıkarın birincilliği gibi bir tasarımın temelini silerler.

*Örneğin Olson’un sözünü ettiği ünlü İtalyan felsefecisi Gaetano Mosca böyle düşünmez. Ona göre, insanlarda “birararaya gelip sürü oluşturmak ve başka sürüler ile dövüşmek için bir içgüdü” vardır. Bu içgüdü ayrıca “verili bir toplumdaki tüm bölümlerin ve alt-bölümlerin de temelinde yatar ve sık sık moral ve zaman zaman fiziksel çatışmalara yol açar” (aktaran Olson, The Logic of Collective Action, s. 26). İnsan toplumunu içgüdü üzerine kurmanın mantığını anlamak güçtür. Büyük olasılıkla hayvan gözlemleri üzerine bir andırıma dayanır. Ama bu andırımın kendisi ilkin hayvan sürülerine doğada olmayan ve insan kültürüne ait olan kategorilerin yüklenmesi ile başlar.
Kollektif Eylem ve Tarih

 

2 Kollektif Eylem ve Tarih


Kollektif Eylem özgür toplumun, modern Yurttaş Toplumunun oluş sürecine ve onun daha öte gelişimine aittir. Zorlama, yıldırma, korku, baskı vb. temelinde yer alan ‘eylemler’ kollektif eylem başlığı altına düşmez, çünkü böyle ‘eylemler’ istenç ve özgürlükten doğmaz. Zor kavramı boyun eğme kültürüne aittir ve eylemi, dolayısıyla kollektif eylemi olanaksız kılar. İnsan eylemi özgürlük tarafından, eş deyişle istenç tarafından, özgür istenç tarafından belirlenir.

Özgürlük bilincinden yoksun olan ön-modern kültürlerde, örneğin kast dizgelerinde, imparatorluklarda, feodal toplumlarda bireysel istenç, duyunç özgürlüğü, insan hakları gibi kavramların bilinci ve dolayısıyla realiteleri yoktur. Özgürlük bilincinin olmadığı kültürlerde eylemsizlik vardır, ve bu kültürler toplumsal ve politik değişim, dönüşüm ve gelişim tarafından değil, ama sonu gelmez bir kültürel kendini-yineleme tarafından tanımlanır. Bu gerilik içinde dinginlik durumu Tarih kavramının kendisi ile bağdaşmaz. Günümüze dek aşağı yukarı yüzlerce, binlerce yıl önce oldukları gibi gelen bu ön-modern kültürlerde de çoktandır modern dünya ile gönüllü ya da gönülsüz ilişkiler nedeniyle kırılma, parçalanma, dağılma başlamıştır. Despotik kültürde özgürlük henüz salt bir potansiyel, salt bir olanaktır, çünkü homo sapiens özsel olarak özgürlük belirlenimini taşır, ve potansiyel olan edimsel olma olanağını taşıdığı için potansiyeldir. Bu düzeye dek, dönüşüme direnişe aynı zamanda aynı kültürler içerisinde dönüşüm uğruna eylemler eşlik eder.

Yaygın olarak despotik olan ön-modern kültürel yapılar içinde kollektif eylem problemi başlangıçta bugün Batının demokratik modern kültürlerinde olduğundan bütünüyle başka bir karakter taşır, ve ilkin sık sık despotun despot ile çarpışmasına bozulur. Bu geri kültürel yapılar henüz yurttaş toplumu karakterini taşımaz. İstençsiz halklar, yığınlar, kitleler egemenlerine boyun eğer, önderlerinin istencini kendi istençleri olarak bilir, onların buyruğu ile savaşlara gider, vergi verir, despotik yapıyı sürdüren geleneklerine bağlılık içinde yalnızca tikel, geri, yalıtılmış kültürlerini yinelerler. Ekonomi kavramına çok uzak bir ekonomik kaos içerisinde etik, hukuk, yasa, sözleşme vb. kavramları realiteye ulaşamaz.

Politik istencin tek bir insana, tekerke ait olmasının ve devletin bu tekil insanın istenci tarafından belirlenmesinin olanağı ve koşulu halkın istencinin yokluğudur. İstençsiz halkın kararı, eylemi, genel olarak özgürlüğü yoktur. Ön-modern dönemde özgürlük yitirilmiş değil, ama henüz kazanılmamıştır. Özgürlük bilincinin tersinmez olması ölçüsünde, despotizm politik bir geriye düşüş değil, ama normal politik durumdur. Böyle bir durumda yalnızca politik kollektif eylem değil, ama genel olarak eylem söz konusu değildir. Politikanın yasa olması ölçüsünde, despotik kültürde politikanın realitesi yoktur.

Kulların, kölelerin, serflerin, uyrukların özgür bireylere dönüşmesi özgürlük bilincinin doğmasını, insanın insana egemenliğinin yerini “yurttaş = yurttaş” denklemine bırakmasını gerektirir. Modern dönemi tanımlayan kavram özgürlük bilincidir. Ancak özgürlük bilincinin olduğu yerde bireysel istenç ve eylem, dolayısıyla kollektif istenç ve eylem olanaklıdır.

Kollektif eylem insan hakları, özgürlük, eşitlik kavramının gerisinde olan despotik kültürlerin içerisinde doğduğu için, her zaman henüz insan haklarına, insan onuruna, insan değerlerine uymayan despotik törel normlar ile ekonomik ve politik bir çatışma tarafından karakterize edilir.
Değişim Uğruna
Değişim

 

3 Değişim Uğruna Değişim?


Modern kollektif eylem geri törel yaşam biçimlerini törellik kavramının gerçek içeriğine uygun düşen bir realiteye yükseltmeyi, sürekli toplumsal değişimi amaçlar. Bu ortaklaşa eylem salt boş bir tekerleme gibi kullanılan “değişim uğruna değişimi” değil, ussal toplumsal değişimi amaçladığı ölçüde erekseldir, evrensel gelişim ya da küresel gelişim karakterini kazanır ve “sürdürülebilir gelişim kavramı” altında evrensel insanlığının geleceği için, henüz doğmamış kuşaklar için de kaygılandığını tanıtlar.

Kollektif Eylem ve
Kollektif Amaç

 

4 Kollektif Eylem ve Kollektif Amaç


Eğer kollektif eylem “ortak iyi uğruna bireysel olarak kârlı eylemlerden kaçınabilme yeteneği”* olarak tanımlanırsa, kollektif eylemin ancak bir öz-veri temelinde olanaklı olduğu kabul edilmiş olacaktır ki, amaç birliğini tanım gereği kapsayan kavramın kendisine aykırıdır. Amaç birliğinin bile hazıra konmacılık etmeninin önüne geçemediği kabul edilirken (Olson), öz-çıkarın öz-veri karşısında geri çekileceğini düşünmek bir kez de karşı ucu denemek olacaktır. Kuramcılığın böyle dikkatsizlikleri bir yana, eylemin kollektif karakterine karşın, amaç birliği eylemi tekil bir örgütün eylemi yapar. İster bir sendika, ister bir meslek odası, isterse devletin kendisi olsun, örgüt kendi üyelerinin çıkarları uğruna, ortaklaşa çıkar ve yarar uğruna ortaya çıkar. Bu noktalar aksiomatiktir.

Kollektif törel eylemlerin amacı daha iyi olana erişmek olduğu için, erişilen iyinin daha da iyisinin olanağı kollektif törel eylemlere ereksel iyiye yönelik bir süreklilik karakteri verir. Böylece evrensel kollektif törel eylemin ereği evrensel eksiksiz gelişimidir. Kendi başlarına yalıtılmış görünen tikel eylemler gerçekte kentin, ülkenin, ve en sonunda yerkürenin bütününü ilgilendiren bir karakter kazanır. Politik kollektif eylem “polis”in eylemidir (polis, πόλις = kent, devlet), politikadır, ve küresel karakteri içinde evrensel Anayasayı, kendini insan değerine, onuruna, yüksekliğine uygun düşen yasalar altında yönetmeyi, tek bir sözcükle gerçek törel yaşamı, evrensel özgürlüğü amaçlar. Tikel eylemlerin insan doğasına uygun, yani ussal ve törel olmaları ölçüsünde böyle tikel eylemlerin birikimi evrensel kazanımdır. Kollektif tikel eylemler kendi tikel amaçlarının çok ötesinde evrensel törel eylemin bileşenleridir.

Ortak amaç uğuruna örgütlenme söz konusu olduğunda, modern örgütlenme de kararı tekil bir kurumun, daha küçük bir komitenin, ya da en son durumda bir başkanın istencine teslim eder. Ama yetkinin böyle tekil bir noktada yoğunlaşması kollektifin, örgüt ya da organizasyon üyelerinin, ve politik düzlemde düşünüldüğünde, yurttaş toplumunun egemen istencine aittir. Bir komite ya da bir başbakan ya da bir başkan yalnızca yurttaşlık istencinin ona teslim ettiği görevi yerine getirir.

*the “ability to refrain from individually profitable actions for the sake of the common good” (Bandiera, Barankay, and Rasul 2005).
Eylem ve Güdüsü

 

5 Eylem ve Güdüsü


Eylem. Eylem alışkanlıkla yerine getirilen davranış ile aynı şey değildir. Alışkanlık törelliğin tözü, varolanın sorgusuzca yinelemesidir. Kollektif eylem elma toplama ya da ev boyama gibi eylemlerden ayrı olarak, birincil olarak yürürlükteki törel yapı ile çarpıştığı, bir istenç değişimi istediği için eylemdir ve bu nedenle yürürlükteki törelliğin direnci ile karşılaşır. Eğer bir eylem durumunda “direniş”ten söz edilecekse, bu eylemcilere değil ama tutuculara aittir. Eylemin kendini törelliğe karşıtlığında belirlemesine karşın, amacına ulaşır ulaşmaz kendisi yeni törellik olur ve eskisini törelliğe aykırı olarak yargılar. Yerleştiği ve sağlamlaştığı düzeye dek, kendisi tutucu bir karakter kazanır ve kendi payına yeni eylemler tarafından olumsuzlanmasını beklemek üzere kuyruğa girer.

Eylemin ve Değişimin Güdüsü. Eylem varolan toplumsal normlara karşıtlığında toplumsal değişimi amaçladığını gösterir. Ve bununla ahlaksal ve törel bir kavram olduğunu tanıtlar. Modern toplumlar akış durumundadır; geleneksel-despotik toplumlar değil. Binlerce yıl değişmeden kalan toplumlar tarihin boş sayfalarının yazarları olurlar. Katı despotik kültür tarafından varolan yapısı içinde kalmaya zorlanmadığı sürece, tin sürekli gelişme karakterini sergiler. Törel değişim enerjisini, güdüsünü, ereğini tinin kendi kaynaklarından, özsel özgürlük belirleniminden sağlar. Buna göre törel değişim, gelişim ve yenileşme alanında bir kaynak tüketme problemi gibi birşey yoktur ve kaynakları sınırsız olan bu alanda sürdürülebilir gelişme problemi gibi birşey doğmaz.

Kollektif Eylem ve
Kültürel Çoğulculuk

 

6 Kollektif Eylem ve Kültürel Çoğulculuk


Ön-modern kültürlerde gelenek davranışın belirleyicisidir, bireysel istenci bastırarak değişimi önler, ve önemsiz ve anlamsız kültürel yapıların salt kendini-yinelemeden oluşan sürekliliğini güvence altına alır. Kabile, klan, boy, soy, kast vb. gibi her biri kendine özgü değerleri tarafından tanımlanan topluluklarda eylem birliği olanaksız, çünkü eylem olanaksızdır. Bu olanaksızlığın üzerine, etnik kümelerin değerler üzerine çatışmalarının ortak çıkarlara yönelik herhangi bir işbirliğini, ne olursa olsun kollektif eylem denebilecek herhangi bir davranışı bile olanaksızlaştırması eklenir.

Kollektif Eylem ve
Ahlak

 

7 Kollektif Eylem ve Ahlak


Eylem özgür bireyselliğin üstünlüğüdür, çünkü birey neyin doğru neyin eğri, ve neyin iyi neyin kötü olduğunu dışarıdaki bir istençten, bir yetkeden, dinsel bir öğretiden almaz, ama kendi ussal duyuncunu tüm normların yargıcı yapar, kendisi ussal normlar getirir. Birey olması doğru olanı yapmasının ya da ahlaklı olmasını biricik güvencesidir, çünkü eğri olanı yapması dürtüsüne, hırsına, itkisine, içgüdüsüne vb. teslim olması, böylece özgürlüğünü, birey olma karakterini yitirmesidir. O zaman pekala kollektif eylemin olanaksızlığını ileri süren görüşleri aklamaya katılabilir.

Zaman zaman eylem olarak görülen şeyler gerçekte belirlenimlerinde dürtüseldir, ussal değil ama tepkisel, duygusal, giderek doğal ya da içgüdüseldir. Duyunç keyfi karar verme değil, ama iyi ve doğru olarak yargılanan amaç uğruna karar verme yetisidir. Eylem keyfi olarak seçileni yapmak değil ama ussal, yani doğru, haklı ve iyi olanı yapmaktır. Özgürlük dilediğini seçme hakkı değil ama haklı, doğru, iyi olanı istemektir. Eylem moral insanı, kendi duyuncunun bilincinde olan insanı öngerektirir. Ve özgür törellik gerçek ahlakı gerektirir. Gelenek törelliği ise dışsal ahlak üzerine dayanır.

Eylem ahlaksal alana aittir, törellik ile ilişkisi olumsuzdur çünkü onu değiştirmeyi hedefler. Törellik alışkanlıktır. Eylem duyuncun dinamizminden, özbilinçli özgürlükten doğar ve yürürlükteki törel yapı ile çatışır. Kollektif eylem bir istenç değişimini amaçlar, ve amacına bu amacın ussallığı ile orantılı olarak ulaşır.

Kollektif Eylem “Problemi” ve
Zorun Zorunluğu?

Kendine güvenmeyen insan başkalarına da güvenmemelidir: Kendisi güvenilirlik gibi bir karakter yüksekliğinden yoksun iken, başkalarına nasıl değer verebilir ve saygı duyabilir?

8 Kollektif Eylem “Problemi” ve
Zorun Zorunluğu?


Kollektif Eylem Problemi küme üyelerinden bir bölümünün ortaklaşa eyleme katılmaları gerekirken bireysel çıkarlarının ortak çıkar ile çatışması nedeniyle ortaklaşa eyleme katılmadıkları yerde doğar. “Hazıra konma/free riding” problemi ise kollektif eyleme katılan küme üyelerinden bir bölümünün kümeye karşı yükümlülüklerini yerine getirmedikleri yerde doğar. Kollektif eylemin gerekçesi tüm bireyler öz-çıkar duygularına göre ya da bencil olarak davranırsa, sonucun işbirliği durumunda elde edilecek olandan daha kötü olacak olmasıdır.

Kollektif Eylem Problemi “genellikle” şöyle formüle edilir: Küme eyleminde tüm bireylerin ortak amaca uygun olarak davranmaları beklenir. Ama bencillik etmeni vardır, kimi bireyler ortak çıkara uygun davranmazlar, ve beklenen davranışı elde etmek ya da problemi çözmek için zorlayıcı bir etmen, ödül ya da ceza düzenekleri gerekir.

Çıkar ya da öz-çıkar duygusu hiç kuşkusuz kendinde kötü ya da yanlış değildir. Bencillik başka birşeydir çünkü başkalarının haklarının tanınmamasını anlatır. Yanlış ya da kötü olan şey kişisel çıkar değil, ama onun haksız olması, evrensel çıkarın üzerine yükseltilmesidir. Devlet alanında, bu ahlaksal gerilik yasalara zorlayıcı karakterini veren etmendir. Ve gene de genel olarak yasalar onları çiğneme durumuna düşenlerin duyunçları tarafından bile onaylanır.

Bireysel çıkar evrensel çıkar ile çatışması ölçüsünde ussal olanı değil, ama ussal olmayanı anlatır, ve kollektif eyleme katılan ama onun amacına uygun davranmayan insan ussal değil, usdışı davranmaktadır. Paradoksal olarak, en sonunda usdışı ve amaca aykırı olan kör öz-çıkar dürtüsü kollektif eylem literatüründe sık sık “ussal/rational” olarak karakterize edilir. Örneğin, “bireyleri ortak çıkar uğruna davranmaya iten bir zorlama ya da başka bir aygıt olmadıkça, ussal, çıkarcı bireyler ortak ya da küme çıkarlarına ulaşmak için davranmayacaklardır” :: “rational, self-interested individuals will not act to achieve their common or group interests” (italikler Olson’un, The Logic of Collective Action, Introduction). Açıktır ki “ussal” olduğu söylenen tutum açıkça usdışıdır, moral değildir, ve ekonomik açıdan modern toplumun “kapitalist toplum” gibi enteresan bir adlandırma altına indirgenmesinin başlıca gerekçesine katılır.

Olson bireylerin dar bencillik ve çıkarcılıklarını yenemeyecekleri öncülünü politika alanına da uygular. Büyük kümeler kollektif amaçta birleşmeyi ve çıkarlarını hükümet yoluyla anlatmayı başaramazken, iyi örgütlenmiş ve amaçları çevresinde birleşmiş daha dar çıkar gruplarının, lobilerin vb. politik çıkarlarını savunmada daha başarılı olduklarını söyler. Bu hiç kuşkusuz realitedir. Ama realiteden kuram türetmek realitenin değişimi ile birlikte kuramı geçersizleştirir. Ve yurttaş toplumunun törel ve politik olarak değişmesinin, ahlaksal olarak erginleşmesinin önünde hiçbir engel yoktur, çünkü modern devlette egemen güç, ondan daha güçlüsü olmayan güç yurttaşın istencidir.

Kollektif eylemin bir istenç sorunu olması istencin gelişim düzeyini kollektif eyleme bağlanan problemler açısından belirleyici kılar. Duyuncunu sınırlı olarak, ancak belli bir düzeye dek geliştirmenin kimi insanlar için kaçınılmaz olduğunu, kimilerinin ne olursa olsun moral olarak geri kalacaklarını düşünmek duyuncu doğal bir yetiye, bir içgüdüye indirgemek gibidir. Dürüst insanlar kollektif eyleme dürüstlükleri ile katılırlar, ve kollektifin içinde dürüst olmayanların olması, törel olgunluğun eşitsizliği kollektif eylemi bütününde olumsuzlamaz, ama yalnızca kollektif eylem problemleri denilen durumları kaçınılmaz kılar. Olson’un düşündüğü gibi, eğer herkes hazıra konmaya hazır ise, o zaman kollektif eylem olmayacak, dolayısıyla kollektif eylem problemi de olmayacaktır.

Güven ve Özgürlük



Öz-güvensiz insan istençsizdir ve başkasına da güvenemez. Güven başkasının istencini kendi istencim olarak bilmemdir ve bunun için önce istencim olmalı, özgür olmalıyımdır. Başkasına güven kendine güveni gerektirir. Kendisinde bir değer duyumsamadığı için, kültürü onda bir değer geliştirmemiş olduğu için, başkalarına verecek değeri bulamaz. Geri kültürlerde güvensizlik yaşamın vazgeçilmez bileşenlerinden biridir. Ve bu etik gerilik ile orantılı olarak herhangi bir “kollektif”in şansı düşüktür.

Yansıtma



Eğer biri yolsuzuk için, rüşvet vermek ya da almak için ve başka her yamukluk için hazırsa, nasıl başkalarının düzgün olduğunu düşünebilir? Eğer dürüstlüğün ne olduğunu bilseydi, bunun ona gerçek benliğini ve gerçek öz-duygusunu kazandıracak kavramlardan biri olduğunu bilseydi, onu önce kendisi uygular ve bayağılık ile değiştirmezdi. Bugün yamukluğu ulusal karakterleri olarak sergileyen ülkeler bolluğu vardır. Bunlar etik olarak geri oldukları gibi, henüz estetikte, bilimde, felsefede, demokraside, mutlulukta da geri ülkelerdir.

İnsana Güven?



Böyle güvensiz kültürler örneğin “insanın yamuk tahtasından düzgün hiçbirşey yapılamaz” diyen Kant gibi kuşkucu felsefecilere, nihilist, pozitivist yazarlara, analitik geleneklere, insanın “saçma” olduğunu, “dünyaya fırlatılmış” bir hiçlik olduğunu bildiren varoluşçu yazarlara, kültürde saçma, değersiz, çirkin olan herşeye sarılırlar. — Seçme özgürlüğü olduğuna göre, kişi pekala aşağılık olmayı seçebilir. İnsan saçma olduğuna göre, pekala saçma bir yaşam sürdürebilir. Varoluş anlamsız olduğuna göre, düzgün olmanın ne anlamı olacaktır? Us her zaman tutkulara yenik düşmez mi? Bu nihilist varoluşun güncel ve bütünsel sunumunu postmodern yazarlarda buluruz.

Yasa İstenci

 

9 Yasa İstenci


Kollektif istenç ya da Rousseau’nun genel istenç/la volonté générale kavramı da aynı “problem” ile karşı karşıyadır. Bireyler çeşitli gerekçeler ile kendi yaptıkları ya da onayladıkları yasalara uygun davranmazlar ve bu nedenle aralarından bilerek ya da bilmeyerek yasayı çiğneyenlere sunulmak üzere uygun yaptırımlar getirirler. Bu zorlayıcı etmendir. Ama yasanın bütününde bireylerin istençleri tarafından onaylanması bu zorlayıcı yetkeyi “yetke olmayan bir yetke/une autorité qui n’est rien” yapar, zorlamayı gereksizleştirir, çünkü kendi istencinin altında durmak kölelik değil, özgürlüktür. Modern politika özsel olarak yasa ile birdir, ve yasa ussal kollektif istencin anlatımıdır. Yasayı yalnızca yukarıdan verili olarak tanıyan ön-modern despotik toplumların tersine, demokratik devlette yasama gücü özsel olarak yurttaşa aittir, egemen yurttaştır, ve yasa onun kollektif ussal istencinin anlatımı olarak modern devletin özsel momentidir. Kollektif istence aykırı olarak, politikayı öz-çıkar uğruna belirlemek usdışıdır, ahlaka ve törelliğe aykırıdır, ve modern demokratik devletin değişime, yenileşmeye, iyileşmeye açık politik bir süreç olmasının nedeni bireylerin bir bölümünün henüz yasa egemenliğini anlamamış olmaları, henüz modern törelliğe aykırı geleneklerini sürdürmeleri, hiçbir anlamları olmayan alışkanları, inakları, boşinançları “değerler” olarak görerek kollektif iyinin önüne ve üzerine koymaları, ve bu nedenle törel eğitim gereksiniminde olmalarıdır. Törellik öğrenilebilirdir. Ama törellik bireye ancak onun kendi özgürlük bilinci tarafından öğretilebilirdir.

Olson kollektif eylemin ancak zorlama yoluyla olanaklı olmasını “kollektif eylemin mantığı” olduğunu düşünür. Zorlamayı uygulayanın hangi güç olduğunu belirtmez. Gerçekte bu bakış açısı liberal değil ama totaliterliğe dönüktür: Toplum ancak zor yoluyla kurulabilir, devlet yurttaş toplumunun ussal genel istenci değildir, ama zor yoluyla varolur ve bir zorlama aracıdır. İdeoloji çoktandır kılgıda politik zorun önce bir partinin, sonra doğrudan doğruya bireysel bir despotun tiranlığına dönüştüğünü göstermiştir. Ama gene de Olson’un kollektif eylem mantığını çürüten etmen realitenin tanıklığı değil, kuramının dayandığı kavramın kendisidir: Zor moral bir kavram değildir, özgürlükte sonuçlanmaz, ve törel bir gelişime götürmez. Yalnızca boyun eğme sağlar, ve ancak geçici olarak sağlar.

Hazıra Konma (Free Riding)
Problemi

İnsanı ceza korkusu ile etik olmaya zorlamanın kendisi etik değildir. Ceza kavramı caydırıcı bir etki yaratsa da, cezanın anlamı türenin yerine getirilmesinde yatar. İnsanlar ancak korkutularak dürüst olabileceklerini düşünenler açıkça kendi durumlarından ve deneyimledikleri tekil örneklerden bir genelleme, bir tümevarım yapmaktadırlar. Ama tümevarım gerçeklik için hiçbir değer taşımasa da, olgular korkudan özgür toplumlarda etik normların daha yüksek olduğunu gösterir.(LİNK)

10 Hazıra Konma (Free Riding) Problemi


Ortak bir yarardan onun üretimine ve giderlerine katılmaksızın yararlanma davranışı kollektif eylem problemlerinden bir ikincisi tanımlar. Olson ortak yarar kümedeki tüm bireyler için geçerli olduğu ve hiçbir üye dışarıda bırakılmayacağı için, kimi bireylerin hazıra konacaklarını, yani amaçlanan kazanımdan onun üretimine ya da yönetimine katılmaksızın yararlanmayı yeğleyeceklerini düşünür. Örneğin bir sendika üyeliği durumunda hiçbir işçinin sendika aidatını ödemeyi istemeyeceğini ve buna karşın ‘ussal/rational,’ eş deyişle ‘çıkarcı/self-interested’ olduğu için sendikanın sağlayacağı tüm kazanımlardan yararlanmayı isteyeceğini söyler. Başka bir deyişle, hiçbir insanın gerçek anlamda moral olmayı istemediğini, herkesin salt kişisel çıkar uğruna her kuralı çiğnemeye hazır olduğunu kabul eder ve insanları doğru davranışa yöneltmek için yukarıda sözü edilen zorlayıcı bir aygıtı, bir tür ödül-ceza düzeneğinin gözdağını gerekli görür.

Eğer bencil davranışa yönelen üyeler küçük bir azınlık olsaydı, hazıra konma probleminin kendisi doğmaz, kıyısal bir sorun olarak hakkında kitaplar yazılmazdı. Ama bencil davranışa yönelme tüm üyeler için geçerli sayılır ve yine kümenin üzerinde duran hipotetik bir güç kabul edilir. Problemin çözümünü böyle temellendirmek bir köpeğe sopa kaldırmak gibidir. İnsanın bütün törel niteliğini siler, onu kendisi olmayan bir güç tarafından denetlenen bir otomata, sorumluluğa yeteneksiz ve kurtarılmayı bekleyen bir çocuğa indirger.

Etiğin Olanağı

 

11 Etiğin Olanağı


Bu realistik ya da daha iyisi pozitivistik bakış açısı da insan toplumunu ve onun tüm belirlenimlerini altyapının denetiminde gören ve bu nedenle yurttaş toplumu kavramını yadsıyarak “kapitalist toplum” tasarımını yeğleyen ideolojinin bakış açısı ile özsel bağdaşma içindedir. Bu görüş bugün de yaygındır ve ahlak felsefesinin birincil sorusuna verilecek yanıtı belirler: İnsan niçin iyi, doğru ve haklı olanı istesin? İnsanın özsel moral niteliğine güvenilebilir mi? Duyunç özgürlüğü kavramı bir yanılsama mıdır? Eğer bir yanılsama ise, insanı iyi, doğru, haklı olanı istemeye ve yapmaya zorlamanın dışında başka bir yol var mıdır? Kötümser ya da nihilistik yanıt insanlığın moral bir belirlenim taşımadığı, hiçbir zaman moral erginliğe ulaşamayacağı, ve bu nedenle en sonunda zor üzerine dayalı bir denetim dizgesinin altına alınması gerektiğidir. Bir kural olarak, bu görüşü savunanlar denetleyicilerin moral niteliği sorusunu sormayı düşünmezler çünkü zorlayıcı gücün kendisinin moral olacağı konusunda hiçbir güvence yoktur. Gerçekte, tam tersine, zorlamanın kendisi moral değildir. Zorlama dinsel bir etmen, bir tanrı korkusu, bir ceza beklentisi, bir ödül umudu olabilir ve beklenen sonucu yaratabilir. Gene de böyle sağlanan ahlak en iyisinden dışsal ahlaktır, bireyin kendi duyuncundan doğmuş değildir, ve modern törellik ile geçimsizdir. Böyle insan özgür değildir çünkü kendi duyuncunun yargısına göre davranmaz, ama sorgulamaksızın doğruladığı dışsal bir buyruğa boyun eğer.

Bu ve benzeri bakış açılarına göre, insanın bütününde bencilliğini yenmesi olanaksızdır ve hazıra konmacılık ya da free riding insan karakterine özünlüdür. Şirketler çevrenin kötüye kullanılmasını ve bozulmasını sürdürecektir, çünkü çevre koruması için gereken harcamalardan kaçınmaları “ussal”dır, çünkü bu türden giderler şirket ekonomisi açısından kârları ve yarışmacılık gücünü olumsuz olarak etkileyecektir. Kollektif eylem kuramı böyle formüle edildiğinde, sürdürülebilir gelişme kavramının kendisini saçmalaştırır.

İnsanın ussal, törel, moral doğası kavramı bir yana, modern realitenin kendisi insanın ussal, onurlu, değerli ve törel bir varlık olduğunu doğrulayan örnekler sunar. Toplumsal örgütler durumunda bencil ve sorumsuz davranışlara karşı getirilen yaptırımlar o örgütlerin üyeleri olan bireylerin kendi istençlerinden doğar. Tüm örgütlenmeler durumunda “zorlama” o örgütü kuran insanların kendileri tarafından getirilir ve böylece onların kendi istençlerinin anlatımıdır. Ama kendi duyuncuna ve istencine bağımlı olmak özgür olmak, onurlu olmak, törel olmaktır.

İnsanın Moral Belirlenimi
Üzerine Felsefeciler

 

12 İnsanın Moral Belirlenimi
Üzerine Felsefeciler


Bu nokta ile ilgili olarak felsefe tarihi bir görüşler türlülüğü sunar. Kuşkucu Immanuel Kant’ın görüşünde “insanın yamuk tahtasından düzgün hiçbirşey yapılamaz.” Kuşkucu David Hume’a göre, “Us her zaman tutkulara boyun eğer.” Ayrıca tüm daha sonraki nihilizm türevleri insanın usdışı bir varlık olduğu öncülünden doğan vargılardır. Varoluşçuluk insan için evrensel ve saltık bir iyilik, doğruluk ve haklılık ölçünü olmadığı, çünkü insanın ussal özü kavramının bir yanılsama vevaroluşun birincil olduğu, özgürlüğün iyi ve kötü arasında hiçbir özsel moral ayrım yapılmaksızın salt bir “seçme sorunu” olduğu bakış açısını geliştirir. “Yararcılık” başlığı altına düşen sözde törel kuramlar “yarar” kavramını törel davranışın ilkesi olarak almada aynı irrasyonalizme katılır, insanın moral özünü yadsır, ahlaksal olmayanı, aslında ahlaksal problemi yaratanı ahlaksal ölçüt olarak kabul ederler.

Felsefe Tarihinde usdışı çizginin sergilemesini sunan böyle talihsiz felsefecilik örnekleri ile karşıtlık içinde, örneğin modern kalkülüsün bulucusu olan ve bilimsel gelişime katkısı paha biçilmez sayılan Leibniz bu dünyanın “olanaklı dünyaların en iyisi” olduğu vargısını çıkarıyor, çünkü bütün bir evren gibi insan doğasının da ussal olduğu öncülü üzerine düşünüyordu. Dünyadaki kötülük insanın moral eğitimsizliğinin sonucudur. Benzer olarak, Spinoza usun tutkulara köleliği yenebileceğini doğruluyor, ve bunun salt öznel bir dilek sorunu olmadığını, insanın ussal varoluşa yazgılandığını geometrik yöntemi ile tanıtladığını düşünüyordu. Ahlakın olanağı bu dünyanın ya da öte dünyanın korkusu, zor, ceza, ödül vb. gibi dışsal etmenlerde değil, ama insan doğasının kendisinde, onun ussal özgürlüğünde yatıyordu.

İyi olanı istemek ussaldır, ve insanın kendini törel olarak sonuna dek ve son insana dek eğitmeyi başarmasının önüne çıkacak üstün güçler, altyapılar, özerk teknolojiler vb. gibi herhangi bir engel yoktur. İnsan istencinin saltık olarak İyi olanı istediği ve kötü olanı isteyemeyeceği etik kavramının kendisinin birincil belirlenimidir, insanın moral özünden doğar, ve törel yaşamın eksiksizleşmesinin olanaklı ve zorunlu olduğu vargısına götürür. Kötü olan istenebilir, ama tüm felsefesi İyinin doğasını anlamaya adanmış Sokrates’in çok önceden gördüğü gibi, kötü ancak iyi sanıldığı için istenebilir. Yanlışlıkla iyi olarak istenen kötünün gerçekte kötü olduğu anlaşılır anlaşılmaz yadsınacaktır. Duyunç kötü olarak bilineni iyi olarak yargılayamaz, ve istenç kötü olanı isteyemez. Ussal doğaları gereği bunu yapamazlar.

The Tragedy of the Commons

 

13 The Tragedy of the Commons


Ortak Malların Trajedisi. Realiteye güçlü bir nihilistik bakış açısından yaklaşan Garret Hardin’e* göre (The Tragedy of the Commons, 1968), “Ortak bir şeyde özgürlük herkese yıkım getirir” :: “Freedom in a commons brings ruin to all,” çünkü herkes ortak kaynakları sorumsuzca ve sınırsızca kullanıp tüketme eğilimindedir. Bir zamanlar “üçüncü dünya” olarak tanımlanan kültürlere çok daha uygun düşen bu bakış açısına göre insan istençsizdir ve içgüdüsel olarak davranır. Kollektif eylem kavramının kendisini çürüten bu kuram üzerine örneğin çevrecilik sonuçsuz kalmak zorundadır, denizleri kurtarmak olanaksızdır, kentlerin havası sonsuza dek kirli kalacaktır çünkü bencillik yenilemezdir. Aslında “duyunç kendini yok edicidir” :: “Conscience is self-eliminating.” Bu enteresan görüş genetik ile ilgili bir örnek verilerek pekiştirilir. Bunu göstermek için Hardin nüfus artışı problemini kullanır. Duyunçlu insanlar doğum oranlarını azaltırken duyunca yanıt vermeyenler daha büyük bir oranda üreyecek, bu kuşaktan kuşağa üreme genlerinde kalıtsal bir etki, bir içgüdü değişimi yaratacaktır. Kollektif eylem problemini çözmede duyunç işe karışmamalıdır, çünkü “patojenik etkileri” vardır.

*The Tragedy of the Commons, Garret Hardin, (1968).
Modern ve
Ön-Modern

14 Modern ve Ön-Modern


İnsan hakları, politik özgürlük, kültürel özerklik gibi kavramlardan henüz yoksun olan ön-modern toplumlarda kollektif eylem kendine özgü biçimler kazanır, sık sık despotun despot ile kavgası biçimini üstlenerek anlamsızlaşır ve bir eylem karakterini yitirir. Eylem özgür insanın, bireyin ayrıcalığıdır. Köle eylemsizdir. Kul, köle, serf gibi geçmişe ait görünen ama kültürel çoğulculukları içinde bugün de geçmişin geri toplumsal biçimlerini yaşatan milyarlar için eylemsizlik işlerin normal durumudur. Bu kitleler eylemsiz çünkü istençsizdir. Despotik yapılı kültürleri içinde, davranışları varolan törel normlar ile çatışmamalı, kendilerine ait hedefleri ve bakış açıları olmamalı, kendilerini kültürlerine teslim etmelidirler. Bunu yapmak zorundadırlar çünkü daha ötesini bilmeksizin yaşarlar. Herşeye karşın özgürlük olarak bildikleri şey uğruna eyleme geçerlerse, sonuçlar sık sık korkutucudur.

Ön-modern toplumlarda yerleşik kültürel normların dışına çıkan davranış genellikle ilkin kötü olarak, giderek bir suç olarak görülür. Geleneğin bu direnişi sonucunda, ön-modern kültürler değişime, yenileşmeye ve gelişime kapanır, çünkü eylem bir değişimi hedefler, ve yenileşme ve gelişme bu kültürler için ortadan kalkış anlamına gelecektir. Hiç kuşkusuz bugün dünyanın geri kalanından yalıtılmış ve modernleşmeye bütünüyle kapanmış bir kültür olsa olsa postmodern imgelemde vardır. Gerçekte küreselleşme sürecinin bir başka adı olan modernleşme politik, ekonomik, sanatsal, bilimsel yenileşme olarak en geri kültürlerin dokularına işlemekte, onları pıhtılaşmış geleneksel karakterlerinden özgürleşmeye, arkaikleşmiş kültürel yapılarını terk etmeye güdülemektedir. Değişim süreci geleneksel olanın ve yeni olanın çarpışması olarak yer almakta, sık sık eski olana karşı çıkışın kendisi eski olanın karakterini taşıdığı için, çarpışma özellikle Orta Doğuda olduğu bir kör dövüşü biçimini almaktadır. Bu istençsiz kitleler, yığınlar, halklar için kollektif politik eylem kaçınılmaz olarak bir önderi izlemekten öteye gitmediği için, hedef kendileri henüz insan hakları, demokrasi, yurttaş toplumu gibi modern kavramların bilinçsizi olan önderlerin kaprisleri tarafından belirlenmektedir.

Amaç, Eylem,
Zor ve Şiddet

15 Amaç, Eylem, Zor ve Şiddet


Amaç ve Araç. Kollektif Eylem bir amaç uğrunadır. Gerçekte eylem bir araçtır – gösteri yapmak, yürümek, oturmak, imza toplamak, grev yapmak vb. Özsel olan ve uğruna eylemin yapıldığı şey amaçtır. Amaç değişimdir – bir normu, bir kuralı, bir yasayı silmek ve yerine yenisini getirmek. Kollektif eylemin yarattığı değişim bir istenç değişimi, böylece yeni bir törel durumdur.

Kollektif Eylem ve Zor ve Şiddet. Kollektif eylemin amacının yeni bir kollektif istenç, yeni bir ortaklaşa istenç elde etmek olduğu düzeye dek, zor ve şiddet eyleme ilgisiz ve dışsaldır, çünkü zor ve şiddet bir boyun eğme sağlayabilir, bir istenç değişimi değil. Zor bir istenci bastırmanın aracıdır ve kalkar kalkmaz istenç kendini yeniden ileri sürer. Aslında zor kullanımı bir istenç değişiminin olmadığının açık kanıtıdır.

 

Yurttaş Toplumu

16 Yurttaş Toplumu


Yurttaş Toplumu modern toplum biçimidir ve ön-modern geleneksel ve despotik toplum biçimleri ile karşıtlık içinde durur. Realitesini bu sonlu biçimleri olumsuzlaması yoluyla kazanır. Bu nedenle Yurttaş Toplumu tamamlanmış ve bütünüyle gerçekleşmiş bir yapı değil ama bir oluş sürecidir. Modern toplum sürekli yenileşmedir çünkü geleneksel toplum biçiminden ayrı olarak değişime ve yenileşmeye yeteneklidir. Bu yenileşme, özgür yurttaşın istenci tarafından belirlendiği için, salt yenilik uğruna yenilik, ayrım uğruna ayrım değil ama ussal yenileşme, ahlaksal, törel ve yasal boyutlarda gelişmedir. Yurttaş toplumunun sürekli gelişim süreci olması onu eski ile yeninin, geleneksel olanın ve yeni olanın çarpışma alanı olarak gösterir. Orada henüz ussal olan, iyi ve doğru ve güzel olan bütünüyle egemen değildir, ama içinden doğduğu kültürün artıkları ile, usdışı, kötü, eğri ve çirkin olan ile birarada bulunur.

Özgür Yurttaş Toplumları yapılarını kendileri belirler. Gelenek toplumlarına yapıları verilidir, sorgusuzca kabul edilir, ve istenç özgürlüğü olmadığı için değişime kapalıdırlar.

 

Yurttaş Toplumu,
Kollektif Eylem ve
Küreselleşme

------------------

17 Yurttaş Toplumu,
Kollektif Eylem ve Küreselleşme


Yurttaş Toplumu tüm yurttaşları hiçbir kültürel ve doğal ayrım olmaksızın eşit kişiler olarak kendi içinde kapsadığı düzeye dek kollektif eylemin gerçek ereğidir. Törel gelişimin ereği olarak, hakkın, duyunç özgürlüğünün ve törel özgürlüğün edimselleşmesi olarak kültürün tamamlanması ve dolayısıyla uygarlığın kendisidir. Evrensel karakterinde tüm tarihsel ve kültürel tikellikleri ortadan kaldırır ve tüm toplumlar açısından türdeş, evrensel bir yapılanmayı temsil eder. İnsan hakları, yasa egemenliği, türe uygulaması, duyunç özgürlüğü gibi kavramlar herhangi bir derece ayrımına izin vermez: Daha az haklar ile yetinmeye kabul edecek, yasa karşısında göreli eşitliğe izin verecek, türe uygulamasında ayrımcılığı kabul edecek bir toplum henüz evrensel insanlık değerlerinin gerisine düşen bir toplumdur, ve oradan yükselmesi salt bir zaman sorunudur.

Hükümet ve Hükümet-Dışı Örgütler. Modern yurttaş toplumunda yasama gücünün yurttaş toplumuna ait olması onda hükümet-dışı örgütler ve hükümet arasındaki çatışma görüşünü anlamsız ve geçersiz kılar. Eğer gene de çatışma varsa, bu yalnızca yurttaş toplumunun henüz devletini kendi istenci yapacak denli gelişmemiş olduğunun göstergesidir.

Kollektif Eylem ve Demokrasi. Modern yasa başarılmış kollektif eylemdir. Modern dönemin özgürlük tini tarafından belirlendiği düzeye dek, modern devlet özgür Devlettir, çünkü yurttaş istencinin anlatımıdır. Ön-modern yasa uyruk için yalnızca verili iken, modern yurttaş toplumunda yasa yurttaş tarafından kendi kendisine verilir ve kendi istencinin altında olan yurttaş tam bu nedenle özgürdür.

Demokrasi istenç belirsizliği tarafından ya da dosdoğru istençsizlik tarafından karakterize edilen halkın değil ama Yurttaş Toplumunun devletidir. Yurttaş kendi istencini yasa yapma bilincini taşıyan özgür bireydir. Böylece demokrasi özsel olarak kollektif istencin gerçek anlatımıdır. Demokrasilerin evrensel insan hakları temelinde varolması demokrasiler çoğulluğu arasında daha geniş bir ortaklaşa istencin, kültürel olarak türdeş ulusların uluslar-ötesi kollektif istencinin doğmasına götürür.

[YAZI SONU]

Site Haritası | Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2015-16 | aziz@ideayayinevi.com

 

4) Kollektif Eylem Kavramı

BÖLÜMLER
Giriş
  1) Kollektif Eylem ve İstenç
  2) Kollektif Eylem ve Tarih
  3) Değişim Uğruna Değişim?
  4) Kollektif Eylem ve Kollektif Amaç
  5) Eylem ve Güdüsü
  6) Kollektif Eylem ve Kültürel Çoğulculuk
  7) Kollektif Eylem ve Ahlak
  8) Kollektif Eylem “Problemi” ve Zorun Zorunluğu?
  9) Yasa İstenci
10) Hazıra Konma (Free Riding) Problemi
11) Etiğin Olanağı

12) İnsanın Moral Belirlenimi Üzerine Felsefeciler
13) The Tragedy of the Commons

14) Modern ve Ön-Modern

15) Amaç, Eylem, Zor ve Şiddet

16) Yurttaş Toplumu
17) Yurttaş Toplumu, Kollektif Eylem ve Küreselleşme

ETİK, EKONOMİ, KÜRESELLEŞME

İÇERİK
1) Etik ve Küreselleşme
2) Kollektif Eylem Kavramı
3) Etik ve Ekonomi

4) Modern Yunan Etiğine Doğru

5) G20 ve Küreselleşme
6) TEİD 2015 / 5. Uluslararası Etik Zirvesi: İş Etiği ve Küreselleşme

 
İdea Yayınevi Site Haritası | İdea Yayınevi Tüm Yayınlar
© Aziz Yardımlı 2015-16 | aziz@ideayayinevi.com